Hatuniye semtinde, dar sokaklara dizilen tezgâhlar üzerinde iğneden ipliğe her şey satılıyor. Çoğu ikinci el, hepsi uygun fiyatlı. 50 liraya ayakkabı, 30 liraya kazak, 15 liraya pantolon bulmak mümkün bu pazarlarda. AVM'lerin cam vitrinleri arkasında sergilenen ve ortalama bir ailenin aylık gelirine denk gelen bayramlık takımların tam karşısında, başka bir Türkiye burada, kaldırımda yaşıyor.

"BASMANE BUTİK"
Basmane Kubilay Mahallesi'nin ara sokaklarından birinde, plastik çuvallar ve askılara dizilmiş kıyafetlerin arasında 68 yaşında bir Rabia Sayın oturuyor. 20 yıldır aynı yerde, aynı mahallede, aynı insanlara satıyor. Ama burada satılan şey yalnızca kıyafet değil; güven, sabır ve veresiye.
Sayın'ın tezgâhı kaldırım pazarlarından ayrılıyor: Sattığı her şey sıfır, yeni. Çocuk takımları 150 liradan başlıyor, 500-600 liraya kadar çıkıyor. Yetişkin takımları 500 ila 700 lira arasında değişiyor. Terlikler 150 lira. Ama bu fiyatları da mahallenin büyük çoğunluğu peşin ödeyemiyor. Sayın, kendi kafasındaki deftere bakıyor; kimin ne kadar verebileceğini, kimin ne zaman ödeyebileceğini biliyor, "Bizde kredi kartı yok. Ben insanlara taksitle veriyorum. Mahalledekiler benden böyle alışveriş yapıyor" diyor.

20 YILIN HESABI
Rabia Sayın bu işe arabaya mal yükleyip mahalle mahalle dolaşarak başlamış. Yıllar içinde artık arabaya gerek kalmamış; herkes onu tanıyor. "Rabia Teyze" diyorlar, orada, aynı kaldırımda, aynı plastik sandalyede oturuyor.
Ekonomik kriz derinleştikçe sokak satıcılığı zorlaşıyor. Müşteriler azalıyor, ödeyemeyenler çoğalıyor. Sayın "Sıkıntı benim sıkıntım, yine de oturuyorum burada. Kimse yok artık. Yine de bana ek iş oluyor, bir geçim kapısı" diyor. Bu cümlede iki ayrı yoksulluk var aslında; biri satan, biri alan. İkisi de aynı kaldırımda, birbirini tutarak ayakta durmaya çalışıyor.

"YETER Kİ ÇOCUKLARININ YÜZÜ GÜLSÜN"
Rabia Sayın'ın en çok anlattığı konu veresiye. "Şimdi param yok, olunca öderim" diyeni geri çevirmiyor. Çünkü biliyor; bu mahallede "param yok" demek utanç değil, gerçek. Ve o gerçeği yargılamak yerine karşılıyor. "Yeter ki çocuklarının yüzü gülsün" diyor. Bu cümle bir satıcının müşteri tutma stratejisi değil. Yoksulluğun içinden yükselen, sınıfını bilen, komşusunu tanıyan birinin insanlık refleksi. Mahallede dayanışmanın güçlü olduğunu söylüyor Sayın. Herkes birbirinin durumunu biliyor, kimse kimseye fazla soru sormuyor. Bayram yaklaştığında çocukların yeni bir şeyler giymesi için ne gerekiyorsa yapılıyor; borç alınıyor, taksit yapılıyor, bazen de sadece "olunca öderim" deniyor.

ONLARIN AVM'Sİ KALDIRIM
Türkiye'de alışveriş merkezlerinin sayısı her yıl artıyor. Ama bu büyümenin içinde görünmeyen bir Türkiye var; kaldırım pazarlarında bayramlık arayan, 50 liralık ayakkabıyı bile taksitle alan, çocuğunun yüzünü güldürmek için veresiye kapısını çalan bir Türkiye. Rabia Sayın bu Türkiye'nin AVM'si. Kartı yok, kasası yok, yazarkasası yok. Ama 20 yıldır orada, kaldırımda, insanların en zor gününde yanında. Bayram gelip geçecek. Vitrinler yeniden boşalacak, kaldırımlar dağılacak. Ama Sayın yine orada olacak; aynı plastik sandalyede, aynı mahallede, aynı insanlarla.





