Bir gün ardımdan bir şeyler söylenecekse, ilk tümcelerin “O iyi bir İzmirliydi” diye başlamasını isterim. Bunun ne demek olduğunu, “Çınarlı-Mersinli, Bir Çocukluğun Coğrafyası” adlı kitabımda anlatmaya çalıştım. Okuyanlar bilir, bilmeyenlerin okumasını dilerim. Ben bu kentten “Sevgilim İzmir” diye söz ederim, bu başlıkla yıllarca köşe yazdım. O da aşinaların malumudur. Özetle, altı yaşımda geldiğim bu kent, bana gelecek biçmiş, aşk ve iş bağışlamış, meslek ve ekmek vermiştir. Beni Ramazan Bey'in, Beyhan Ülgen’in öğrencisi yaptı. Devlet parasız yatılı okuldan dönüşte bağrına bastı. DEÜGSF’de eğitti, Turgut Özakman’ın, Suat Taşer’in ve nice olağanüstü öğretmenin öğrencisi yaptı. “Gel şimdi, öğrendiklerini öğret” diye, sınıflar ve üstlerine titrediğim öğrenciler emanet etti. Devlet Tiyatrosu'nda, TRT’de çalışmamı, eve ekmek götürmemi sağladı. Su içinde yirmi yıldır, yerel yönetimlerde çalışarak teşekkür etmem için alan yarattı. Başarılarımla sevindi, yetersizliklerimde kızdı cezalandırdı, hüzünlerimde başımı okşadı ve bana kardeşler, ağabeyler, ablalar, yoldaşlar armağan etti. Sokak aralarındaki uğurlamalardan, dağ başlarında toprağa vermeye, nice değerin uğurlayıcısı kıldı. Onların emanetini boynuma, kalemime, ömrüme ekledi. Sözün yetmediği yerde yazı, yazının yetmediği yerde eylem alanları yarattı. Daha ne yapsın?
Bugün “Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir” diyen Başöğretmen'ime saygılar sunarak söyleyebilirim ki, benim aynı duruşla teşekkür edeceğim tek rütbe mevki, akraba tanışıklık, sosyete toplaşma, güç ve irade makamı yalnızca İzmir’dir. Beni Çınarlı'dan Eşrefpaşa’ya, Güzelyalı’dan Bostanlı’ya, tüm semtleriyle büyüten, yaşatan, üzdüğü kadar gönendiren bu kentten başka, hiç kimse üstümde hak iddia edemez.
İşte o yüzden, benim en büyük ve asla bitmeyecek keşif yolculuğumdur İzmir. Hasbelkader yazdığım oyunların, şiirlerin, yazıların esini, tutum ve davranışlarımın cesareti, inadımın ve yorulmayı reddeden çalışkanlığımın anne sütüdür İzmir. Demokratlığımdır, yurtseverliğimdir, insana coğrafya ve tarihe titizliğimdir, “Celallendiğin kadar sakin, köpürmelerin kadar dingin, inadına insana dair umut derleyen olmayı bil” diyenimdir.
Doğum günü 9 Eylül’dür ve şimdi 96 yaşındadır. Böyle bir kent olamaz. Şimdilik bilinen 8 bin 500 yıllık ömrüne, çağdaş, demokrat, laik, modern ve pırıl pırıl bir Cumhuriyet duruşu ekleyen bir İzmir’den söz ediyoruz. Senin dağlarında açan her çiçeğine, ömrüm feda olsun sevgilim!
Ben bunu, önüne gelenin kullandığı ve esasen kentin belleğine emanet ettiğim, herhalde 9 Eylül nedeniyle oradan buradan okuyacağınız-okuduğunuz “Söz Yetmez” şiirim başta olmak üzere nice şiirle, “Bir Düş Gibi”, “Gitme, Aklım Sende Kalır”, “Smyrna’dan İzmir’e 8500 Adım” gibi oyunlarla, üstüne kalem sürdüğüm yüzlerce yazıyla, kısaca “mesleğim”den yola çıkarak gösteren bir yazarım.
Diyeceğim şudur ki, bir kenti sevmenin, ona dair aidiyet duygusuna sahip olmanın, hemşerisi olmanın bir karşılığı vardır. Bunun karşılığı, inanın çok yalın, basit ve kolaydır. Biraz karışık olabilir, anlatmaya çalışayım.
Çöpünle kirletmeyecek, tarihini merak edeceksin. Yaşadığın semti merak edecek, geçtiğin sokakların adını öğreneceksin. O bayrak neden Kadifekale’de dalgalanıyor, o bindiğin vapur neden “Attila İlhan” adını taşıyor, bir soracaksın. E biraz gövdene enerji yükleyecek, beynine merak sokacaksın hemşerim. Türküsüne girecek, türkülerini ekleme cesareti göstereceksin.
Doğduğun yer olmayabilir, yaşadığın yere hep “göçebe” gibi bakmayacak, sahipleneceksin. 8 bin 500 yıllık tarihe sahiptir. Ona kaç yıllık ömür ve emek yükleyeceksin ki “senin” olacak, bir muhasebeden geçeceksin. Mal gibi gidip gelmek olmaz, caddelerine sokaklarına kimliğini düşüreceksin. Sonra… 9 Eylül nedir, anlayacaksın! Çünkü İzmir’desin!