Salda Gölü'nden Mars’a bakmak!

Hatırlarsınız, bu yılın ilk aylarında NASA, Mars Exploration Programı kapsamında Mars gezegenine Perseverance uzay aracını başarı ile indirdi. Ülkemiz ile ilgili olan olan şey ise, Perseverance’ın yapacağı araştırmalar için Burdur’daki Salda Gölü'nden ilham alıyor olması! Dünya dışı uzay araştırmalarında ana amaç, yaşanabilirlik üzerinde yoğunlaşıyor ve biyolojik yaşantının varlığı ya da geçmişteki şartlarda bunun var olduğuna dair kanıtlar her şeyden öncelikli olarak ele alınmakta. İşte bu noktada bakışlar Salda Gölü'ne odaklanıyor, çünkü buradaki hidromagnezit tortular, bir zamanlar yaşayan mikroorganizmaların aşındırdığı kayalar. Tıpkı, resif ve mercan şeklinde okyanuslarda da olan ve adına mikrobiyalit denilen bu yapılar eğer Perseverance tarafından indiği Jezero kraterinde de bulunabilirse, sanırım insanlık tarihinin yeni sürümü de yazılmaya başlanacaktır! Doğrusu Burdur ve Salda Gölü tanıtımına ivme kazandıran NASA, ülkemiz adına içten bir teşekkürü hak ediyor, çünkü bu konu ile ilgili makalede "Jezero Krateri'ne seyahat edemeseniz bile ona en yakın yeri ziyaret programınıza alabilirsiniz: Salda Gölü, Türkiye" ifadesi yer aldı!.
NASA, Mars'a ilk uzay araçlarını 1964 yılında göndermişti: Mariner 3 ve Mariner 4... Mariner 3 fırlatma sırasında başarısız olsa da Mariner 4, Mars'ın yakınından geçen ilk uzay aracı olarak tarihe geçti. 2012 yılındaki Viking, sonrasında Spirit ve Oppurtunity, geçtiğimiz yıl da Curiosity Mars’a gönderildi ve 57 yıldır bir hayli bilgi toplandı. Milyarlarca yıl önce çok büyük bir göl olduğu sanılan 45 km çaplı Jezero Krateri'ne inen Perseverance, bir ton ağırlığını oluşturan mikrohelikopter (Ingenuity) dahil tüm gelişmiş ekipmanı ile özellikle mikroskobik görüntüler için çalışmaya başladı. 190 milyon kilometre öteden bir yaşam belirtisi keşfi gerçekten heyecan verici olacak. En azından birkaç organik molekül bile ufuk açıcı bir gelişme olarak kayıtlara geçecektir. California Üniversitesi'nden Gezegen bilimci Bethany Ehlmann’ın da ifade ettiği gibi Mars’ta görülebilecek mikrobiyolojik yaşam kalıntısı formları, kabaca Dünya'dan 3.5 milyar yıl önce yaşamış olacaklarından evrendeki yaşam için sınırsız teorileri kapsayacak bir perspektifi beraberinde getirecektir.
Esasında Mars, fosil bir gezegen olarak kabul ediliyor. Dünya’nın üçte biri kadar büyüklükte. Ancak Güneş Sistemi'nin meydana gelişi ile ilgili muazzam bilgiler için iyi bir keşif mekanı. Bu yüzden de sadece Amerika’nın değil uzay teknolojisine sahip olan tüm ülkelerin hedefinde. Örneğin Çin’in Tianwen-1 ve BAE’nin Hope uzay araçları da bu günlerde Mars yörüngesine ulaştı ve önümüzdeki günlerde Tianwen’in yüzeye inmesi bekleniyor. Sadece 90 gün hayatta kalacak ve jeolojik araştırmalar kapsamında kayaların mineral yapısını inceleyecek ve su buzu arayacak. Hope ise Mars atmosferini araştırmak için yörüngede kalacak. BAE’leri gibi küçük bir ülkenin bu projeyi yapmış olması akla takılabilir, onların Amerika ve Çin’den farkı, bunu bir moral değer olarak kabul etmeleri ve halkına ilham verecek bir araç olarak görmeleri. Amaç ne olursa olsun, doğrusu herkes evrenin sırlarının peşinde.
Bir Mars yılı yaklaşık 687 Dünya gününe eşit. Gezegenler, Güneş'in etrafında farklı hızlarda ve uzaklıklarda döndükleri için birbirine ve Dünya’ya uzaklıkları sürekli değişiyor. Eğer çalışmalar, bir zamanlar geniş okyanuslara sahip Mars’ın suyunu nasıl kaybettiği konusunda bir bilgiye bizleri ulaştırırsa Dünya'nın akibeti konusunda netlikler ortaya koyabiliriz.
Nihayetinde, çok misyonlu radyoizitop termoelektrik jeneratörü ile plütonyumu radyoaktif olarak bozup ortaya çıkan ısı enerjisini elektriğe dönüştürerek ivme ve hareket kazanan Perseverance, eğer Mars’ta bulunması umulan biyolojik arkeik imzayı keşfedip atmosferinde bolca yer alan karbondioksitten de insanların yaşayabileceği oksijeni ayrıştırma becerisini gösterebilirse (ki bunu MOXIE adı verilen alet ile yapmayı deneyecek), Güneş Sistemi ve Samanyolu Galaksisi için insanlığın uç karakolu olarak Mars Yerleşkesi bir yüzyıl içinde kurulacaktır diye umuyorum. Japon Uzay Ajansı’nın Hayabusa-2 uzay aracının, Ryugu asteroidinden 2019’da topladığı kaya örneklerini, 6 Aralık 2020 günü Dünya’ya göndermesinden 2020 Nobel Fizik Ödülleri'nin, keşfettikleri galaksimizin merkezindeki kara delik ile Reinhard Genzel ve Andrea Ghez'e verilmesine ve bu yıl içinde NASA’nın "Çift Asteroid Yön Değiştirme Testi" olarak adlandırdığı DART uzay aracını Temmuz 2021 ve James Webb Uzay Teleskobunu (JWST) Ekim 2021'de fırlatılmasına kadar bir çok proje, insanlığın yeniden uzaya odaklandığını Bize gösteriyor. Belki 2020’li yıllar, insanlı gezegenlerarası yolculuğun miladı olur!

YORUM EKLE