Genelde nezaket kurallarıyla aramız pek yoktur.
Millet olarak kabalığı doğallık zannediyoruz.
Çatal bıçakla yemek yemek ülkenin çoğunluğunda ukalalık sayılırken, şapırdatarak yemek yemek, çorbayı çayı hüorrrgh diye vakumlamak, fiççik fiççik diye sesler çıkararak dişlerin arasında kalanları sıyırmak, ağzından akan yağı peçete yerine ekmek somunuyla silip sonra o ekmeği ağzına atmak ise içtenlik, samimiyet...
***
Tanımadığın insanlarla selamlaşmak, günaydınlaşmak neresinden baksan hafiflik, densizlik mesela.
Şimdi 31 Aralık yaklaşıyor ya, bu günlerde alışveriş yaptığın dükkandan çıkarken "iyi seneler" de bakalım neşeyle... Öküz gibi bakar o dükkan sahibi.
Tamam tabii ki istisna şehirler, semtler, kasabalar ve esnaf var tabii.
Ama ülkenin geneli anlamaz öyle tanımadığın insanlarla selamlaşmayı, iyi dileklerde bulunmayı.
Çok eski Anadolu kültürlerinde bunun tam tersi imiş ama.
Tanrı misafiri diye bir olgu varmış bir kere düşünsenize.
Şimdi farklı bölgelerin, farklı kültürlerinde yaşamış insanlar, farklı bir şehrin o farklı insanlarının kapısını çalıp "Ben geldim" deyip içeri dalmaya kalksın bakalım ne oluyor.
Ev sahibi kepçeyi kaptığı gibi kovalıyor mu kovalamıyor mu?
***
Giderek daha yoz, daha kaba insanlar yarattı bu ülke.
Ne insana saygı var, ne hayvana, ne toprağa, ne suya...
Aa ama bak bir mecra var ki orada da lüzumsuz bir incelik, anlamsız bir nezaket.
Facebook paylaşım izinleri!
Evet bir tek Facebook sınırları içinde hassaslaşıyoruz.
Adam bir şairin çok ünlü bir şiirini koymuş mesela. Altında izin isteyen isteyene! "Müsadenle paylaşıyorum, izninle sayfama taşımak istiyorum.”
Yani adam da gitmiş birinden görmüş almış işte. Sanki telif hakkı isteyecek de izin istiyorsun.
Ayrıca kendi özel düşünceleri olsa ne olur.
Sosyal paylaşım bitesi... Adı üstünde. Bu yüzden paylaş butonuna basarken kimsenin kimseden izin istemesine gerek yok yani.
Ama işte ülke olarak birbirimize hiçbir yerde göstermediğimiz özeni nedense orada coşturuyoruz.
Şimdi mesela ben bu yazıyı gazete linki olarak paylaşacağım ya, izin istemenize gerek yok.
Gönderin gitsin.
Hatta pek memnun olurum :)
Babanın anlaşılmaz tavrı
Çocuk istismarı ve ensest sadece bu ülkenin değil, bu dünyanın en büyük laneti.
Kolay kolay ortaya çıkmayan, bilinse bile saklanan yok sayılan bir lanet.
Çocukların neler olup bittiğini tam olarak anlayamadıkları yaşlarda istismar edilmeleri çok kolay.
Bunun için hem ailelere hem de okuldaki öğretmenlere sürekli tetikte olmak düşüyor.
Adana'da bir rehber öğretmenin yaptığı gibi.
Sınıftaki bir öğrencisinin hal ve tavırlarından şüphelenen öğretmen biraz soru sorunca çocuğun "annemin dayısı beni taciz ediyor" iddiasıyla karşılaşıyor.
Çocuk detaylı bir şekilde başına gelenleri anlatıyor.
Dayı gözaltına alınıyor. Karakol çıkışı küfür tekme, soru soran gazetecilere saldırıyor falan...
Genelde bu gibi suçlamalarda kadınların ve çocukların beyanları esastır diye kabul edilir ama tabii yine de iyice araştırmadan insanları suçlamak da doğru değil.
Çocukların hayal gücü ve algıları bazen çok farklı çalışabiliyor.
Ama yine de ortada böyle önemli bir iddia varken küçük kızın babasının tavrı ne olmuş...
Daha işin aslını astarını bile soruşturmadan "bizim dayımız yapmaz öyle şey" deyip adamdan şikayetçi bile olmamış.
Baba değil babamsı... İnsanın içine bir kurt da mı düşmez be adam?
İşte bunları duyunca insanın aklına tek bir soru geliyor: Biz çocuklarımızı bu büyüklerin şerrinden nasıl koruyacağız?
Aileden alıp yurtlara yerleştirsen, oraların hali daha beter malum.
Son yıllarda bu ülkede off çekmekten ciğerimiz söndü artık, off ki ne of!