Her şey, CIA'in uzantısı olarak bilinen RAND Corporation'un Milli Güvenlik Araştırmaları Dairesi'nin 2003 yılında uygar ve demokratik İslam, partnerler, kaynaklar ve stratejiler adlı bir araştırmasıyla başladı. RAND'ın danışmanı ve CIA eski yakın ve güney Asya bölgesi istihbarat şefi Graham Fuller'in Siyasi İslam'ın Geleceği isimli kitabıyla da ete kemiğe büründü.
RAND'ın yaklaşık bin 700 çalışanı olduğu söylenir.
Kaliforniya Santa Monica'daki merkezinin yanı sıra Washington D.C., Pittsburgh, Pennysylvania İngiltere'de Cambridge ve Belçika'nın Brüksel şehrinde ofisleri vardır.
İşin en ilginç yanı, RAND'ın Ortadoğu'da tek bir ofisi bulunmaktadır.
Nerede mi dersiniz?
Katar'ın Doha şehrinde...
Adı da Katar Politikaları Enstitüsü'dür.
Hani şu milyar dolara Türkiye'de banka satın alan, Süper Lig kulüplerine sponsor olan, Mustafa Kemal Atatürk ile sadece ve sadece poster olarak yan yana durabilecek olan Şeyh Tamim Bin Hamad Al Sani'nin ülkesidir Katar...

* * *

Önce yeşil kuşaktı.
Sonra adı değişti Büyük Ortadoğu Projesi olarak bilinen BOP oldu.
BOP'un eş başkanları vardı. Görevleri, İslam'ı emperyalizmin kullanabileceği şekle sokmak ve ülkelere siyasi model dayatarak yeni bir İslam ve Ortadoğu coğrafyası yaratmaktı.
Bunu başarabilmek için ülkelerin siyasi rejimleri ile oynadılar, iktisadi baskılarla hükumetleri değiştirdiler. Özgürlük naraları atarak, emperyalizme çok daha bağımlı toplumlar yarattılar.
Rejimleri değiştirirken, insanların yaşam haklarına “sıfır” saygı gösterip, milyonlarca masumun ölmesine neden oldular.
Libya'da, Mısır'da, Cezair'de, Tunus'ta hatta Türkiye'de bile “ılımlı İslam” taraftarlarını fikren ve maddi olarak destekleyerek “iktidar” olmalarını sağladılar.

* * *

Son deneme tahtaları Suriye idi.
Önce içten içe “özgürlük” nutukları atarak iç karışıklığı başlattılar.
Ardından kendi palazlandırdıkları “cihatçı” çeteleri silahlandırıp iç savaş çıkardılar.
Son hamlelerini yapacaklardı ki, birdenbire değişen dengelerle Rusya ve İran ile karşı karşıya geldiler. Sessizce çözeceklerini sandıkları sorunu, kendi içlerinde patlayan bombalara dönüştürdüler.

* * *

Önceki gün Rusya'da Türkiye ve İran'ın da katılımıyla yapılan görüşmelerin sonuç bildirisi bu anlamda çok önemlidir. Bizim medya “suya sabuna dokunmadan” içeriği eğip bükerek verse de, saklayamadıkları, üzerini örtemedikleri ve ılımlı İslam dayatmacılarının yüzüne tokat gibi çarpan gerçekler var o bildiride.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, bildiri ile ilgili açıklamasında, “Suriye egemenlik ve toprak bütünlüğü, tam, demokratik, laik, çok uluslu ve çok dinli bir devlet olarak muhafaza edilmelidir” dedi.
Bu demektir ki, Suriye ile ilgili yıllardır sürdürülen iç savaş planları, Esad'dan Esed'e dönen fikir ayrılıkları, cihatçıları silah ve mühimmatla besleyenlerin hayalleri çökmüştür.
Bu demektir ki, IŞİD, El Nusra gibi cihatçı örgütler için dünden itibaren yolun sonu gözükmüş, kaçmalarına bile izin verilmeden bulundukları yerde etkisiz hale getirilmeleri için yol açılmıştır.
Bu demektir ki, Emevi Camii'nde namaz kılma hayali kuranlar, yıllardır besledikleri, büyüttükleri ve savaşa soktukları cihatçıları satmışlardır.
Hem de çok ucuza...

* * *

Sıfır sorun diye başlayarak, son 14 yılda gittikçe artan terör saldırılarının, “analar ağlamasın” diye başlayıp, Türkiye'nin dört bir yanında “ağlamayan ana bırakmayan” siyasi projelerin mimarlarının da iflasıdır Rusya'da açıklanan sonuç bildirisi.
5 yıl önce 6 ay içinde Beşar Esad'ın devrilmesi ve yeni bir siyasi iktidar hedefleyen; ister BOP deyin, ister yeşil kuşak projesi, işte bunların hepsinin de iflasıdır sonuç bildirgesi.
Ve Türkiye'de bir devrin de sonudur.

* * *

Benim asıl şaşırdığım, yıllardır ağızlarında “şeriat” çığlıkları, ellerinde “çivili sopalar” ile üzerimize yürüyüp, “Komünistler Moskova'ya” diye bağıranların, sonunda kuyruğu kıstırıp Moskova'ya koşmaları ve her denilene “evet” demeleridir.
Bugünleri de gördüm ya.
Ölsem gam yemem gari...