“Gün göresin

Günler göresin

Baş veresin toprağından

Yüzün mavide

Özgür kalasın

…”

Tohum adlı şiirimin ilk kıtası ile merhaba dedi bu yazım. Gün ve günler hızlıca geçiyor ve birer birer yaşıyoruz günlerdeki yirmi dört saatleri… Yaşamın bu hızına ne dayanır? Bakınız; Mart ayı da neredeyse sonlanmak üzere… Ama her ayın içerdiği özel ve güzel günlerden, daha fazlası var Mart ayında;

Muhasebecileri günü, emekçi kadınlar günü, İstiklal Marşımızın kabulü, böbrek günü, tıp bayramı, pi sayısı günü, matematik günü, tüketici hakları günü, Çanakkale Zaferi, mutluluk günü, ağaç günü, bilgisayar mühendisleri günü, down sendromu farkındalık günü, ırk ayrımı ile mücadele günü, kukla günü, ormancılık günü, renk günü, şiir günü, uyku günü ve Türk dünyası için ayrı bir öneme sahip olan Nevruz Bayramı, su günü, meteoroloji günü, tüberküloz günü, tiyatrolar günü, demiryolu çalışanları günü, piyano günü…

İnanın, fazlası vardır, eksiği yoktur!

Ancak, Mart ayının birbirinden özel günlerinin arasında, özellikle futbolseverlerin bildiği, ne var ki, ‘X’ kuşağı öncesinin, günümüze nazaran daha iyi tanıdığı bir sporcunun, bir futbolcunun, bir kalecinin dünyamıza elveda dediği bir gün var; 20 Mart 1990 günü…

Günümüz Rusya’sının, dünyada CCCP, bizde ise SSCB (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği-kısaca Sovyetler Birliği) olarak tanımlandığı zamanlarda, ülkesi Sovyetler Birliği’nin milli takım kalesini de yıllarca koruyan, Dinamo Moskova takımının unutulmaz kalecisi Lev İvanoviç Yaşin.

İlk adı yani Lev, Rus dilinde “aslan” anlamına gelmekteydi. Ancak futbol izleyicileri, özellikle de Yaşin’i izlemeyi kendilerine tutku haline getirmiş olan taraftarlar, Yaşin için “kara örümcek” lakabını uygun görmüşlerdi ki, Yaşin; sonraları “bir kalecinin en yakın, en vefalı dostudur” şeklinde nitelendireceği üç kale direğinin arasına, sürekli olarak ve tepeden tırnağa, simsiyah renkteki formasıyla çıkmaktaydı.

Uzun kollarından dolayı O’na, “siyah ahtapot” ya da çok bilinen bir kaleci yakıştırması olan “kara panter” de söylendiği oluyordu. Ancak en bilineni ve en meşhuru, kara örümcekti.

Lev Yaşin, 22 Ekim 1929 tarihinde merhaba demişti dünyaya… İkinci dünya savaşının yıkım dolu günlerinin ardından, uzun zamandır çalıştığı silah üreten fabrikanın futbol takımında forma giymeye başlamış ve zaten maharetli olan eller, kısa sürede keşfedilmişti. Atletik vücudu ile birleşen çevik yapısı, kaleci olarak Moskova’nın Dinamo takımına sürükler kendisini… Ve yaklaşık yirmi iki yıl sürecek serüven başlamış olur kendisi için.

Jübilesini yaptığı 1971 yılına dek kalede, hem Dinamo’nun, hem de milli takımın kalesinde oynar Lev Yaşin. Jübile maçında ise tam yüz bin seyirci önüne çıkar. Dünyaca ünlü futbol adamları ki; Pele, Eusebio, Franz Beckenbauer, Bobby Charlton, Gerd Müller gibi günümüz efsaneleri, Yaşin’i, yüzbinler önünde yalnız bırakmazlar.

Enteresan bir anekdot; Yaşin, hayatının baharında ve kalecilik mesleğinin başlarında iken, kısa bir süre de olsa futbola küser. Bu sürede Dinamo’nun, buz hokey takımında kalecilik yapar ve 1953 yılında şampiyonluğu tadar. Başarılı bir buz hokeyi sezonu yaşamıştır. Kendine olan güveni tekrar yerine gelen Lev Yaşin, tercihini futboldan yana kullanır ve kaleciliğin, o güne kadar ki tanımını yeniden yazmaya başlar;

O yıllarda, kaleciler, kendilerine ayrılan bölge olan ve üç direğin arasındaki alandan pek ayrılmazlar. Çizgidir aslı görev yerleri… Oysa ki Yaşin; bu tabuyu yıkacak hamleler yapar. Yerinde, çizgisinde duramaz ve bir stoper gibi oyuna dahil olur. Ceza alanın sınırına kadar, her santimini oyun içerisinde kullanır. Bir de, penaltıları kurtarma gibi bir huyu vardır ki, bu durum, rakip forvetlerin pek hoşuna gitmez. Oynadığı dönemde yüz ellinin üzerinde penaltı kurtaran Yaşin; “Yuri Gagarin’i uzayda izlemekten daha iyi bir his varsa o da iyi bir penaltı kurtarmaktır” demiştir.

Bir keresinde, kendisine gol atan Şilili futbolcu Rojas, attığı golden sonra sevinemez. Sevinemez çünkü, gol yemesi neredeyse imkansız olarak betimlenen dev bir kaleci vardır karşısında… Vuruşu gol olmuştur ve gider Yaşin’e sarılır.

Yazın ustamız Sunay Akın’ın “Kalede 1 Başına” adlı kitabında da bahsettiği üzere; bizim efsane kalecilerimizden Turgay Şeren’in de jübile maçında İstanbul’a gelerek, şöhretler karmasında forma giyer Lev Yaşin.

Kırılması imkansız gibi gözüken bir rekoru da hala elinde bulunduruyor;

Bir kaleci olmasına karşın, ilk ve tek olarak, Avrupa’da yılın futbolcusu ödülünü 1963 yılında kazanmıştır. Günümüzdeki “altın top” ödülüdür bu ödül… Ve tarih boyunca da bu ödülü, bir kaleci bir daha kazanamamıştır.

Son olarak;

Lev Yaşin, Fifa (Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği) tarafından 20. yüzyılın en iyi kalecisi ilan edilmiştir. Ve yine Fifa, Dünya Kupası Finallerindeki en iyi kaleciye, 1994 finallerinden beri “Lev Yaşin Ödülü” vermektedir.

Dipnot; “Bir kaleci nasıl içeri aldığı golden sonra üzülmeyebilir? İşkence yapılıyormuşçasına canının yanması gerekir! Eğer sakin kalabiliyorsa, sona gelmiş demektir. Geçmişte ne yapmış olursa olsun, o kalecinin geleceği yoktur!” Lev Yaşin.