Kadına şiddet konusunu sulandıranlar

Türkiye'de kadına ve çocuğa şiddet konusu bir kangrene dönüşmüş iken bazı ünlülerin bu topa girip mevzuyu sulandırmasına son derece karşıyım.

Böyle, kahreden sonuçları olan bir toplumsal yarada çıkıp sadece kendilerine gündem yaratmak için içi boş konuşmalar yapmaları, gerçekten mağdur olan insanlara biraz ayıp oluyor.

Şarkıcı İbrahim Tatlıses'in çıkıp da kadına şiddet mevzusunda esip gürlemesi size gerçekten inandırıcı geliyor mu?

Şöyle demiş mesela: "Hayatıma giren kadınlar benim için çok kıymetli oldu. Hiçbirini yarı yolda bırakmadım. Kadınları yavrularının önünde öldürüyorlar. Bu nasıl bir vahşettir? Benim yanımda kadına böyle bir şey yapılsa, yemin ediyorum o adama aynı şeyi ben de yaparım. İdam edilmeli hepsi. Bunu hak ediyorlar."

Evet gerçekten hayatımız boyunca bu kişinin beraber olduğu kadınlara gösterdiği şefkati ve sevgiyi büyük bir şaşkınlıkla izledik biz!

- Perihan Savaşı -hamile iken- dövdü.

- Asena'yı benzincide tekmeledi.

- Perihan Savaş'a sahne yasağı getirdi. Savaş bu yasağı dinlemedi. Daha ilk gecesinde ayağından vuruldu.

- Asena aynı şekilde bacaklarından vuruldu.

Ve bu adama yıllarca 'imparator' dendi.

Saygı, hürmet gördü.

Bunun dışında, pek çok kadına şiddet olayına adı karışan İbrahim'in çıkıp tatlı tatlı kadınları koruyan laflar etmesi ne kadar inandırıcı olabilir ki?

Belki de sadece kadınları 'çocuklarının önünde' öldürülmesine karışıdır, bak o olabilir!

Yalnızken topuğundan vur, tekmele, yüzünü yumrukla sıkıntı değil!

***

Mevzuyu sulandıran isimlerden biri de çocuk zekalı Seren Serengil. (Kendisi söylüyor benim zekam 15 yaşında sabitlendi, diye...)

Tüm hayatı koca bir cafcaflı çadır tiyatrosunu andıran bu ünlü de kocasından şiddet gördüğünü ve hatta bu yüzden 'çocuğunun öldüğünü (!)' iddia etti.

Yuh artık ayıp ayıp!

28 günlük bir embriyonun rahim duvarına tutunamayıp düşmesi "çocuğum öldü" diye tanımlanırsa, gerçekten evlatlarını kaybeden ailelere küfür edilmiş olur.

Şiddete gördüm dediği de karşılıklı hakaret, itiş kakış, anladığımız kadarıyla.

Çünkü evlendiği günden itibaren bir gün dahi aksatmadan her gün 'kocam da kocam' diye mutluluk fotoğrafları paylaşmış bir insan. Pek şiddet görmüş kadın gibi bir hali yoktu yani.

Şimdi neden kimse bana inanmıyor diye dertlenmesi abesle iştigal.

Gerçekten şiddete maruz kalmış ve evlatlarını kaybetmiş insanları daha fazla rencide etmeden sussun. Tatlış hayal dünyasında yaşamaya devam etsin.

***

Kadına ve çocuğa şiddet konusunun sulandırılacak bir tarafı yok.

Ünlüler bunu kendi gündemlerini yaratmak için kullanamazlar.

Gerçi özellikle genç neslin bu isimlerle artık bir alakası yok ama yine de bu ayıplara imza atmamak lazım.

Herkes şöyle bir haddini bilsin.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Ütopik İzmir
Ütopik İzmir - 1 hafta Önce

Bu sorun kısa vade de göstermelik önlem ve eylemlerle, protestolarla çözülemez. Çözülemedi ve çözülemeyecek...

Şiddet, her türlüsü ile toplum bilincine öyle yerleşti ki, kanıksandı.
Toplumun gözlemcisi olduğu şiddet, sadece bireyler arası olan şekilleri değil, toplumlar arası şiddetin de ortasındayız. Bölge kaynıyor.
Kamuoyu oluşturmak için kullanılan dizilerden, başka konu bulamayan dizilere kadar her alanda şiddet var.

Üstelik bu öyle bir kaç yılda değil, en az 3-4 kuşaktır süren ve dozu gittikçe artan bir kanıksama...

Bunun yanında ülkemizde, kadın ve erkek arasında ciddi bir iletişim eksikliği de var. Artan bireyselleşme ile artan yalnızlık duygusu ve fiziksel temas eksikliği, özellikle gençleri olumsuz etkiliyor. Çoğu en yakın duygusal ilişkilerini bile elektronik ortamdan buluyor, bunun üzerinden iletişim sağlıyor.

Bu yüzden yüz yüze iletişim de, ses tonlamasından, vücut diline kadar bir çok ileti yanlış okunuyor ve değerlendiriliyor.
Toplumsal yozlaşma, görgü kurallarını da etkilediğinden, bireye olan saygı düzeyi de azalmış durumda.
Etrafından bireyselliğine saygı beklentisi artarken, aynı saygıyı duyma eğilimi düşüyor.

Bu sorunun çözmenin tek yolu, karşıt cinsler arası iletişimin kuralları ve doğasının; çok genç yaşlardan itibaren çocuklara, gençlere verilmesi olmalı. Yani eğitim.

Ama bu eğitim, bir ders şeklinde bilgilendirme anlatısına dönüşürse, hele internet ortamından daha iyisini öğrendiğini sanan gençler için, bir kulaktan girip, ötekinden çıkan sözlerin ötesine geçemez.

Bu yüzden gençlerin birbirlerine dokunup, dokunma güdülerini de tatmin edecek ama buna sınırlar ve kurallar getirecek bir eğitim şekli lazım. Hem spor yapacaklar, hem birbirleriyle sosyalleşecekler, hem de karşı cins ile doğru iletişim kurmayı öğrenecekler.

Bu amaçla kendi çocuğuma seçtiğim eğitim yolu, Tango oldu.

Diğer dans türlerinden çok daha fazla kural ve ritüel içerdiği için, bireyin hareket ve tutumları üzerinde kontrol geliştirirken, karşı cins ile iletişimde de dikkat etmesi gereken nezaket ve sosyla kuralları da uygulamalı olarak öğretiyor.

İzmir bu konu da şanslı, bir çok eğitmen kurum ve kişi var.

Özellikle kadın-erkek arası şiddetin yoğun görüldüğü bölgelerden, varoşlardan başlayarak, gençlere hem sosyalleşme hem de birbirleriyle medeni şekilde rekabet edebilme (kim daha iyi dans ediyor şeklinde) imkanları sağlanırsa, belki tüm ülke için de örnek olabilecek şekilde, sosyal projeler üretilebilinir.

banner7