Futbolun beşiği İngiltere’nin Dünya’yı beşik gibi salladığı yıllardı. Gürsel’iyle, Hüseyin’iyle, Çağlayan’ıyla, Fevzi’siyle, Halil'iyle, Ali İhsan’ıyla, Ertan’ıyla, Nihat’ıyla, Mehmet’leriyle ve de Adnan Süvari ile Göztepe’nin futbolda "Anadolu ihtilali" yarattığı, Avrupa kupalarında yarı final kulvarında yer aldığı yıllardı o yıllar. "68 kuşağı" gibi "68 Göztepe’si" vardı sahalarda. Ve işte bu Göztepe’nin bir Nevzat’ı vardı, “İngiliz” lakabı takılan! Tam 40 kez de Ay-Yıldızlı formayı kuşanan...

Göztepe, Türkiye adına futbol alanlarında Avrupa’ya kafa tutarken sekiz ay süren bir rahatsızlık geçirir 26 yaşındaki Nevzat Güzelırmak. Sadece Göztepe, İzmir, Türkiye değil, Avrupa bile şu hazin sorunun yanıtını aramaya başlar; "Hani benim İngiliz’im nerede?"


İLK ANTRENMANI

Dirençlidir Nevzat, inançlıdır Nevzat. Daha kramponlarını çıkarıp duvara asacak yaşta değildir Nevzat. Yener rahatsızlığını, kendi için, Göztepe için, İzmir için, Türkiye için yener. Ve bir gün Göztepe forması ile ilk antrenmanına çıkar İngiliz Nevzat.

Bilen bilir ya, ben bilmeyenler için söyleyeyim; Hava Harp Okulu o dönemler Güzelyalı’dadır. Mavi göklerin delikanlıları da bir hayli Göztepelidir. Gaziemir’den Cumaovası’ndan pervaneli uçaklarda ilk eğitim uçuşlarını yapan Harbiyeliler, daha sonra Çiğli’de T37 ve T38 jetleriyle üst düzey uçuşlara geçerler.



İşte o gün… İşte Nevzat’ın rahatsızlığını yenip ilk antrenmanına çıktığı gün… İşte İzmir’in Türkiye’nin gazetecilerinin, foto muhabirlerinin, Güzelyalıların, Göztepelilerin, Altınorduluların, İzmirsporluların, Altaylıların, Karşıyakalıların, forma rengi gözetmeksizin İngiliz Nevzat'ı sevenlerin toplandığı o gün, birden T38 jetleri gözükür göklerde… Eğitim uçuşlarını Çiğli'de yapması gereken "Gökyüzü Harbiyelileri" Göztepe’nin, ulusal takımın, hasılı futbol alanlarının bu güzel insanı için Güzelyalı semalarında uçma izni almışlardır. Komutanlarından. Gökyüzü birden sarıya, kırmızıya, sarı kırmızıya boyanır. "Gökyüzü kahramanları", Kahramanlarlı Nevzat Güzelırmak’a "Hoşgeldin" uçuşları yapmaktadır.

Gökyüzü, gökyüzü olalı futbol alanlarında böyle bir sevgi gösterisi görmemiştir.

NASIL FUTBOLCU OLDU?

Ortaokulun ikinci sınıfına devam ederken, Kahramanlar’da herkes onun büyük bir futbolcu olacağına inanmıştı. Semtin büyüklerinden Mahmut Lüleciler bir sonbahar günü minik futbolcuyu alıp fotoğrafçıya götürdü. Oradan da o güne dek lisanssız formasını giydiği Gençlerbirliği (şimdiki Çayırlıbahçe) kulübüne götürüp fiş doldurttu.

1957’de lisanslı futbolcu olan bu doğuştan yetenekli çocuğun büyük bir takım tarafından keşfedilmesi fazla uzun sürmedi. Daha aradan bir yıl geçmemişti ki, şimdi yerinde kapalı yüzme havuzunun bulunduğu Halk Sahası’nda Göztepe B takımının Çayırlıbahçe’yle yaptığı hazırlık maçında talihi dönüverdi.

Abbas Göçmen -o da bizim taraflıdır - futbola karşı olağanüstü sevgisi vardı ve devamlı takımın içindeydi. Göztepe genç takımını çalıştırmış ama hayatında eşofman giymiş insan değil. Fakat grup olarak futbol oynayan çocuklara baktığı zaman cımbızla çeker gibi oradaki iyi oyuncuları bulurdu. Beni de takip ediyormuş. Göztepe sahasında amatör maçlar oynanırdı; Havagücü, Karagücü, Bucaspor, Bornova, Kadifekale gibi takımlarla maç yapardık.

O gün Halk Sahası'nda Göztepe ile oynadığımız maçta iki gol attım. Çıkarken saha kenarında demir parmaklıklar vardı. Onun da boyu ufaktı. Ben çocukken sarışın olduğum için beni, ‘Sarı, gel bakayım buraya,’ diye çağırdı. ‘Sen Göztepe’yi sever misin?’ diye sordu. Ben Göztepe’yle birlikte bütün takımları takip ediyordum aslında. Alsancak Stadı’na sürekli gider, duvardan atlardık, ağaçtan maç seyrederdik; kale arkasındaki Devlet Demiryollarının bulunduğu kısımdan çıkar seyrederdik, yani büyük sevgimiz vardı futbola karşı. 'Severim' diye cevap verdim. 'O zaman yarın malzemelerini al, Göztepe sahasına gel' dedi. Ertesi gün bütün mahalle arkadaşlarımla birlikte sahaya gittik. O zamanlar takımda Güler ve Gürsel Aksel kardeşler, Fikri Abi, Yücel, Tuncer, Rahmi, Hakkı Abi gibi oyuncular vardı. Abbas Abi beni görünce, ‘Çabuk soyun, oyuna gir’ diye seslendi. Onlar tam maça başlamak üzereyken Abbas Abi, ‘Durun, durun, bir çocuk geliyor’ dedi. İsmimi yine hatırlamamıştı.

Yıllar sonra rahmetli Gürsel Abi sahaya o ilk girişimi sık sık anlatırdı. 'Karşıdan bir baktım, sapsarı bir oğlan, siyah bir şort giymiş geliyor'. Bizim Çayırlıbahçe’nin de forma rengi sarı-kırmızıydı. 'Seni o formayla koşarken görünce birden kanım ısındı' diye anlatırdı rahmetli. Onunla beraber 13 sene oynadık, 12 sene de kamplarda aynı odayı paylaştık. Nur içinde yatsın, ağabeyim yoktu ama onlar benim için birer ağabeydi. Gürsel ve Güler’in dışında Sedat Abi, Mustafa Orçinos gibi çok değerli insanlar vardı. Şevket Filibeli o dönemde kulüp başkanıydı.” (Fethi Aytuna-Dinyakos)

Lakabı neden 'İngiliz'di?

Futbolseverlerin dilinde dolaşan “İngiliz” lakabını nasıl aldığını bakın nasıl anlatırdı

Nevzat Güzelırmak: “Çok sevip saydığım Göztepeli yöneticilerden David Franko vardı.

Bir maçta uzun bir top atmışım, tribünde ayağa kalkmış, ‘Hey yavrum, aynı İngiliz gibi!’ diye bağırmış. Rahmetli Abbas Göçmen de bana ‘Macar’ derdi ama ‘İngiliz’ lakabı yürüdü gitti.”

Nevzat'lı anı...

İsmi Kahramanlar semtinde bir parka verilen, 2 yıl önce de kaybettiğimiz Nevzat Güzelırmak'tan bir anekdot. Göztepe’deki ilk yıllarında en iyi oyun sergilediği maçlardan biri 1964 Şubat ayında Alsancak’ta Beşiktaş’ı 3-2 yendikleri maçtır İngiliz Nevzat'ın. Şöyle paylaşır yıllar önceki bir röportajında o günü: “O maçta en iyi oyunlarımdan birini oynamıştım. Suat Mamat Beşiktaş’ın sağ kulvarında oynuyordu. Ben de sol kulvarda oynuyorum. Adnan Abi (Süvari) maçtan önce soyunma odasında enteresan bir söz söyledi. ‘Bugün Nevzat Suat’tan daha iyi oynarsa biz kazanacağız, Suat daha iyi oynarsa Beşiktaş kazanacak,’ diye konuştu. O zamana dek öyle iddialı bir cümle kullanmamıştı Adnan Abi. Maç 3-2 bitti ama böyle bir maç olmaz. Ben Özcan’a bir de gol attım.”