Evet ama yetmez…

Geçtiğimiz günlerde Urla Belediyesi’nin çağrısıyla “Urla’nın Geleceği” başlıklı bir ‘Arama Konferansı’na katıldım. Urla’da yaşayan farklı mesleklerden katılımcılarla iki gün boyunca Urla’nın sorunlarını ve çözüm yollarını tartıştık. Kentin geleceğine ilişkin öneriler dile getirilirken, geleceğin Urla’sının nasıl bir yer olacağı/olması istendiği üzerinde odaklandık. Öncelikle, kentin geleceğini katılımcı bir yöntemle planlamak arzusunu dile getiren Belediye Başkanı Burak Oğuz’u kutluyorum. Önümüzdeki günlerde, Arama Konferansı’nın sonuçlarının tartışılacağı yeni bir toplantı düzenlenecek. Umarım, konuşulanlar lafta kalmaz, Urla’nın özlenen kimliği doğrultusunda hızlı adımlar atılır.

Bu katılımcı anlayış İzmir’de yeni değil. Önceki Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu döneminde, İlhan Tekeli öncülüğünde düzenlenen toplantılar sonucu, “İzmir için Demokratik bir Belediyecilik Modeli” ortaya çıkmıştı. Yeni Başkan Tunç Soyer bu anlayışa sahip çıkıyor. Seferihisar’da başlattığı yerelden kalkınma seferberliğini İzmir geneline yaymak için çalışıyor. ‘Kültürpark’ın Geleceği’ başlıklı çalıştay, ardından tarım ve ulaşım alanlarındaki toplantılarla İzmir’in yaşamsal sorunlarına çözüm arıyor.

İlhan Tekeli’nin kaleme aldığı “İzmir Modeli”nde dört eksenli bir vizyon öneriliyor: 1. İzmir’in yenilikçi bir tasarım kenti olması, 2. Akdeniz kentler ağının etkin bir odağı haline gelmesi, 3. Yerel Yönetimin etkinliklerinde, katılımcı yönetişim pratiklerine önem verilmesi, 4. İzmir’in stressiz, ötekileştirmeyen, birlikte yaşamaya ve etkileşmeye açık yaşam kalitesinin korunması ve geliştirilmesi.

Bu vizyonun temel kavramları olan ‘Yaşam Kalitesi’, ‘Katılımcılık ve Yönetişim’, ‘Yenilikçilik’ ve ‘Sürdürülebilirlik’ ilkelerinin çağdaş yöneticiler için vazgeçilmez anahtarlar olduğu bir gerçek. Yeter ki, bu kavramlar lafta kalmasın, bürokrasinin çarkları arasında un ufak olmasın. Gerek Büyükşehir’in, gerekse ilçe belediyelerinin bu ilkeler doğrultusunda attıkları/atacakları adımlar çok değerli.

Çağdaş kent vizyonunun bir numaralı ögesi olan ‘Yaşam Kalitesi’nin kapsamı çok geniş. Gelir düzeyinden istihdam olanaklarına, konuttan ulaşıma, sağlıktan eğitime, güvenlikten çevre koşullarına uzanan boyutları var. OECD’nin saptadığı 11 boyut içinde kültür-sanat yer almıyor. ‘Yaşam Doyumu’ diye adlandırılan bir boyut var. Belki, o çerçevede değerlendirilmiştir. Bizim yerel yöneticilerimiz, ‘yaşam doyumu’ndan ne anlarlar bilemem ama, Avrupa ülkelerinden toplumsal yaşamın vazgeçilmez unsurları arasında yer alır kültür-sanat etkinlikleri.

Söze, Urla’daki ‘Arama Konferansı’ndan girdik. Oradan devam edelim. Moderatörümüz, tüm katılımcılardan Urla’nın temel sorunlarını bir ya da birkaç sözcükle sıralamalarını istedi. Doksan küsur başlık sıralandı. Ardından bunlar arasında en önemli on tanesini seçmemiz istendi. Böylece, bir kısa liste ortaya çıkacaktı. Bu noktada, itirazımı dile getirdim. Geniş listedeki öneriler gruplandırılıp, ardından seçim yapılması daha doğru olur; örneğin kültür-sanat alanına ilişkin altı-yedi başlık var. Festivallerden gastronomiye, çeşitli başlıklar altında. Bunlar bir grupta toplanmazsa, oylar dağılır, doğru bir değerlendirme ortaya çıkmaz dedim. Dediğim gibi de oldu. Tarımsal kalkınma, ulaşım gibi birincil sorunların yanında sanatın adı anılamadı. Çünkü oylar alt başlıklara dağılmıştı. Bu yöntemsel bir sorundu. Ama, galiba temel bir meseleye de işaret ediyordu: ‘kültür-sanat’ın toplum yaşamındaki önemine inanmıyoruz.

Eh, halkın tercihi böyle olunca, yöneticilerimizin seçimlerine de şaşmamak gerekiyor. İzmir ilçelerinde, 31 Mart seçimleri sonrası küçük de olsa kıpırtılar var. Çiğli’den Çeşme’ye, Urla’dan Selçuk’a nitelikli sanat olayları gerçekleşiyor. Bir bölümü özel girişim, bir bölümü ise yerel yönetimlerin çabaları/destekleri ile ortaya çıkmış etkinlikler. Ama gene de ana akımı bunlar oluşturmuyor. Ot, enginar, börülce, sardalya v.b. festivaller Ege’ye damgasını vuruyor… Evet, yerelden kalkınma hedefi ile uyumlu etkinlikler bunlar. Varlıklarına hiçbir itirazımız olamaz. Yeter mi derseniz, yetmez! Bir yerel yönetim, ilçesine kimlik kazandırmak için yola çıktığında, salt tarımsal üretimine yaslanamaz. İlçenin tarihsel ve kültürel birikimini öne çıkarmadığı sürece, ilini/ilçesini/beldesini dünyaya tanıtamaz, o ilde/ilçede yaşayanların hemşehrilik bilinci kazanmasını sağlayamaz. Seferis’i, Necati Cumalı’yı tanımayan Urlalılarla çağdaş bir Urla yaratılamaz… CHP yöneticilerinin, özellikle de, Ordu’da Belediye Başkanlığı yaptığı yıllarda kentine önemli sanat etkinlikleri kazandıran CHP’nin Yerel Yönetimlerden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun’un dikkatini bu alana çekmek isterim. Börülce Festivali düzenleyip, halkına kültür hizmeti olarak Coşkun Sabah sunan başkanlara söyleyecek bir çift sözleri olmalı…

YORUM EKLE

banner7