SEMİ TEKTAŞ/Konak Güzelyalı Kültür Merkezi’nde düzenlenen etkinlikte konuşan Emekli Tümgeneral ve Bilgi Üniversitesi Öğretim Görevlisi Naim Babüroğlu, Mustafa Kemal Paşa’nın Milli Mücadele’deki liderliğini ve Cumhuriyet’in kuruluş sürecini anlattı. Katılımcılar Babüroğlu’nun tarihsel anekdotları ve kişisel gözlemleriyle adeta 1915’ten 1923’e uzanan bir zaman yolculuğuna çıktı. Babüroğlu, konuşmasına Mustafa Kemal’in 1881’de Selanik’te doğduğunu ve 25 Nisan 1915’te Çanakkale’de Anafartalar Kahramanı olarak tarih sahnesine çıktığını belirterek başladı. Babüroğlu, “34 yaşındaki genç komutan, İstanbul’un başkentini ve Osmanlı’yı korumakla kalmadı; aynı zamanda 3200 yıl önceki Truva Savaşı’nın intikamını alarak tarih sayfalarına adını yazdırdı” dedi.

TÜİK açıkladı: Doğurganlık hızı düşük seviyede
TÜİK açıkladı: Doğurganlık hızı düşük seviyede
İçeriği Görüntüle

Mondros Ateşkesi ve İstanbul’un işgali

Babüroğlu, Mondros Ateşkes Antlaşması’nın Osmanlı için bir dönüm noktası olduğunu vurguladı. İstanbul’un işgal altında olduğunu ve Karadeniz’de İngilizler ile Pontus Rumlarının güvenlik tehdidi oluşturduğunu şöyle anlattı: “Anadolu’da kurtuluş ve istiklal kıvılcımları yavaş yavaş başlıyordu. Karadeniz’de İngiliz işgaline karşı tepkiler ve bazı öldürmeler üzerine güvenlik hareketleri görülmeye başladı. İngilizler, ‘Güvenliğimiz sağlanmazsa daha fazla bölgeyi işgal ederiz’ diyerek Mustafa Kemal’in görevlendirilmesine karar verdiler.” Babüroğlu, Mustafa Kemal’in seçilme nedenlerini de şöyle sıraladı: Anafartalar’daki başarısı, İttihat ve Terakki yanlısı olmaması, Enver Paşa ile iyi ilişkisi bulunmaması ve Almancı olmaması…

Samsun’a çıkış

16 Mayıs 1919’da Bandırma Vapuru ile Samsun’a hareket eden Mustafa Kemal’in ruh halini Babüroğlu şöyle aktardı: “Paşa, merdivenlerden inerken özgür bir kuş gibi hissettiğini ifade etmişti. ‘Kafes açılmış, uçmaya hazırlanan bir kuş gibiydim; önüm tamamen açıktı ve bu yetkiyle yeni bir döneme adım attım’ demişti.” Bu yolculuk, Anadolu’da işgale karşı ilk adımların atıldığı ve Milli Mücadele’nin temellerinin atıldığı kritik bir dönemi simgeliyordu.

Sivil elbiselerle başlayan mücadele

Babüroğlu, Mustafa Kemal’in Padişah ve İstanbul Hükümeti’nin emirlerini hiçe sayarak Anadolu’da gösteri ve protestolar düzenlediğini ifade etti. Tutuklama emri ve sınırlı maddi imkânlarla hareket eden Paşa, Erzurum Valisi aracılığıyla temin edilen sivil elbiselerle yola çıktı. Babüroğlu, “Uzun ceket kullanılmıştı, pantolon boldu. Gömlek ve ayakkabılar mevcut olanlardan temin edildi. Bu sivil elbise, onun cesur adımlarının simgesiydi” şeklinde konuştu. Babüroğlu, bu detayın, Milli Mücadele’nin başlangıcındaki yokluk ve zorlukların somut bir simgesi olduğunu vurguladı.

Üç Mustafa, bir zafer

Babüroğlu, Sakarya’da ordunun kilit isimlerini katılımcılara şöyle aktardı: “Sol kol komutanı Mustafa İsmet Paşa, Genelkurmay Başkanı Mustafa Fevzi Çakmak ve Başkomutan Mustafa Kemal Paşa. Üçünün de kaderi ellerindeydi. Cephede askerler kendi sivil giysileriyle mücadele ederken, başkomutanın onurunu korumak için cılız yemeklerle yetindiler.” Babüroğlu, köylerden toplanan gençlerden yalnızca 10–15’inin silah altına alınabildiğini, diğerlerinin kendi sivil giysileriyle savaşa katıldığını hatırlattı.

“Bu onur sayesinde Cumhuriyet doğdu”

Babüroğlu, Sakarya’da ordunun moralini şöyle anlattı: “Köylere gidip, varsa tavuk, peynir, yumurta ve benzeri yiyecekleri sofraya getiriyorlar, başkomutan mahcup olmasın diye. O cılız tavuk ve ekmek, savaşın zorlu koşullarında onur ve disiplinin simgesiydi. İşte bu onur sayesinde Cumhuriyet doğdu.” Bu örnek, Babüroğlu’na göre, Cumhuriyet’in temel değerlerinin, yokluk ve fedakârlık içinde şekillendiğini ortaya koyuyor.

Cumhuriyet’in doğuşu

28 Ekim 1923’te Çankaya Köşkü’nde Mustafa Kemal’in arkadaşlarına, “Efendiler, yarın Cumhuriyet ilan edilecek” dediğini aktaran Babüroğlu, ülkenin savaş sonrası sağlık, eğitim ve altyapı eksikliklerine rağmen kısa sürede kendi mucizesini yarattığını belirterek, “337 doktor, 72 ortaokul, 23 lise ve bir üniversiteyle başlayan Türkiye, üç yıl sonra kendi uçak fabrikasını kuruyor, savaşta olan ülkelere yardım gönderiyordu. Atatürk’ün Cumhuriyeti, yokluk ve imkânsızlıklar karşısında cesaret ve kararlılıkla var olan bir mucizedir” ifadelerini kullandı. Babüroğlu, Cumhuriyet’in kurulmasının yalnızca bir siyasal başarı değil, aynı zamanda bir ulusal mucize olduğunu vurguladı.

Etkinlik imza töreni ile devam etti

Babüroğlu’nun anlattıkları, katılımcılar tarafından yoğun ilgiyle takip edildi. Söyleşi ve imza gününde katılımcılar, Babüroğlu’nun tarihsel detayları ve alıntılarıyla adeta Milli Mücadele’nin sahnesinde yolculuk yaptı. Babüroğlu, genç kuşaklara tarih bilincinin önemini vurgularken, Cumhuriyet’in temel değerlerini aktarmanın sorumluluğunu dile getirdi. Etkinlik konferans sonrasında imza töreni ile son buldu.

Muhabir: SEMİ TEKTAŞ