Türkiye'nin güney sınırlarını bir duvar gibi saran ve biyoçeşitlilik açısından adeta bir gen bankası niteliği taşıyan Amanos Dağları, bilim insanlarını şaşırtmaya devam ediyor. Bu dağ silsilesinin en kritik uzantılarından biri olan Osmaniye sınırları içerisindeki Düldül Dağı, yakın zamanda eşine az rastlanır bir bilimsel başarıya ev sahipliği yaptı. Doğaseverliği amatör bir botanik aşkıyla birleştiren Mali Müşavir Mehmet Çelik, dağın zirvesine yakın noktalarda daha önce hiç rastlamadığı bir flora elemanı tespit etti. Çelik'in topladığı örnekler, bu alandaki çalışmalarıyla tanınan Ege Üniversitesi Botanik Bahçesi ve Herbaryum Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Hasan Yıldırım'a ulaştırıldı. Laboratuvar ortamında gerçekleştirilen morfolojik ve taksonomik incelemeler, bu bitkinin dünya üzerinde daha önce hiç tanımlanmamış tamamen yeni bir tür olduğunu kesinleştirdi.

Sarp kayalıklarda filizlenen romantik bir vefa hikayesi
Bilim dünyasına kazandırılan bitkilerin isimlendirilme süreçleri genellikle coğrafi bölgelere ya da bilim insanlarına atfedilirken, bu keşif oldukça duygusal bir hikayeyi de beraberinde getirdi. Amatör botanikçi Mehmet Çelik, yıllarca dağ bayır demeden gerçekleştirdiği aramalarda kendisine her zaman destek olan hayat arkadaşını unutmadı. Profesör Doktor Hasan Yıldırım ile yürütülen literatür çalışmaları neticesinde, uluslararası kurallara uygun olarak yeni türe, Mehmet Çelik'in eşi Sumru Çelik'e ithafen Saxifraga sumruae adı verildi. Bitkinin Türkçe bilimsel ismi ise hem yetiştiği coğrafyayı onurlandırmak hem de halk dilindeki karşılığını korumak amacıyla Düldül Taşkıranı olarak belirlendi. Çelik, taşların ve kalker çatlaklarının arasında zorlu şartlarda açan bu çiçeğin, eşine olan sevgisinin ve doğaya olan bağlılığının en güzel sembolü olduğunu ifade etti.
Zirvedeki nokta endemik sayısı sekize yükseldi
Düldül Taşkıranı'nın keşfi, sadece yeni bir bitkinin bulunması anlamına gelmiyor; aynı zamanda Türkiye'nin biyoçeşitlilik haritasındaki yerini de kuvvetlendiriyor. Dünya genelinde yaklaşık 480 ila 500 arasında türle temsil edilen taşkıran ailesi, Anadolu topraklarında nispeten az sayıda üyeye sahipti. Bu son keşifle birlikte Türkiye genelindeki taşkıran türü sayısı 24'e yükselirken, ülkemize has endemik taşkıran sayısı da 5'e ulaşmış oldu. Konunun önemine dikkat çeken uzmanlar, Düldül Dağı'nın mikroklimal yapısı sayesinde adeta evrimsel bir sığınak olduğunu belirtiyor. Dünyada sadece bu dağın zirvesinde yaşayabilen ve "nokta endemik" olarak aditleştirilen bitki türü sayısı, bu son keşifle birlikte resmi olarak 8'e ulaştı. Bu özel bitkilerin neredeyse tamamı, dağın bin 800 ile 2 bin 200 metre arasındaki yüksek rakımlı kalker kayalıklarında yaşam mücadelesi veriyor.

Dağ turizmi ve teleferik projeleri nadide türü tehdit ediyor
Bilim dünyasının kutladığı bu büyük keşif, ne yazık ki ciddi bir çevre sorununu ve yok olma tehlikesini de gündeme taşıdı. Botanikçilerin sahada yaptığı popülasyon sayımlarında, Düldül Taşkıranı için alarm zillerinin çaldığı görüldü. Dağın sert coğrafyasında hayatta kalmaya çalışan bitkinin toplamda yalnızca 250 kadar bireye sahip olduğu saptandı. Popülasyonun bu denli dar bir alanda sıkışmış olması, insan eliyle yapılacak en küçük bir müdahalenin bile türün neslini tamamen tüketebileceği anlamına geliyor. Son yıllarda bölgede turizmi canlandırmak amacıyla hayata geçirilen teleferik çalışmaları, bu hassas habitatlar üzerinde çok ciddi bir yıkım tehdidi oluşturuyor. İş makinelerinin yarattığı tahribat, tozlaşma süreçlerini baltalarken, zirveye çıkacak insan sirkülasyonunun yaratacağı ekolojik baskı da bitkinin geleceğini karanlığa gömüyor.
İklim krizi ve insan baskısı kıskacında bir varoluş mücadelesi
Zirvedeki nadide ekosistemi tehdit eden tek unsur yerel kalkınma projeleri değil. Tüm gezegeni sarsan küresel iklim krizi, yüksek dağ ekosistemlerinde yaşayan hassas bitki toplulukları üzerinde geri dönülmez etkiler bırakıyor. Havaların ısınmasıyla birlikte serin alanlara kaçacak yeri kalmayan yüksek irtifa bitkileri, tabiri caizse dağın tepesinde sıkışıp kalıyor. Uzmanlar; yerel yönetimlerin, milli parklar müdürlüğünün ve teleferik projesini üstlenen yüklenici firmaların acilen ortak bir koruma planı devreye sokması gerektiğini vurguluyor. Sarp kayalıkların çatlaklarında tutunarak beş altı santimetrelik narin çiçekler açan bu doğa harikasının, turizm rantına ya da iklim vurdumduymazlığına kurban edilmemesi, Anadolu'nun mirasını gelecek nesillere aktarabilmenin en temel şartı olarak görülüyor.





