Bir garip zamandan geçiyoruz. Nereye bakacağımızı, yoğunlaşacağımızı, yetişeceğimizi, düşünce ve eylem üreteceğimizi hepten şaşırdık. Bir yandan yaşam koşullarının olanca şiddetiyle boğazımızı sıkması, bir yandan çocukların nasıl bir dünyaya ve ülkeye bırakılacakları kaygısı, bir yandan da ancak bir kere yaşayacağımız bir dünyanın ve ülkenin bize yaşattıkları. Bütün bunları hak etmek, bu ilkellik, zevksizlik, kabalık ve gericilik ikliminde yaşamakla lanetlenmek için bir şeyler yapmış olmalıyız. Şimdi sen gidiyorsun, bizi bizle ve bu iklimi yaratanlarla başbaşa bırakıyorsun, öyle mi?
Halilrıfatpaşa’nın o kutu gibi camisinin avlusunda, üstündeki pencerede bir kedinin uyuduğu o musalla taşındaki tabuta bakarken, işte bunları düşündüm kederden paramparça… Sibel yatıyordu o tabutun içinde öyle mi? Sibel, yirmi yaşlarımızda başlayan dostluğumuzu, yoldaşlığımızı, sırdaşlığımızı bu yaşa kadar birlikte getirdiğim arkadaşım… İzmir Devlet Tiyatrosunun simgelerine dönüşmüş Suflöz Nevber Ablamız ile şık ve karizmatik aktör Adnan Abimizin kızları Sibel Altıneş.
Sibel içselleştirdiği, tanıdığım günden uğurladığımız son saate hiç ödün vermediği, sapmadığı ve satmadığı dünya görüşüyle, bu kentin Basmane Çukurundan Kültürpark’ına tüm yaşam alanlarını savundu. Emeklilerinden ağacına denizine göğüne tüm yaşam haklarının militanı olarak nefes alıp verdi. İlk gençlik yaşlarından beri yakasını bırakmayan rahatsızlıklarına rağmen, son dönemlerinde hastane odalarını ikinci adres olarak yaşamasına rağmen, sesiyle gözleriyle muhatap olduğu herkese umut vermeye, harekete geçirmeye çalıştı.
Bence daha kalabalık olunması gereken cami avlusuna gelenlere baktım. Halilrıfatpaşa, varsıllıkları paraya mala mülke değil, İzmir’i içselleştirmeye ve bu kenti “İzmir gibi yaşamaya” bağlı özlü insanların semtidir. İşte o insanların hemen her yaştan sakinleri, bin güzel sözcükle anlattıkları komşuları Sibel’i uğurlamaya gelmişlerdi. Zeliha ve Nafia Beigen teyzelerimi de görür gibi oldum aralarında. Elbette onlarca yıl önce yitirdiğimiz teyzelerim fizik değil ama ruh olarak onların arasındaydı. Konak Belediye Başkanı Nilüfer Çınarlı Mutlu dostumuz da oradaydı. Çelenk gönderme inceliğiyle Karabağlar Belediye Başkanı Helil Kınay’ı da unutmamalıyız.
Nazım Hikmet ustanın dizeleri geliyor bunları yazarken aklıma: “Günler ağır, günler ölüm haberleriyle geliyor…” Daha iki gün önce kadim arkadaşım, oyunlarımın bestecisi, konservatuar hocalarından piyanist Levent Güray dostumuzu toprağa verdik. Öyle ki, kentten ya da ülkeden gidenlerimizin cenazelerine yetişemiyoruz. Anmalara gelince… Neredeyse her gün iki üç “bizden evvel giden” değer için buluşmamız gerekiyor. Sancar Maruflu ağabey de yok ki, bizi ve ilgilileri toplasın da vefamızı saygı duruşuna çağırsın. Bu da bir başka mevzudur, yeri geldiğinde konuşuruz. Ama gerçek şu ki, ölüm bahçemizi temizlemekte çok kararlı ve kim bilir bizim adımız listesinin kaçıncı maddesinde yazılı?
Kusura bakmayın, umarım zaten kapkara olan gün ve gündem içinde ruhunuzu daha da karartmadım. Karşıyaka’daki Suat Taşer Sanat Merkezine gittim, hatta fotoğraflarını çektim. Meraklısı facebook sayfamda bulup imceleyebilir. Ya sonuç diyeceksiniz, söyleyeyim. Arayan soran, meramınız nedir diye öğrenmek isteyen, gerekeni yapacağını söyleyen sayısı, yazıyla sıfır, rakamla 0’dır. Belkahve Ata Anı Evi’ne gelince… Durumun Bornova Belediyesi tarafından Büyükşehir’e, Eshot’a aktarıldığını öğrendim. Ne olacağına gelince, onu da sizlerle birlikte öğreneceğim.
Memlekette hadise, insanı aklından kuşku duyuracak tuhaflık eksik olur mu? Onlardan birini Bademler Köyü Muhtarının çığlığı sayesinde işittik. Köyün (ki acımasızca o köyle mahalleye çevrilmiştir) güzelim varlıkları, köye rağmen köyden koparılmaktadır. Bu ne demektir, haftaya konuşacağız. Umalım ki, köyden, emekten, kültürden, saygıdan yana bir çözüm bulunduğunu konuşuruz.
İşte böyle Sibel, zamanlı zamansız gidiyor, bizi bizle, memleketin ahvaliyle baş başa bırakıyorsunuz. Bir gün buluştuğumuzda, emanetinize ve mücadelenize sahip çıktık demek ne güzel olurdu. Acaba aynı beklenti CHP başta olmak üzere, bu memleketin çağdaş, demokratik, laik yapısından yana olduğunu söyleyen, hukuk ve emek savunucusu olduğunu iddia edenlerde de var mı? Göreceğiz sevgili dostum.