Çocukluğumda pilot olmayı düşlerdim, ortaokul sıralarından devlet parasız yıllarına uzanan süreçte, insana, memlekete ve yeryüzüne dair bilinç toplamaya başlamanın da etkisiyle üç meslekten birine ulaşmanın hayallerini kurmaya başladım: gazetecilik, siyasal bilimler ve hukuk. Çınarlı-Halkapınar-Mersinli üçgeninde yaşayan çocukların “kariyer planlamaları” yoktu, onlar yalnızca hayal kurar, düş görürler, ötesinde hayata tutunmaya çalışırlardı. Amacım Kemalettin Tuğcu atmosferinde sızlanmak değildir. Üstelik öyle bir mesleğim oldu ki, düşünü kurduğum mesleklerin hepsi işimin “temel izleklerini” oluşturdu. Yazar, yönetmen, dramaturg ve üç tiyatronun genel sanat yönetmeni olmanın yanında, sanatıma yüklediğim görev, sorumluluk ve işlev kadar hayatın içinde daima eylemli kalmaya çalışmam, her şeyden önce bu üç alana yakın durmamı şart koştu, koşmaktadır. Tiyatro dışında su içinde 40 yıldır sürdürdüğüm köşe yazarlığı ve sayesinde edindiğim gazete ya da basın dünyası, beni alanın içinde tuttu, tutuyor. Oyunlarımı, yazılarımı, kendimce devrimci mücadelemi ve beş başkanla altı dönem yaşadığım yerel yönetim danışmanlığımı bilenler için, işin siyasal yanını anlatmaya gerek yok sanırım. Gelelim hukuka.
Yazarlık hocam Turgut Özakman’ın aynı zamanda hukukçu olduğuyla söze başlayıp, oyunlarımda hukuk ve insan haklarının vaz geçilemez “meselemi” oluşturduğunu anımsatırım. Bu yoğun ilgi ve tercih beni, Halit Çelenk’ten Turgut Kazan’a, yönetmenlik repertuvarımın en önemli yapıtlarından “Bir Ceza Avukatının Anıları”nın yazarı Faruk Erem’den Uğur Mumcu’ya, Murat Aydın’dan yasaklanmalarımın avukatlarına… Hüzünleri asla geçmeyecek yoldaşlarım Hilal ve Latif Küey’e. Hepsinin adını anamadığım için bağışlasınlar, nice değerli hukukçuyla tanışmamı, arkadaş yoldaş olmamı sağladı. -Hep iyisi denk gelecek değil ya!- Hukukçuluğunu yele sele veren Metin Feyzioğlu’na bile tosladım yahu!
****
Bunları düşündüm 20 Haziran 2026 Cumartesi günü, İzmir Barosu önünde katafalka dönüştürülmüş küçücük masasının üstündeki tabuta bakarken. Onun içinde, hani şarkının söylediğince “geç buldum çabuk kaybettim” bir dostum, Avukat Özkan Yücel vardı. Şimdi bile bunları yazıyor olmama şaşıyor, o dev yürekli yoldaşın gittiğine inanamıyorum. Binlerce seveninin, meslektaşının ve değerini bilenlerin katıldığı, unutulmaz başkanı olarak tarihe yazıldığı barodan Kıbrıs Şehitlerine, Hocazade’den Yukarı Narlıdere’ye uzanan cenaze törenine, söylenenlere ve o cumartesiye sinen derin kedere dair pek çok yazı okudunuz, izlediniz. Bir insanın böylesine değer görmesi, yitirilmesinin böylesine keder dağları oluşturması nedendir? “Çünkü bunlar için Avukat Özkan Yücel olmak gerekir” diye yanıtlayıp köşeyi bitirebilirim.
Dağın, taşın, kuşun kurdun, emeğin, hak ve özgürlüklerin, cümle rengin, dokunun ve kokunun, rüzgârın ve suyun, ötekileştirilenin, görmezden gelinenin, işkence ve her türlü sömürüyle insanlık onuru çiğnenenin… Türkülerin, şiirlerin, keder kadar neşenin ve umudun, insanı insan eyleyen her türlü erdemin savunucusu olmayı “tarz-hayat” olarak kabullenen bir hukuk ve adalet insanından, bu kavramları dünya görüşünün manifestosuna dönüştürmüş bir yoldaştan söz ediyoruz.
Ahlaksızlığın, kişiliksizliğin, onursuzluğun, güce tapmanın, hukuktan ve adaletten vaz geçişin, pusunun ve düzenbazlığın egemen olduğu, çağdaş toplum olmayı bir türlü başaramayan taş devri kavimlerinde... Ezilenden ve hakkını arayandan yana olanlara, acınası bir aşağılık ruh ve saldırganlıkla sorarlar: "Sen bunların avukatı mısın?" Haklarını savunduğu, yanında yer aldığı, yoldaşlık yaptığı için hele birini sev, yücelt, bilgisine sığın. Aynı hastalıklı ruh dile gelir:
"O senin avukatın mı?"
****
İki gerici soruya da sözle, bilgiyle, deneyimle, damıtılmış bir dünya görüşü ile tedarikçisi şiirle, şarkıyla, türküyle, marşla "Evet!" demenin ve dedirtmenin simgelerinden dostumuz, yoldaşımız Avukat Özkan Yücel'i kalbimizin sonsuzluk bahçesine uğurladık.
Karşıyaka Belediyesinde hazırladığım “Ayın Konuğu” söyleşilerine, Senih Özay ile birlikte katılmışlardı. “Aramızda bir hukuk var” demiştik. Sevdiği şiirde Adnan Yücel’in dizeleri, uğurlama töreninde sıkça yinelendi. Her zaman söyleyeceğiz ve avukatımız hep aramızda, hep yanı başımızda olacak:
“Bitmedi daha sürüyor o kavga
Ve sürecek
Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!”