banner112

Yanlış eğitimin telafisi yok

Kendisini mutlu ve başarılı nesiller yetiştirmeye adamış tam bir eğitim gönüllüsü Yasemin Reşitoğlu.

Yanlış eğitimin telafisi yok

Kendisini mutlu ve başarılı nesiller yetiştirmeye adamış tam bir eğitim gönüllüsü Yasemin Reşitoğlu. Güçlü akademik kadrosuyla 20 yıldır özgüveni ve vicdani değerleri yüksek, başarılı gençler yetiştiren Ekin Koleji'nin Kurucu Genel Müdürü Yasemin Reşitoğlu, “Bizim için her çocuk ayrı bir dünya” diyor.

Fen fakültesinde biyoloji eğitimi aldıktan sonra 11 yıl bir kamu kurumunda biyolog olarak çalışan Yasemin Reşitoğlu, ülkemizde özel eğitim kurumlarının henüz bu kadar yaygın olmadığı bir dönemde, bu ülkeden kazandıklarını bu ülkeye vermek ve bunu da eğitimle yapmak isteyen biri olarak okul kurmuş. Yasemin Reşitoğlu halen kurucu genel müdürlüğünü üstlendiği Ekin Koleji’nde 1998’den bu yana ‘bilgi toplumu okulu’ yapma hedefiyle yoluna devam ediyor. Geçtiğimiz yıl Ataşehir kampüsünü hizmete açan Reşitoğlu, 2019 eğitim-öğretim döneminde de Seyrek Kampüsü'nde lise eğitimi vermeye hazırlanıyor.

ekol-sinaYasemin Reşitoğlu aynı zamanda tam bir STK gönüllüsü ve emekçisi. Derneğe üye olmak değil, bizzat çalışmak, katkıda bulunmak, projeler yapmak ve yürütmek onun için çok değerli. Birçok STK'da görev alsa da gönüllü çalışma mesaisinin büyük kısmını Ege Çağdaş Eğitim Vakfı'na ayırıyor. EÇEV Yönetim Kurulu Başkanlığını da yürüten Reşitoğlu, hayatının her alanında çocuklarla ve gençlerle olmaktan, onların yaşamlarına dokunmaktan büyük keyif alıyor. Yasemin Reşitoğlu ile Ekin Koleji'ndeki ve EÇEV'deki hedeflerini konuştuk.

Yasemin Hanım bize Ekin Koleji'nin eğitim felsefesinden kısaca söz eder misiniz?

20 yıl önce bu okul, bu ülkeden kazandıklarımızı yine bu ülke için harcamalıyız diyen bir düşüncenin ürünü olarak doğdu. Okulun kuruluş aşamasında eğitim ve öğretim boyutunu ayrı ayrı değerlendirerek bir felsefe üzerine oturtmayı çok önemsedik. Bir okulun yapısında öğretim çok önemli bir yapı taşı olmakla beraber, eğitim kısmını planlamak bizim için daha önemli oldu.

Eğitim hayatında başlarken pek çok ülkenin eğitim modelinin ve ülkemiz de uygulanmış örnekleri inceledik. Öğrenmenin temelinde yer alan kendisi yaparsa ve merak ederse en üst düzeyde öğrenme gerçekleşir ilkesinden hareket ederek, eğitim felsefemizi gündelik hayatın içinde yaparak, yaşayarak öğrenme temeline oturttuk.

Biz öğrencilerimizin, üniversiteye girişteki başarılarını ve yaşam başarılarını önemseyip yakından takip ediyoruz. Gerçekten çok iyi bir sınav ve mesleki başarı elde ediyorlar. Bu nedenle çok net şunu söyleyebilirim ki, okul öncesi ve ilk öğretimde odaklanmayı seçtiğimiz eğitim uygulamaları bunun temelini oluşturmakta. Eğer eğitim hayatının ilk yıllarında sorumluluk bilinci, emeğin değeri, vicdanlı olma, teknolojini esiri olmadan yetkin bir teknoloji kullanıcısı, iletişim becerisi yüksek, ekibin bir parçası olabilen yerel ve evrensel değerlerlerle donatmak için çalışma yaparsanız çok etkili oluyor.



Bunu biraz açabilir miyiz?

Biz yaşam başarısını okul başarısından farklı görüyoruz. Siz de taktir edersiniz, sizin mesleğinizde de vardır, kendi alanlarında başarılı olmuş insanların hepsinin çok iyi, nitelilkli diye tanımlanan bir okuldan mezun olması gerekmiyor. Çünkü başarının tanımı çok başka ve farklı donanımlara ve yeterliliklere sahip olmayı gerektiriyor. Biz istiyoruz ki Ekin'de büyüyen çocuklar gerçekten o yeterliliklerle büyüsünler. Elde ettiği bilgiyi nasıl kullanacağını bilen, öğrendiklerini yaşamına aktaran, yaratıcı düşünebilen yani 21. yüzyıl becerilerine sahip bireyler olsunlar. Çünkü yaratıcı düşünme sistematiğine sahip bireylerin adaptasyonu yüksek oluyor. Eğitim programlarımızda Milli Eğitim müfredatı'nın dışında her özel okul vizyonu doğrultusunda ek dersler de koyabiliyor. Biz farklılaştırılmış bir müfredat uyguluyoruz. Burada amacımız; yetiştirdiğimiz öğrenciler nasıl bir kişiliğe sahip olsun, nasıl bir geleceğe hazırlansın gibi hedefleri olan özel bir müfredat oluşturuyoruz. Bu müfredatla yaratıcılıkları yüksek, inovatif değerler kazanmış, hem yerel hem evrenseli algılayıp entegre olabilen bireyler hedeflemekteyiz. Bu anlamda başarılı olduğumuz düşünüyorum. Çünkü okulumuzdan mezun olup bir üst öğretim okuluna giden öğrencilerimiz için 'hep çok farklı düşünebilen çocuklar geliyor sizden, zamana göre değerleri güçlü çocuklar' diye çok teşekkür alıyoruz. Bu da uyguladığımız müfredattan kaynaklanıyor. Ekin'li bireyler çok yönlü oluyor.

Özel okulların çok yayın olmadığı bir dönemde Ekin Koleji'ni kurdunuz. Hiç zincir okullar gibi büyümeyi düşünmediniz mi?

Kurulduğumuz yıl yabancı okulların ilk öğretimin kısımlarının kapatıldığı yıldı ve o birkaç yıl içinde pek çok özel okul açıldı. O yıllarda ihtiyaç çok fazlaydı. Son yıllarda özel okullaşma oranı ülkemizde çok arttı ve pek çok okul açıldı. Bunların bir kısmının çok uzun ömürlü olacağını düşünmüyorum. Şimdi yerel ve butik okulları zorlayan, zincir okulların İzmir'e gelmiş olması. Çünkü zincir okulların ulusalda bilinirlikleri yüksek. Bu ilk etapta bir avantaj gibi görünse de aynı kaliteli eğitimi tüm okullarında tutturmaları mümkün değil. Bir okul pek çok şubesi olan bir okul olmayı hedefler ise bunu çok rahat gerçekleştirebilir. Ancak zaman içinde yereldeki okulların daha fazla tercih edileceğini düşünüyorum. Biz daha butik bir okuluz. Kendi adıma şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki Ekin hep butik okul olarak kalacak. Hiçbir zaman zincir olmayı düşünmedik. Şimdilik iki kampusumuz var. Bu üç veya dört kampus olabilir ama hiçbir zaman Türkiye'ye yayılan bir zincir olmayacak. Kendi kontrol edebildiğimiz kadar büyürüz.



Özel okul sayısı son yıllarda hızla arttı. Seçenekler çoğaldı. Velilerin talepleri sizi zorluyor mu?

Bizi çok zorlamıyor ama sektörü genel olarak zorluyorlar. Çünkü biz eğitimde varmak istediğimiz noktayı ve öğrencilerimize kazandırmayı düşündüğümüz becerilerin neler olacağını net ortaya koyuyoruz. Tabi zorlayıcı, okulları birbiriyle kıyaslayan veliler olabilyor am buradaki kritik nokta sizin eğitsel hedeflerinizi ve farkınızı velinize iyi anlatmanız. Özel okulsanız bir iddia ile yola çıkıyorsunuz. Diyorsunuz ki 'ben bu işi iyi yaparım'. Bu her sektör için geçerli. Ama A okulu ile B okulu birbiriyle kıyaslanmaz. İnsanlar gibi okulların da bir kişiliği, bir kimliği bir felsefesi var. Biz okulumuz tanımlarken; "Biz Türkiye'deki sınav gerçeğinin farkındayız, bu sınavlara çocukları hazırlamak gibi bir görevimiz olduğunu biliyoruz. Ama onların sanatsal, sportif, sosyal yönlerini asla göz ardı edemeyiz. Onun için hem-hem de dediğimiz yöntemle çocuk yetiştiriyoruz." Bu aslında bir okulu zorlayan bir yapılanma. Bir tarafı seçerseniz iş kolay, sadece akademik yükleme yaparsınız. Sistemde düşük puan alabilecek öğrencileri ayıklarsınız. Ya da dersiniz ki benim hiç akademik iddiam yok, ben sadece yurtdışına gidecek çocuklara, çocuğunun zorlanmasını istemeyen ailelere hitap ediyorum. Böyle bir şansınız var. Ama biz onu seçmedik. Çünkü biz bütünsel gelişime inanıyoruz. Çocuğu her yönüyle geliştirebilirseniz başarı zaten gerçekleşir.

Sektördeki bu sayısal artış eğitimi nasıl etkiliyor?

Çocuklarımız açısından bir kuşağı sınav karmaşasına heba ettik, bir dönemi bu şekilde kaybedeceğiz diye düşünüyorum. Şimdi aileler şöyle düşünüyor; "çocuğumu devlet okuluna göndermektense, biraz daha fazla yabancı dil öğreneceği, öğretmenlerle rahat iletişim kurabileceğim ve daha talepkar olabileceğim, bütçeme de uygun bir özel okul seçebilirim" Ama eğitimin geri dönüşü çok uzun soluklu oluyor. Bir yılda, iki yılda bunu anlayamazsınız. Belli bir zaman geçmesi gerekiyor. O zaman da geriye dönüp hatalarınızı düzeltemezsiniz. Sağlıklı olmayan eğitsel uygulamaların yapıldığı okullar nedeniyle eğitsel boşlukları olan çocuklar yetişecektir. Onun için aileler seçecekleri okulları çok iyi incelemeli.



Eğitim sektörü çok kazançlı bir sektör mü? Son yıllardaki artışın sebebi bu mu?

Eğitimde çok para kazanabilirim gibi düşünerek sektöre girenler var. Dünyada her sektörde karlılık oranı oldukça düştü. Eğitim zaten salt kar düşüncesi ile yapılabilecek bir iş hiçbir zaman olmadı, olmamalı da. Eğitim işini yapacaklara bir ülkenin geleceğini yetiştirmek gibi çok önemli bir görev de düşmekte. Salt ekonomik nedenle okul açanlar 2-3 yıl içinde anlıyorlar hiç de salt kar amacı güdülerek yapılacak bir iş kolu olmadığın. Ama başlanılan bir iş de hemen bırakılamıyor. Bir süre mücadele ediliyor. Sonraki yıllarda devirler başlıyor. Yeni açılan okullar çok sık el değiştiriyor. Çocuklar deneme tahtası değil. Hataların telafisi yok, bu hataları silgiyle silip düzeltemezsiniz.Bu nedenle eğitim alanında yatırım yapacak kişiler çok iyi düşünerek adımlarını atmalı.

Biraz da EÇEV'den söz edelim. Bugüne kadar kaç çocuğa burs verdiniz? Bursiyerleriniz sonradan EÇEV'e katkı sağlıyorlar mı?

Bugüne kadar 13 bin 500'ün üzerinde burs verdik. Diğer vakıflardan bizim farkımız şu; diğer vakıflar genellikle teknoloji, mühendislik gibi çok farklı alanlarda öğrenim gören öğrencilere burs veriyorlar. Biz ise burslarımızı ağırlıklı olarak eğitim fakültesi öğrencilerine vermekteyiz. Yüzde 90'ın üzerindeki bursiyerimiz öğretmen oluyor. EÇEV 23 yıl önce kurulurken bir öğretmeni değiştirirsek etki yaratacağı alanı çok büyütürüz diye düşünülerek kurulmuş bir vakıf. Bir öğretmen pek çok çocuğa dokunabilir. Laik, cumhuriyet ilkelerine bağlı insan yetişmesini bekliyorsak öğretmenleri desteklemeliyiz düşüncesinin günümüzde de önemini koruduğunu düşünüyorum.

Burs verdiğimiz kişiler ağırlıklı eğitim fakültesi öğrencisi olduğundan ve mezun olduktan sonra da öğretmen oluyorlar. Öğretmen maaşıyla bir yaşam sürmenin zorlukları göz önüne alındığında ekonomi olarak bir geri dönüş olması çok da mümkün olamamakta. Geri dönüşleri, ekonomik anlamda çok değil ama sosyal ve bağlılık anlamında, gittikleri yerlerde yarattıkları etkilerle çok yüksek oluyor.

EÇEV'in kurulduğundan beri kullandığı logoyu değiştirdiniz. Buna neden ihtiyaç duydunuz?

Büyük işletmeler, kurumlar gelişimlerinin bir parçası olarak zaman zaman logo değişimine ihtiyaç duyabiliyorlar. Bu daha fazla paydaşın kucaklanma gereksinimi, dijitalleşmenin gelişmesiyle basılı materyal kullanım ihtiyacını farklılaşması ile doğrudan ilgili bir durum.Birde son yıllarda logolarda büyü harf kullanımın daha üstten bir bakış olarak algılanması nedeniyle bir değişim ihtiyacı doğurdu. Oysa biz gençlerle ve çocuklarla çalışıyoruz. Daha kucaklayan, daha enerjik olmasını beklediğimiz bir yapı var. Eski logomuz bunları içine almayan bir logo diye uzun süredir konuşuluyordu. Gençlere çocuklara ve gençlere hitap etsin istedik. Bir de EÇEV olarak 3 yıllık bir stratejik plan hazırladık. 2020'li yıllarda daha güçlü bir EÇEV olsun, bilinirliği, tanınırlığı artsın istiyoruz. En büyük sıkıntılarımızdan biri yerelde kalmaktı. Arkamızda büyük bir sermaye grubu yok. Tamamen kendi yağımızla kavruluyoruz. Bu nedenle PR'ımız zayıf kalabiliyor. PR düşük olunca basının ilgisi düşük oluyor. Basın sizi çok yansıtmayınca destek olacak insanlara ulaşmanız zor oluyor. Yani zincirleme bir durum. Onun için kurumsal algımızı güçlendirelim istiyoruz.Bu nedenle alanına uzman bir şirketle stratejik plan çalışması yürütmekteyiz.Onların yol göstericiliğinde EÇEV'i 2020 yılına hazırlamak için bir planlama yaptık. Logo değişikliği bu planın ikinci ayağıydı. İlkinde paydaşlarımızla sorun tespiti yaptık. Logo'da bu çalışmadan çıktı.


“Kadınlar talepkar değil”


Ben kendimi bildim bileli çok çalışan bir insanım. Çalışmanın erdemine inanıyorum. Bir kere sosyal olarak toplumda var olmak bir kadın için önemli. Bu sosyalliğin dışında ekonomik özgürlüğü de getiriyor. Çalışan bir kadın hayata farklı bir gözle bakabiliyor. Edilgen olmuyor. Ama toplum olarak şöyle bir durum var; kadınlar talepkar değiller. Okulumuzdaki öğretmenlerin yüzde 90'ından fazlası kadın. Ama iş yönetime talip olmaya gelince pek yanaşmıyorlar, talep etmiyorlar bu bana çok anlaşılmaz geliyor.

İşimi “iş” olarak görmüyorum


İnsan yaptığı işten keyif alıyorsa onu iş olarak görmüyor. Ben şanslıyım, sevdiğim işi yapıyorum. “İş” tanımı sıkıcılık içeriyor. Eğitimcilerin çoğunun mesleklerini iş olarak gördüklerini düşünmüyorum. Zaten iş olarak görenler de uzun süreli yapamıyor. Bu kesin ve net.

Sıfırdan ileri taşımalıyız


Bizim amacımız çocukları kendi sıfırdan ileriye taşımak. Sizin başladığınız nokta ile , bir diğerinin başladığı nokta asla bir değil. Eğitimdeki başarı çocuğu bulunduğu yerden ileriye taşımaktır, sadece puanlama ile ölçülecek bir şey değil. Eğer bireyin kapasitesi yeterli değilse özel öğretmenler de tutsanız bir yere kadar başarı sağlarsınız. Veliler biraz bu açıdan bakmalılar. Biz bunu başardığımızı düşünüyoruz.

Güncelleme Tarihi: 29 Mayıs 2018, 10:43
banner123
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner101

banner100