banner112

Savaş dünyayı yakarken O bozkırı yeşertiyordu

Köy Enstitülü emekli öğretmen Cemil Sönmez, "Dünya, İkinci Dünya Savaşı cehennemini yaşarken, ben Köy Enstitüleri’nde okuyordum. Millete olan vefa borcum bitmedi. O borcumu ödemek için Atatürk’ü gençlere anlatmayı görev bildim" diyor.

Savaş dünyayı yakarken O bozkırı yeşertiyordu

Röportaj/Kardelen BUĞDAY

Köy Enstitüleri'nin kuruluşunun 82'nci yılı dolayısıyla 18 Nisan-15 Mayıs 2022 tarihleri arasında Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi'nde (AASSM), 'Köy Enstitüleri Kitap ve Efemera Sergisi' düzenlenmişti. Açılışından günler önce haberini aldığım sergiye, kapanmasına çok kısa bir süre kala gidebilmiş, serginin sahibi koleksiyoner Haldun Cezayirlioğlu ile AASSM’de görüşmüş, hem sergiyi onun rehberliğinde gezmiş hem de özel bir röportaj yapmıştım. Röportaj, bu zamana kadar Köy Enstitüleri ile ilgili yapılan en geniş sergiyi ve Türkiye'nin eğitim tarihini konu almasının yanında serginin "ziyaretçileri" ile de hem Cezayirlioğlu'nun hem de benim hayatımda özel bir yere sahip oldu. 'Bambaşka Bir Dönemin Başlangıcı' başlığını taşıyan röportajı yazarken en keyif aldığım yer, sergiyi ziyarete gelen Kızılçullu Köy Enstitüsü'nde yetişmiş emekli öğretmen Cemil Sönmez'in hikayesi ve anı defterine bıraktığı "En Özel İmza" kısmıydı. Röportajın yayınlanmasının ardından birçok kişiden dönüt aldım. Aldığım dönütler aynı kısımla ilgiydi. Bu doğrultuda Cemil Sönmez'i araştırmaya başladım. Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı'nda (Ankara) görev yapmış Mutahhar Aksarı'nın gazeteye gelen telefonu ve röportaj hakkındaki görüşlerinden sonra araştırmamı genişletmeye karar verdim. Yaptığım araştırmalarda Cemil Sönmez ismini taşıyan birçok kişi olduğunu gördüm. Her biri farklı yerlerde ve dönemde yaşamıştı. Kırşehir'in Kaman ilçesinde bulunan İsahocalılar Köyü Derneği'ne ait bir sitede Sönmez'e ait bir fotoğraf ve yazı buldum. Ancak başka bir bilgi yoktu.

EĞİTİME ADANMIŞ BİR ÖMÜR

Daha sonra Atatürk ve eğitim, Atatürk'ün eğitim hayatı, çocuklara ve eğitime bakışı hakkında Cemil Sönmez imzası taşıyan birkaç kitaba ulaştım. Başta bu kitaplar aynı kişiye mi ait yoksa farklı kalemlerden mi çıkmış teyit edemedim. Araştırmaya kısa bir ara verdim. Bir süre sonra Haldun Cezayirlioğlu'na Cemil Sönmez'den kitap kargosu geldiğini tesadüfen öğrendim. Gelen kitaplar, karşılaştığım kitapların aynısı ve imzalı haliydi. El yazısı ve imza tanıdıktı. Cezayirlioğlu ile yeniden görüşerek, Sönmez'in Çandarlı'da olduğu bilgisini ve iletişim adresini aldım. Sönmez’e önce telefonla ulaşıp, kendisiyle görüşmek istediğimi söyledim. Memnuniyetle kabul etti. Sözleştiğimiz tarihte görüşme için Çandarlı’ya yol aldım. Sahilde önce, Sönmez’in kendisi gibi öğretmen olan kızı ve damadıyla bir araya geldik. Onların araçlarıyla yaşadıkları eve gittik. Balkondan yolun başındaki aracı gören Sönmez, heyecanlı ve hızlı adımlarla merdivene yöneldi. Ben araçtan inene kadar bahçe kapısına çoktan ulaşmıştı. Kibar, samimi bir tavırla karşıladı. Yüzündeki tebessüm, sesindeki heyecan hepimizi gülümsetti.

"Kilometrelerce öteden buraya zahmet edip geldiniz, benim için bir onur ve 90 yaşımın bir armağanı" dedi. Birbirimizin hal ve hatrını sorduktan sonra kendisine ulaşmak için hangi yolları izlediğimi anlattım. Karşılaştığım kitapları söyledim.

"Dünya, İkinci Dünya Savaşı cehennemini yaşarken, ben Köy Enstitüleri’nde okudum. Devlete olan borcumu ödedim. 12 yıl mecburi hizmetin yerine 33 yıl öğretmenlik yaptım. Ama millete olan vefa borcum, Atatürk’e olan vefa borcum bitmedi. O borcumu ödemek için Atatürk’ün insancıl yönlerini gençlere anlatmayı görev bildim. Bu konuda kitaplar yazdım" dedi. "Benim yazarlıkla ilgili bir iddiam yok. Beni Nobel adayı yapmazlar" sözlerini ekledi gülerek...

KİLİS'TEN KIZILÇULLU'YA

Haftalar önce sergideki ilk karşılaşmamızda, kızının anlattığı Köy Enstitüsü sınavlarına giriş hikayesi beni ve salondakileri çok etkilemişti. Sınava yetişmek için Mordoğan'dan Karaburun'a eşek sırtında gitmiş, başarılı olup Kızılçullu Köy Enstitüsü'ne seçilmişti. Bu kez hikayesini daha geniş anlattı. Cemil Sönmez, 1932'de Kilis'te doğmuş, hasta bakıcı olan babası gümrük muhafaza memurluğu sınavını kazanınca İzmir'e gelmişler. Bir süre Karataş'ta yaşamış. Orada okula başlamış. Öğleden sonra okuldan çıkınca fırında çalışmış. Babasının tayininin Karaburun'a çıkmasıyla Mordoğan günleri başlamış.

"Ben Mordoğan’da ilkokulu bitirdiğimde ne maddi imkanımız ne de okul vardı. Hatta Mordoğan’da iskeledeydi babamın görevi. İlkokul da köydeydi. O bir saatten fazla yolu gide gele ilkokulu bitirdim. İlk yıl Balıkçı Şeytan Mehmet’in yanında balıkçı çıraklığı yaptım. Deniz sevgimi oradan aldım." Eğitime, öğretmeye olan tutkusunun yanında, denize de sevdalı Öğretmen Cemil Sönmez. "Üç tarafımız denizlerle çevrili, herkes mutlaka yüzme öğrenmeli" diyor. İlkokuldan sonra bir süre eğitim görememiş Sönmez. Bu sürede balıkçı çıraklığı yapmış ve Mordoğan Halk Odası'nda (Halk Evi) çalışmış. Mordoğan Halk Odası'nı "öğretmensiz okul" olarak tanımlıyor: "Ben orada kitapları okuyordum, öğretmensiz okuldu benim için… Oraya sık geldiğimi gören yetkili dedi ki, 'Buraya sık gelip gidiyorsun, gel buranın temizliğini de yap ayda beş lira sana para vereyim'. Böylece halk odasında beş lira aylıkla odacılık yaptım o yıllarda… O zaman öğrendim severek bir işi yapmanın güzelliğini, verimliliğini…"

'YOL SENİ GÖTÜRÜR'

Sönmez, Mordoğan'dan Kızılçullu Köy Enstitüsü'ne ve oradan öğretmen olarak gidip yeşerttiği bozkırlara uzanan hikayesini şöyle anlatmaya başladı:

"Mordoğan’da ilkokul öğretmenim babama demiş ki, 'Karaburun’da imtihan var, imtihana ver Cemil'i'. Müracaat ettik. İmtihan günü belirttiler. O zaman 1940’lı yıllarda, 45-46… İzmir körfez vapuru vardı. Pasaport’tan kalkar, Urla’ya ondan sonra Mordoğan’a, Eğlenhoca’ya, Karaburun’a giderdi. Ama o vapur, Karaburun’a vardığında öğleden sonra oluyor, sınav bitmiş oluyordu. Bir de otobüs vardı. Burunlu bir otobüs. O da İzmir’den kalkar, Urla’ya, Mordoğan’a gelir, Karaburun’a öğleden sonra gider... Yine sınav geçmiş oluyordu… Ben bir eşek buldum köyde. Dediler, ‘Yol seni götürür. Deh dedikçe giden, çüş dedikçe duran…’ Eşekle Karaburun yolunu tuttum." 'O yolu tek başına mı gittiniz' diye sordum. "Tek başıma gittim. Burada sınava girdim. Matematik, tabiat bilgisi, Türkçe… İmtihanı kazandığım haberi geldi. 1947’de Kızılçullu Köy Enstitüsü’ne girdim" dedi. "Kızılçullu Köy Enstitüsü'nde günleriniz nasıl geçti, eğitim nasıldı?" diye sordum. Tek tek kelimelerle tanımladı. Kullandığı kelimeler aynen şu şekildeydi: "Eğitim; demokratik, laik, karma eğitimdi." Şöyle devam etti: "Kızlarla birlikte okuduk. Okulun korosunda, temsilinde, bahçede, bağda -tarım derslerimiz vardı- birlikteydik yani. Bacı-kardeş gibi birlikteydik."

KIZILÇULLU'DAN DÜZİÇİ'NE

Sönmez köy enstitülerinde geçen yıllarını anlatmayı sürdürdü: "Bir sabah kalktığımızda, dediler ki, ‘Gidiyorsunuz’. Nereye? 'Kızları erkeklerden ayırıyorlar'. 1950 yılında Demokrat Parti iktidara geldi. Toplumun birçok kesiminde değişiklikler yapıldı. Köy Enstitülerine de zaten iftiralarla karşı çıkanlar vardı. Onların çabasıyla Köy Enstitülerini kapatma yolunda ilk adım atılmış oldu. 1950 yılında Demokrat Parti iktidara gelince, kızlarla erkekleri ayırdılar." Bunları anlatırken Kızılçullu Köy Enstitüsü açılmadan önce o binada eğitim veren Amerikan Koleji'nin tarihine de değindi. Düziçi'ne geliş öyküsünü şöyle anlattı: "Kızları iki yerde topladılar bir Beşikdüzü bir de Kızılçullu. Erkekleri de çevre Köy Enstitüleri’ne dağıttılar. Bizim Kızılçullu’dakileri de Aydın Ortaklar, Balıkesir Savaştepe gibi okullara verdiler. Bizi de 40 kişilik bir grupla Adana Düziçi Köy Enstitüsü’ne gönderdiler." Diğerleri civar okullara giderken kendisinin de bulunduğu grubun neden Adana'ya gönderildiğini sordum. Bilmediğini söyledi. Gülerek, 'Kimden hesap soracağım ki' dedi. "Oradan mezun oldum. Bu sefer Köy Enstitüleri kapatıldı, 1954’te. İsimleri değişti ilköğretim okulu oldu. Köy Enstitüleri olarak girdiğimiz okulda, ilköğretim okulu adı altında diploma aldık. Mezun olduk."

UNICEF'TEN TEBRİK VE ÖDÜLLER

Cemil Sönmez öğretmenlik yıllarını, unutamadığı anılarını anlattı. İlk görev yeri Mardin Midyat'ta bir köy olmuş. Daha sonra geldiği Mersin Mut'ta İbrahimli köyünün ilk öğretmeni olduğunu söyledi. Ankara da hayatında önemli bir yer tutuyor. Edebiyata ve yazmaya olan ilgisinin enstitü yıllarına dayandığını söyleyen Sönmez, bir yandan öğretmenlik yaparken bir yandan da çok sayıda gazete ve dergiye yazılar yazmış, röportajlar yapmış: "33 yıl öğretmenliğimde gazetelerde de çalıştım. Röportajlar yaptım, dizi yazılar hazırladım. Çocuklar okuyorlardı, ev de kiraydı... Biraz da ekmek paramı buradan kazandım" dedi. 'Ankara'da basınla içli dışlıydım' diye de ekledi. Dönemin önemli gazetelerinin kadrosunu saydı. Anılarını anlattı. Taşrada görev yaparken yazılar yolladığı mesleki dergilerin isimlerini söyledi. İzmir'de yıllar önce 'Gayret' isminde eğitim ve kültür dergisinin yayınlandığını ondan öğrendim. Çok sayıda kitap ve derleme çalışmasına imza atan Sönmez'in 1981 yılında UNESCO Türkiye Milli Komisyonu Türkiye Temsilciliği tarafından yayınlanan "Atatürk ve Çocuklar" isimli bir kitabı da var. Kendisiyle görüştüğüm gün kitabın 1991 yılında basılan bir örneğini gösterdi. Kitapta, UNICEF kendisini şöyle kutluyordu: "Sayın Cemil Sönmez'in Atatürk ve Çocuklar konulu bu araştırması yıllar sonra uluslararası düzeyde ele alına çocuk yaşatılması, korunması, gelişmesi ve eğitimine ilişkin konularda, Atatürk'ün ne denli duyarlı ve kararlı olduğunun vurgulanması açısından UNICEF Türkiye Temsilciliğinin yayınları arsında yer almağa değer bulunmuştur. Kendisini bu çalışmalarından ötürü kutluyoruz." Türk Hava Kurumu ve birçok kurumun açtığı yarışmada ödüller alan Sönmez, dünyanın ilk kadın savaş pilotu Sabiha Gökçen ile de bir röportaj yapmış.

Köy enstitülü öğretmenden genç meslektaşlarına tavsiyeler

Türkiye'nin en büyük eğitim hareketi olan Köy Enstitülerinin sayılı temsilcisi, hayatını eğitime adayan bugün bile araştırma yapmaya devam eden Sönmez'den genç meslektaşlarına ve öğretmen adaylarına tavsiyelerini sordum. Mustafa Necati'den örnek verdi. "Önce bu işi sevecekler" dedi. Devam etti: "O'nun (Mustafa Necati) bu sözünü hayatıma ilke edindim." Yanımdaki deftere tek tek şu sözü yazdırdı: "Bir öğretmen, okuttuğundan çok kitap okumazsa, bezginlik duyar, kısa sürede yaşlanır. Okuttuğundan çok okuyan, araştıran, saçları ağarmış öğretmen genç ve dinçtir.”

SÖNMEZ'İN RİCASI

Konuşmamızda Cemil Sönmez, hayata geçirmek istediği bir çalışmadan bahsetti. Mustafa Kemal Atatürk'ün deniz tutkusu konulu 100-110 sayfalık bir çalışma yapmış. Atatürk'ün Florya sahil ve benzer yerlerde çekilen fotoğraflarıyla taçlandırmak istiyor. İlk kez karşılaştığımız "Köy Enstitüleri Kitap ve Efemera Sergisi" bir çalışma yapılamaz mı diye sordu. "Sen bunu bir duyursan..." dedi. "Elimden geleni yaparım" dedim. Cemil Sönmez araştırmayı, öğrenmeyi ve öğretmeyi sürdürüyor. Anlaşılan o ki, en güzel yıllarını geçirdiği Köy Enstitüsü ruhunu yaşatmaya devam edecek. Tıpkı babası, Hasan Akgürgen'in köy enstitülerindeki görevi nedeniyle çocukluğu Hasanoğlan Köy Enstitüsü'nde geçen Berkant Akgürgen'in o unutulmaz "Samanyolu" şarkısındaki gibi...

"Bir şarkısın sen, ömür boyu sürecek..."

Güncelleme Tarihi: 04 Temmuz 2022, 10:41
banner123
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner101

banner100