Pandemide çocuk ve ergen psikolojisi

Uzman Psikolog Bella Esin çocuk ve ergenler için korona virüs salgınının psikolojik yansımalarını ve bu süreçte onların psikolojilerini korumak için dikkat edilmesi gerekenleri anlattı.

Pandemide çocuk ve ergen psikolojisi

Röportaj / Ferzan YAPKUÖZ GÜRGÜR

Tüm dünyayı etkisi altına alan Kovid-19 salgını neden olduğu fiziksel ve ekonomik zararların yanı sıra milyonlarca insanın psikolojisini de olumsuz yönde etkiliyor. Çoğu kişide ortaya çıkan kaygı ve panik durumları neredeyse virüs kadar hızlı yayıldı. Normalleşmeyi konuştuğumuz şu günlerde her şeyin eskisi gibi olamayacağı kesin. Bu dönemde en çok etkilenenler şüphesiz sağlık çalışanları ve yakınlarıydı. Tabi bir de sokağa çıkma kısıtlamasına bir türlü alışamayan çocuklar. Bu süreçte ve daha sonrasında ortaya çıkabilecek psikolojik etkileri en aza indirebilmek için bazı önlemler almak gerekiyor. Pandemide çocuk ve ergen psikolojisini Uzman Psikolog Bella Esin ile konuştuk.

Öncelikle sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

2004 yılında İstanbul Bilgi Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nden mezun oldum. Üniversitede eğitim gördüğüm yıllarda İstanbul L.C.C. Akademisi’nde tasarım eğitimimi tamamladım. Mezun olduktan sonra 4 yıl kadar moda tasarım sektöründe yurt içi ve yurt dışındaki değerli firmalar ile çalışarak, vizyonumu genişleterek hayalimi gerçekleştirmiş oldum. 2009 yılında anne olduktan sonra psikolojinin bende her zaman merak uyandıran dünyasına geri döndüm. Aile Danışmanlığı Bölümü’nde Yüksek Lisansıma devam ederek, özellikle travma (çocuk/yetişkin), çocuk ve ergen gelişimi konularında birçok eğitim aldım ve almaya devam ediyorum. Mesleğimin en güzel tarafı, sürekli yeni yayınlar ve eğitimler ile güncel bilgilerle kendini yenileyebilmek. Tıpkı moda sektörü gibi çok dinamik ve sürekli gelişen bir alanda olduğum için çok mutluyum. Evli ve iki çocuk annesiyim. Dünya Danışmanlık Merkezi’nde Psikolog olarak alanında uzman olan çok sevdiğim arkadaşlarım ile birlikte keyifle çalışıyorum.

Korona virüs çocuk ve ergen psikolojisini nasıl etkiliyor?

Öncelikle anormal süreçte normal olmanın da anormal olduğunu hatırlatmak isterim. Çocuklar da yetişkinler gibi farklı stres tepkileri gösteriyor. Tabi ki stres tepkileri yaşlara göre farklılık gösterse de genel olarak; artan ağlama nöbetleri, öfkelenme, içe kapanma, sessizlik, alışmış olduğu seslerden irkilmeye başlama, konsantrasyonda azalma, ebeveynden ayrı kalmaya karşı yoğun kaygı vb. gibi duygusal tepkiler verebilirler. Aynı zamanda; uyku ve beslenme düzenleri bozulabilir, tepkisel davranışlarda (vurma, ısırma, kırma) artış görülebilir, dil gelişiminde gerileme ya da seçici konuşmamazlık, regresyon yani önceki davranışlara geri dönme, parmak emme, kucakta olmak isteme gibi fiziksel tepkiler gösterebilirler. Benzer stres tepkilerinin bu dönemde görülmesi bizim için beklenen, aşırı yoğunluğu ise incelenmesi gereken bir durumdur. Bu stres tepkilerinin boyutu ise; biz ebeveynlerin bu etkiye karşı verdiği tepki ile doğru orantılıdır.

“Seni anlıyorum”

Çocuklara bu dönemde nasıl yaklaşmak gerekir?

Çocuklar ve özellikle ergenler için de anlamlandırması zor bir süreç. Çocuklara destek olmak adına biz yetişkinler de öncelikle kendi duygu düzenleme becerimizi gözden geçirmeliyiz. İletişim bu süreçteki en önemli becerilerden. Sadece kişilerarası değil, kişinin kendi ile olan iletişimi de çok önemli. 'Ben şu anda ne yapıyorum?, Ne hissediyorum?, Neden bu tepkiyi veriyorum?, Bu durum bana daha önce yaşadığım hangi olayı hatırlattı?' gibi soruları sorarak kendi farkındalığımızı geliştirebiliriz. Aynı soruyu çocuklarımıza da sorabiliriz, 'Şu anda ne hissediyorsun?, Bunu yaşamak seni nasıl hissettirdi?' gibi. Aynı zamanda; şefkat, anlayış, sabır bu zamanda çocukların bizlerden beklediği üç önemli özellik. En çok duymak istedikleri iki cümle; 'Seni anlıyorum' ve 'Haklısın'. Mümkün olduğunca anlayışlı olmamız gerekiyor. Bir diğer önemli nokta ise; 'Beklentilerimiz'. Kendimizden ve çocuklarımızdan neler beklediğimizi lütfen bu süreçte gözden geçirelim. Hiçbir şey eskisi gibi değil, lütfen beklentileriniz de eskisi gibi olmasın. Maalesef 'ebeveyn mükemmeliyetçiliği' son birkaç yıldır seanslarda en çok çarptığım duvar. Kaygı, özgüven eksikliği, akran zorbalığı gibi bambaşka semptomlarla gelen çocuklarla çalışırken genelde hep aynı kapıya çıktık 'ebeveynin mükemmeliyet beklentisi.'

Mutlaka etkilenecekler fakat en az hasarla nasıl çıkarız?

Dediğiniz gibi mutlaka etkilenecekler, tıpkı bizler gibi. Bu noktada rol model olmak, kendi iyilik halimize özen göstermek ve neleri yansıttığımıza dikkat etmek durumundayız. Bu dönemde şöyle bir risk var; normal şartlarda ayırıcı tanı özellikleri olarak nitelendirebileceğimiz davranışlar artık hepimizin rutini haline geldi. Örneğin eve getirdiğimiz eşyaları silmek, sürekli dezenfekte etmek, yüzeylere değdikten sonra sürekli el yıkamak, yoğun temizlik takıntısı, mikroplardan korkma, kirlenme korkusu vb. normal şartlarda obsesif kompulsif bozukluk tanısı için önemli unsurlardır. Bizler bu süreçte sık sık bu davranışları gerçekleştirmek durumunda kaldık, bunun sürece bağlı olduğunun farkındayız, fakat çocukların ebeveynlerini rol model olarak gördüğünü varsaydığımızda bu durum riskli olabilir. Lütfen mümkün olduğunca bu işlemleri onların yanında minimumda tutalım.

Ergenlerde durum nasıl?

Ergenler, evet onlar için çok daha zor bir deneyim. Benim de danışanlarımdan ve çevremden deneyimlediğim kadarı ile bu süreçten en çok ergenler etkilendi. Bizler için adaptasyon süreci biraz daha kolay olsa da ergenler için durum farklı. Bu süreçten çıktığımız zaman büyük bir alkış da ergenlerimize gelmeli. Bizlerin aşina olduğu fakat onların yeni tanıştığı 'özgürlük' hissi bir anda ellerinden alındı. Uçmayı yeni öğrenen bir kuşun bir anda kanadının kırılması gibi. Üstelik kendilerini ve dünyayı farklı bir göz ile tanımaya başladıkları, hormonlarının da onları oldukça zorladığı bir dönemde bu süreci deneyimliyorlar. Ergenler için iletişim ve anlayış konusunda kendimizi geliştirmeliyiz. Öz motivasyon konusunda ise nasihat etmek yerine rol model olmak, duygularımıza ve onların duygularına yakın olmamızı gerekir. Aile içi iletişimde sosyal ve duygusal açıdan gelişerek bu süreci çok iyi bir avantaja çevirebiliriz.

Haz odağını keşfetmeliyiz

Özellikle belli yaş grubunda evde yapılan etkinlikler bir yere kadar oyalıyor, tıkandığımız noktada önerileriniz ne olur? Bir psikolog gözüyle ne tavsiye edersiniz?

Bu zamanda yoğun online eğitim aldıkları için açıkçası çok fazla sıkılma fırsatı olmayan çocuklar oldu. Eğitim döneminin sona ermesi ile birlikte boş zamanları artacak, tablet, bilgisayar, sosyal medya kullanımları artacak. Bu kaçınılmaz bir gerçek. Mutlaka elimizden geldiği kadar sınırlama getirmek zorundayız. Eğer çocuk haz almak için bilgisayarda vakit geçiriyorsa, haz odağını fark edip çevirmemiz lazım, orada bulduğu hazzı kendi dünyasında yaratmasına yardım etmeliyiz. Fiziksel aktivite de kesinlikle üzerinde durulması gereken, olmazsa olmaz bir konu, hormonlardan, konsantrasyon süresine kadar bir çok alanda pozitif etkisi olduğu yadsınamaz. Bu konuda rol model olarak destek vermemiz gerekir. Oyun ve aktivite konusunda ise, terapilerimizin vazgeçilmezleri, kum, toprak, su ve figür oyuncaklarla oyun kurması çocuğun duygusal gelişimi için de büyük avantaj.

Bu dönemde ebeveynlerin stresli ve endişeli olması çocukları nasıl etkiliyor?

Çocuklar doğuştan bazı karakter özellikleriyle gelseler de, dünyaya bizim gözlerimizle bakıyorlar. Örneğin, okula başladığımız ilk gün ayrılırken ebeveynlerimiz nasıl bakıyor? Kaygılı mı? Rahat mı? Çocuk hazır ama ebeveyn bu ayrılık için hazır mı? Eğer ebeveynin yoğun kaygısı güven eksikliği veya bağlanma sorunu varsa bu mutlaka çocuğa da yansıyor. Bazen çocuk ile hiç çalışmadan sadece ebeveyn ile çalışarak bu sorunu çözebiliyoruz. Bu süreçte de durum aynı; bizim bu olaya bakış açımız, tepkimiz çocukları doğrudan etkiliyor. Tabi ki de hiç birimiz mükemmel değiliz hatalar yapacağız. Bu konuda da rahat olup çocuklarımızla hatalarımız konusunda konuşup, dertleşip özeleştiri yapmakta çok güzel bir kazanım olur.

Aileler ne gibi durumlarla karşılaşabilir? Nasıl önlemler alınmalıdır? Hangi durumlarda uzmana başvurmalılar?

Özellikle teknoloji ile temas süresine kısıtlama getirmek, öfke, kaygı ve korkuların arttığı bu dönemde onların sakin ve mutlu kalmasını sağlamak kolay değil. Daha önce de belirttiğim gibi beklediğimiz stres tepkileri var fakat burada uzman desteği almak için ayırıcı nokta şu; 'Bu sorun çocuğumun günlük hayatını idame ettirmesini etkiliyor mu?' Örneğin, Eğer çocuk sürekli bilgisayar oynamak için sosyal olarak kendini izole ediyorsa, el yıkama rutininde sebepsiz artış oluyorsa, konuşma geriliğinden dolayı seçici konuşmamazlık oluşmuş ise en önemlisi çocuk yardım arayışındaysa tabi ki mutlaka bir uzman desteği alınmalı. Ebeveyn olarak öncelikle yapılması gereken çocuğumuzu anlamak ve duygularını aynalamak. Sorun çözüldüğü zaman ise mutlaka geri bildirim yaparak, çocuğun bu durumu kendi kendine aştığını hatırlatıp, sonraki olası problemler için de bu becerisinin farkında olmasını sağlamalıyız. Bu açıdan çocuklara geri bildirim yapılmasını her zaman şiddetle tavsiye ederim.

Son olarak eklemek istediğiniz bir konu var mı?

Adaptasyon konusunda kendimize daha çok güvenmemiz gerektiğini düşünüyorum. Charles R. Darwin’in, “Ne güçlü olan tür ayakta kalır ne de en zeki olan. Değişime adapte olandır hayatta kalan” sözü bu dönem için oldukça motive edici. Öncelikle şu an yaşamakta olduğumuz gerçeği kabul ederek sonrasında yeni gerçeğe en uygun şekilde değişim stratejileri geliştirerek bu süreci minimum hasar ile atlatabiliriz. Hücreden biyosfere kadar olan tüm sistemlerin kendi kendini ayarlama ve onarım sürecine 'homeostasis' denir. Adaptasyon veya paradigmaları değiştirmek her zaman kolay olmasa da genetik kodlarımız bunu mümkün kılıyor. Doğuştan sahip olduğumuz yeteneğimize daha çok güvenelim. Son olarak sağlık çalışanlarımıza ve ailelerine teşekkür etmek istiyorum. Bu süreçte birçok sağlık çalışanı ve aileleri ile gönüllü olarak çalıştık. Ciddi anlamda bireysel olarak ve ailece çok zor bir süreçten geçerek kahramanlık örneği sergilediler. İyi ki varsınız, her şey için çok teşekkür ederiz.

Kendimize güvenelim

Adaptasyon konusunda kendimize daha çok güvenmemiz gerektiğini düşünüyorum. Charles R. Darwin’in “Ne güçlü olan tür ayakta kalır ne de en zeki olan… Değişime adapte olandır hayatta kalan” sözü bu dönem için oldukça motive edici.

Güncelleme Tarihi: 09 Haziran 2020, 11:37
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner92