Okuyan toplum çocukla başlar

Kuşadası Dijital ve Materyal Çocuk Kütüphanesi'nin mimarlarından Ercan Günaydın, “Okumak boş zamanları değerlendirmek değildir. Okumak görevdir. Gelişen çağımızda teknolojiyi takip etmek zorundayız. Umut ederim ki ben ve ailem birçok insana örnek oluruz” diyor.

Okuyan toplum çocukla başlar

Röportaj/ Sinan KESKİN

Her ne kadar 2019 yılında açıklanan Türkiye Okuma Kültürü Araştırması ülkemizde kitap okuma alışkanlığının arttığını gösterse de diğer ülkelerle kıyaslama yapıldığında hala listenin oldukça altındayız. Okumanın bir boş zaman işi değil, gereklilik olduğunu kavrayabildiğimiz zaman değişimin başlayacağı zaman olacaktır kanısındayım. Okuyan, okuduğunu anlayan, analiz yapabilen, öğrediklerini daha iyi bir dünya için kullanan nesillere ihtiyacımız var. Ne yazık ki bu nesil biz değiliz, bu satırları okuyan sizler de değilsiniz. Bunu sizlerin çocukları, torunları sağlayacak. Ama onların bunu yapabilmesi için en büyük sorumluluk sizlere düşüyor. Onları gerçek birer 'okur' olarak yetiştirmelisiz. Bu sorumluluğu üstlenmelisiniz.

Meltem ve Ercan Günaydın çifti bu sorumluluğu hissederek, geleceği yaratacak olan çocukların gerçek birer okur olması için harekete geçtiler. Kuşadası'da aile yadigari evlerini çocuklar için cennete cevirmek üzere Kuşadası Eğitim ve Geliştirme Vakfı'na (KEGEV) bağışladılar. Tadilat sürecinin ardından geçtiğimiz ay Kuşadası Belediyesi ile KEGEV iş birliğinde projelendirilen 'Dijital ve Materyal Çocuk Kütüphanesi' hizmete girdi. Tarihi evde yer alacak kütüphaneye 'Sevil-Yaşar Altaş Eğitim ve Kültür Merkezi' (SEYAKMER) ismi verildi.

Dijital ve Materyal Çocuk Kütüphanesi'nin mimarlarından Ercan Günaydın ile aile yadigarı evin hikayesini ve kütüphanenin kuruluş öyküsünü konuştuk.

Ercan abi öncelikle Sevil-Yaşar Altaş Eğitim ve Kültür Merkezi'ne ev sahipliği yapan binanın hikayesini öğrenebilir miyiz?

Evin ilginç bir tarihi vardır. İlk sahibi ve yaptıranı Kuşadası’nda yaşayan ve “Mercanoğlu” namıyla tanınan kişidir. Yaşamlarını bu evde sürdüren Mercanoğlu Ailesi, arazilerinin Selçuk’ta olması dolayısıyla bir müddet sonra Selçuk’a yerleşirler ve evlerini kiraya verirler. Daha sonra da evi satışa çıkarırlar. Evi, Mehmet Emin Çetin, namı diğer “Birinci Hoca”, satın alır. Mehmet Emin Çetin, 1878’de Isparta’nın Uluborlu ilçesinde doğmuş ve eğitimini İzmir’de tamamladıktan sonra Kuşadası’na öğretmen olarak atanmıştır. 1873’te inşa edilen, şimdiki adı Mahmut Esat Bozkurt İlköğretim Okulu olan okulun hizmete girdiği dönemdeki adı “Birinci Mektep” olarak geçmektedir ve Emin Çetin Efendi bu okulun bilinen en eski öğretmeni ve yöneticisi olması sebebiyle halk tarafından “Birinci Hoca” olarak anılmaktadır.

Birinci Hoca Emin Çetin, eşi ve dört çocuğu ile uzun yıllar yaşamlarını bu evde sürdürürmüşler ve 1959 yılında Birinci Hoca’nın ölümünden sonra eşi Hatice Hanım tek başına yaşamını yine bu evde devam ettirmiştir. Mirasçıları, Birinci Hoca’nın evini bir süre pansiyon olarak çalıştırdıktan sonra içindeki eşyalar ile birlikte satışa çıkarmışlar ve düzenlenen müzayedede ev ve eşyalar satılmıştır. İşte o zaman Sevil – Yaşar Altaş çifti evi satın alır. Kuşadası’nda doğmuş, büyümüş, yaşamlarını burada sürdüren Yaşar ve Sevil Altaş, 1967 yılında, öğretmen maaşları ile biriktirdikleri birikimleriyle satın aldıkları eski bir evin sahibi olmuşlardır. Evin büyük olması nedeniyle binayı elden geçirmeye karar verirler. İçerideki merdivenin iptal edilmesi ve bahçeden merdiven yaptırılmasıyla iki katlı hale gelen evin alt ve üst katını ayrı ayrı kiralamış ve üç yıl kadar evin üst katında kendileri oturmuşlardır. Aile bir müddet sonra Yaşar Bey’in sağlık nedenlerinden dolayı başka bir eve geçmek mecburiyetinde kalmıştır. Farklı kiracılar gelmiş gitmiştir. Bir zaman sonra da Öğretmen Yaşar Altaş hayata veda etmiştir. Çeşitli kiracılardan sonra, yaşlı yıpranmış olan ev “Toplumsal Kültür İçin Sanat Vakfı” adı altında kurulan vakfa hizmet vermiştir. Onlarca kültürel etkinliğe ev sahipliği yapmış, birçok sanatçıyı ağırlamıştır. Ekonomik zorlukları kaldıramayan Vakıf bir müddet sonra kapılarını kapatmak zorunda kaldı. Bina yine çeşitli kişilere ev sahipliği yapmaya devam eder. Ama son olarak bu evde yaşayanlar evin bakımına önem vermez, yıkıntı harabe duruma düşmesine sebep olurlar.

2012'DE BAĞIŞLANDI

Evi KEGEV'e bağışlama fikri nasıl doğdu?

Yıpranan ev zaman zaman tadilat geçirimiş. Gel zaman git zaman evin “SİT” olduğu tespit edilmiş ve normal tadilatına izin verilmemiş, bu durum T.C. Kültür Bakanlığı tarafından yazılı olarak da aileye bildirilmiş. Tadilatlar için Anıtlar Yüksek Kurulu'ndan alınacak yenileme izinin gerekliliği ve projelendirilmesi gibi prosedürler yüzünden uzun zaman hiçbir şey yapılamamış ve sokakta yaşayan insanların barınağı haline dönüşmüş. Sevil ve Yaşar Altaş kökleriyle Kuşadası’nda doğup büyümüş, öğretmen kökenli insanlar. Ufak bir kasabada öğretmen olmak demek, kasabada yaşayan herkesi tanımak anlamına da gelir. Onlar da öğretmenliklerinin sayesinde Kuşadası’nda neredeyse okutmadıkları öğrenci kalmamış sevilen ve sayılan kişiler arasında her zaman yerlerini almışlardı.

Bu ev için düşümde hep bir kültür merkezi açılsa da isimleri yıllar boyunca yaşasa diye bir düşünce vardı. Her aklıma geldiğinde veya Kuşadası'na geldiğimizde 'ne yapmalıyız, nasıl yapmalıyız' diyedüşünürdüm. Bu arada da Kuşadası Eğitim ve Geliştirme Vakfı'nın (KEGEV) yaptığı işleri görüyordum. Kent kültürü, kent belleği ile ilgili iyi, olumlu işler yaptıklarını gözlemliyordum. Acaba biz de böyle bir şeyi nasıl yapabiliriz derken karşıma Şefik Sözer çıktı. Şefik Sözer, KEGEV’in başkanı, aynı zamanda akrabamızdı. Konuyu açtım, heyecanlandı, sevindi, 'hemen harekete geçelim' dedi. Sorun yumağını açmaya başladık…

Acil çözmemiz gereken iki sorun vardı. Birincisi Sevil Öğretmenin bu projeden haberi yoktu. Ayrıca evin sahibi olan diğer aile fertlerinin de onayını almak gerekirdi. Evi bağışlamayı ve kültür merkezi projesini kabul edecekler miydi? Yaşar Altaş’ın vefatından sonra ev mirasçıları olan Sevil Öğretmen ve kızı, eşim Meltem Günaydın’a kalmıştı. Bir de son kullanıcı olarak tabir ettiğimiz kızımız Cansu'nun fikri önemliydi. Ayrıca ikinci sorun ise tadilat için yapılacak masraf. Az para değil, Vakıf’ın da projenin giderlerini karşılayacak parası yoktu. Bu nasıl çözülecekti?

Aileme konuyu açtım. İlk tepkileri “HAYIR” oldu. Haklıydılar, bu evi biz onaralım istersek butik otel, istersek restoran veya turizm ile ilgili herhangi bir iş yapabilir veya kiraya yeniden verebilirdik. Kolay olmadı, Sevil Öğretmen’e isimlerinin yaşayacağını, kendisinin ve eşinin yıllarca bu kentte yapmış oldukları hizmetlerini anlattım defalarca. Sevil Altaş projeye yavaş yavaş sıcak bakmaya başladı ve daha sonra Meltem ve Cansu… Ailemi ikna etmiştim, ama devamı nasıl olacaktı. Şefik Sözer’e bizimkileri ikna ettim bilgisini verirken, o da bana bu işin bir ayağının da Kuşadası Belediyesi olması gerektiğini söyledi. Çok sevindim. Tüm tadilat işlerinin Kuşadası Belediye tarafından yüklenilecek olması evin belediyeye bağışlanması gerektiğini ve Belediye ile KEGEV arasında yapılacak bir protokol ile evin kullanma hakkını ortak yapabileceklerini de öğrendim. Bu bilgiyi ailemle paylaştım, onaylarını aldıktan sonra 2012 yılında Belediye ve aile arasında yapılan protokol ile ev Kuşadası Belediyesi'ne bağışlandı.

Evin kültür merkezine dönüşmesi de uzun bir süreç olmuş sanırım.

Protokoller, yazışmalar, ihaleler vs. uzun bir süreç. Genel seçimler, yerel seçimler derken bugünlere geldik. Evin yenileme işi bitmişti. Ama ev ne yapacağımız bilmiyorduk. Konsept ne olmalıydı. Uzun uzun toplantılar, görüşmeler oldu. Sekiz yıl geçmiş evimizin büyüğü Sevil annemiz de aramızdan ayrılmıştı. Evin bu değişmiş, restore olmuş halini görmesini çok istemiştik ama olmamıştı. Kızımız Cansu da akademisyen mimar oldu bu süreçte. Ben mesleğinde 42. yılına girmiş, kitap dünyasının sevilen, tanınan, kitap üretiminin her alanında hizmet vermiş biriyim, eşim Meltem ise sağlık sektöründe uzun yıllar çalışmış biri olarak ailece buranın çocuk kütüphanesi olmasını çok arzu ettik. Bu düşüncemizi toplantılarımızda hep dile getirdik.

Dijital ve Materyal Çocuk Kütüphanesi olmasına nasıl karar verdiniz?

Başta Belediye Başkanımız Ömer Günel ve ekibi, KEGEV (Kuşadası Eğitimi Geliştirme Vakfı) başkanı Şefik Sözer ve vakıf mütevelli heyetince de olumlu karşılanması ile yeni süreç başladı. Kızımız Mimar Cansu iç donanım ile ilgili bilgilerini aktarmak, ben mesleğim icabı kitaplara ulaşmak için işe koyulduğumuzda değişen, gelişen dünyada yer alan dijital dünya unutulmadı. Dünyanın her yanında dijital kütüphaneler açılıyor ve hizmete giriyor. Türkiye’de yeni yeni düşünülen “Dijital ve Materyal Çocuk Kütüphanesi” düşüncesi kafamızda yer etti. Başkanımız Ömer Günel’in büyük desteği ile hayata geçirme adımlarını attık.

Son olarak Ercan Günaydın şu an nelerle ilgileniyor?

Şu an Ankara kökenli olan Yağmur Yayın Grubu'na danışmanlık ve Genel Yayın Yönetmenliği yapıyorum. Kahramanlar'da Ege Bölge Ofisi'ni açtık. Kitaba gönül vermiş genç, yetenekli yazarlara ve ressamlara kitapları resimlemeleri için imkan tanıyoruz.

“BİZLER NE ZAMAN OKUDUK”

Kendimizi yetiştirmek için okumalıyız. Okumak boş zamanları değerlendirmek değildir. Okumak için zaman ayırmak gerek. Okumak alışkanlık işi değildir. Okumak görevdir. Gelişen çağımızda teknolojiyi takip etmek zorundayız. Umut ederim ki ben ve ailem birçok insana örnek oluruz. Türkiye’nin her yerinde Dijital ve Materyal Çocuk Kütüphaneleri açılır.

Sevil ALTAŞ; 22 Haziran 1937 tarihinde Kuşadası’nda Adliye Başkâtiplerinden Beytullah Okan ve eşi Fatma Hanım’ın üç çocuğun en büyüğü olarak dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini Kuşadası’nda tamamladıktan sonra, Edirne Kız Öğretmen Okulu ve Gazi Eğitim Enstitüsü'nü bitirip Türkçe öğretmeni olarak doğduğu topraklarda öğretmenliğe başladı.

Yaşar ALTAŞ; 9 Ağustos 1933 tarihinde Halide Hanım ve Hancı Ahmet’in beş çocuğunun en büyüğü olarak dünyaya geldi. İlkokulu bitirdikten sonra bir sayacının yanına çırak olarak verildi. Okumaya olan tutkusundan dolayı, öğretmen olan amcası tarafından, babasından gizlice, yeni açılan Kuşadası Ortaokulu'na yazdırıldı. Lise eğitimini Aydın Lisesi'nde ve yükseköğrenimini Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü'nde tamamladıktan sonra Söke’de Türkçe öğretmeni olarak başladığı mesleğine kısa bir süre sonra memleketi Kuşadası’nda Sosyal Bilgiler öğretmeni olarak devam etti.

Sevil Okan ve Yaşar Altaş 1962 yılının Şubat ayında hayatlarını birleştirip evlendiler. Aynı yılın kasım ayında çocukları Meltem, dünyaya geldi. Altaş çifti, öğretmen maaşları ile biriktirdikleri parayla 1967 yılında Birinci Hoca olarak bilinen Mehmet Çetin Efendi’nin evini mirasçılarından satın aldılar. Bir müddet kendileri de bu evde yaşamlarını sürdürdüler.

Kuşadası’nda yetişmiş birçok kişinin öğretmenliğini yapmış olan Yaşar Altaş 11 Kasım 1988’de, Sevil Altaş ise 10 Şubat 2016 tarihinde aramızdan ayrıldı.

Fotoğraflar: Başak Atilla

Güncelleme Tarihi: 14 Eylül 2020, 10:52
YORUM EKLE

banner92