Kadın avukat okyanusa kafa tutacak

Güneş Tosun Özensoy, eşiyle birlikte ürettikleri yelkenliyle ‘Tek başına Atlas Okyanusu’nu geçen ilk Türk kadın’ olmaya hazırlanıyor

Kadın avukat okyanusa kafa tutacak
Güneş Tosun Özensoy, eşiyle birlikte ürettikleri yelkenliyle ‘Tek başına Atlas Okyanusu’nu geçen ilk Türk kadın’ olmaya hazırlanıyor. “Uzun yol denizcilerinin söylediği bir şey vardır; Ege ve Akdeniz çok tehlikelidir... Nitekim Dünya denizlerini dolaşıp, Ege sularında batan tekneler var”

Halen aktif iş yaşamının içinde olan avukat Güneş Tosun Özensoy’un geleceğe dair planı sakin, huzurlu, denizin üzerinde, doğayla iç içe bir hayat... Özensoy ile deniz tutkusunu konuştuk...

Yelkenli merakınız ne zaman, nasıl başladı?


Kendimi bildim bileli doğada olmayı seviyorum. Jacques-Yves Cousteau’nun belgeselleriyle büyüdüm. Uzun yıllar dağcılık ve bisiklet sporlarıyla uğraştım. Kaptan bir arkadaşımın ısrarıyla Amatör Denizcilik Belgesi almak için sınavlara çalışıyordum. Eşim o yıllarda ilk teknemizin yapımına başlamıştı, ama aramızda bir yakınlık yoktu. Ondan yardım istedim, çünkü kullanılan terminoloji bana çok yabancıydı. Yıl 2004. O da bana yardım etmeye başladı. Derken ben sınavları verdim ve bu arada eşimle evlendik. Benim için iki yeni başlangıç olmuştu hayatımda. Kendimi, ilk teknemizin üstünde zımpara yaparken buldum. Ferda ismindeki o teknemiz, suya indi ve ver elini Gökova’nın büyüleyici maviliği. Bir İzmirli için denizin olmadığı yerde yaşamak pek mümkün değildir. Ama tekne ile denizde olmak gerçekten bambaşka bir şey. Artık mavi bir evde yaşıyorsunuz.


Tekneyi kendiniz üretmişsiniz o süreci anlatır mısınız? Nasıl bir deneyimdi? Kaça mal oldu?


Aslında ben ilk teknemizde yaşamaktan memnundum. Benim için doğada olmak çok önemli, tekne küçükmüş büyükmüş o kadar önemli değil. Ama eşim, daha büyük bir tekne yapmak istiyordu. Aslında asıl istediği, biriktirdiği onca bilgi birikimini hayata geçirmekti. Hakikaten de teknemiz Türkiye’de yapılmış en iyi saç teknelerden biri oldu diyebiliriz. Birikmiş bir paramız da yoktu. Daha önceki deneyimimizden yola çıkarak ben eşimi durdurdum, çünkü bu proje ruh olarak amatör ama büyüklük olarak profesyonel bir projeydi. Ona ‘önce malzemeleri alalım, sonra kabuğa başlayalım; aksi taktirde elimizde kabukla ortada kalabiliriz ve bu projeyi bitiremeyiz’ dedim. Böylece ön hazırlık safhası çok uzun süren, yıllarca salonumuzda tüm duvarı kaplayan tekne planlarına baktığımız bir hayalin peşine takıldık. Sekiz yıl süren bir deneyimdi. Sasalı’da atölyemizi inşa ettik. Tam bir serüvendi. Bazen büyük bir enerjiyle koştuğunuz, bazen tükenmiş bir halde sürünerek koştuğunuz ama hep koştuğunuz, delicesine bir mücadeleydi diyebilirim. Çünkü Eşimin de benim de yoğun bir iş tempomuz var ve kalan zamanlarımızda tekne yapıyoruz.
Bu tekneye harcadığımız parayla güzel bir seri üretim alabilirdik. Burada seri üretimden kasıt, Türkiye piyasasında çok satılan tekneler. Yoksa bizim kalitemizdeki bir seri üretim tekne zaten 600- 700 bin Euro’dan aşağı alınamaz. Bu boyda iyi bir tekne ucuza mal olmuyor. Hele bizim gibi emeğiyle çalışan insanlar için hiç ucuz bir iş değil. Piyasadaki seri üretimlerden çok daha kaliteli ve denizci bir tekne sahibi oluyorsunuz ama uzun yıllar tekneye binemediğiniz gibi sürekli bir atölye ortamında olmanız gerekiyor. Güvenlik çok öncelikli ve asla taviz verilmeyen bir konu. Bütün kitaplarda uzun yol denizcilerinin söylediği bir şey vardır Ege Denizi ve Akdeniz de çok tehlikeli denizler. Nitekim Dünya denizlerini dolaşıp, Ege sularında batan tekneler var.

Deniz üzerinde olmak nasıl bir his? Size neler yaşatıyor?


Eskilerin bir lafı vardır kulağına deniz suyu kaçan iflah olmaz derler. Çok doğru. Hele bizim gibi yoğun bir iş hayatınız varsa, deniz sizi her şeyden arındıran ve yenileyen ve hatta yeniden şekillendiren başka bir dünya. Günlük yaşam içerisinde sistemin bir parçasısınız. Tekne yaşamı size gerçek bir yaşamı, yaşama imkanı sağlıyor. Küçük ama sadece kendi isteklerinizi gerçekleştirebildiğiniz bir dünya. Küçük bir ortamda yemeğinizi yapıyor, uyuyor ve dostlarınızla birlikte oluyorsunuz. Ama bir o kadar da büyük ve sınırsız hayat yaşıyorsunuz. Doğanın her değişikliğini fark ediyorsunuz, ona başkaldırmak yerine ona uyum sağlıyorsunuz. Yelkenli bir teknede yaşadığınızda zaman kavramı değişiyor. Açıkçası ben artık teknede uyuduğum kadar rahat bir uykuyu evde uyuyamıyorum. Sanırım benim gerçek evim, artık tekne oldu.


Bu bir hobi mi, yaşam biçimi mi, nasıl tarif edersiniz?


Hobi olarak yapılabilecek güzel bir uğraş tekne. Ama biz bu çizgiyi aştık. Bizim için bir yaşam biçimi. Hele bizim gibi kendi teknenizi kendiniz yapmışsanız, her santimetrekaresinde emeğiniz ve anılarınız varsa... Tekneye gidemediğim zaman ona ihanet etmişim hissine kapılıyorum. Büyük bir özlemle gidiyorum. Doğadan uzaklaştıkça insanoğlu, toplumsal hayat içerisinde her an üretimden uzak kalabilir, gereksiz endişelerin ve tutkuların pençesine düşebilir, boş heveslerin ve hataların içinde kaybolabilir hale geliyor. Ama denizle bütünleştiğinizde, deniz yol gösterici oluyor; dünyayı daha hakiki, daha sağduyulu yaşabilmemiz için bize rehberlik ediyor.

Maddi imkanı olup da bu tutkusunu gerçekleştirmek isteyenlere tavsiyeleriniz neler olur?


Eğer içinizde böyle bir istek varsa ertelemeyin derim. Denizde olmak dışarıdan göründüğünden çok daha keyifli. Biz ilk teknemizden önce, teknecilikle ve denizle ilgili çok bir bilgi sahibi değildik. Sonradan o kadar sevdik ki bizim için bir yaşam biçimi oldu.


Tekneniz neden Marmaris’te demirli... Daha yakın bir marinada değil?


Teknemiz Okluk Koyu’nda büyük denizcimiz Sadun Boro’nun teknesinin hemen yanıbaşında. Biz ilk teknemiz ile Okluk Koyu’nda kaldığımızda her sabah Sadun Ağabey yürüyüşe çıkar ve kulağında çiçeği ile geri dönerdi. Gökova büyüleyici bir yer. Yeşille mavinin bütünleştiği, kendinizi rüyada gibi hissettiğiniz bir ortam. Kısacası ben bu coğrafyaya aşığım. İtiraf etmeliyim ki marinalar pek bana göre değil. Aslında Türkiye’deki marinalar çok kaliteli. Fakat benim için doğada olmak çok önemli ve ben kendimi marinada doğada değil, şehir hayatının başka bir şeklinin içinde gibi hissediyorum.

Bir yelkenliyi motor yat ile karşılaştıracak olursanız avantaj ve dezavantajları nelerdir?


Bu tamamen kişiye özel bir tercih aslında. Konforunuza düşkünseniz ve teknede az zaman geçiriyorsanız motor yat sizin için daha uygun olabilir. Motor yat, kısa mesafeli bir deniz ulaşım aracı bana göre. Gayet hızlı ve sizi kısa sürede gitmek istediğiniz yere ulaştırabilir. Yelkenli tekne de ise bir yere giderken artık mesafenin, gidilen yerin bir önemi yoktur. Yolun kendisi çok güzeldir. Rüzgarın ve denizin sesi, tüm benliğinize hakim olur. Motor yattaki gibi bir motor gürültüsü yoktur. Denize ve doğaya daha yakınsınızdır, onunla bütünleşirsiniz.


Yelkenli içinde yaşamak için geliştirilen pratik koşullar neler?


İlk teknemiz ile mavi tura çıktığımızda büyük bir bavulla tekneye geldim. Ancak bir ay boyunca sadece mayo ve bir şortla, bir iki tişört kullandım. Suyu dikkatli kullanıyorsunuz, bulaşıkları deniz suyuyla yıkamayı, makarnanızı yaparken deniz suyu kullanmayı öğreniyorsunuz. Benim için bunlara alışmak hiç sıkıntı olmadı. Çünkü dağcılık ve bisiklet sporu yaparken de uzun aktivitelerde sırt çantamdakilerle yaşamayı öğrenmiştim. Öğünleri saymayı ve ona göre alışveriş yapmayı biliyordum. Zaten çözüm odaklı bir insansanız, kısa sürede teknede yaşamın pratik yolunu buluyorsunuz. Böyle olmayan insanların zaten gözü doğayı falan görmüyor, kısa sürede kaçıyorlar. Çünkü tekne hayatı öyle dışarıdan görüldüğü gibi teknenin üstünde güneşlenmekten ibaret bir hayat değil.

Uzun bir yolculuğa çıkmadan önce fiziksel ve ruhsal hazırlık gerekiyor mu?


Ağustos ayında tekneyi Kanaryalar’a götüreceğiz. Las Palmas’ta tekneyi bırakacağız. Aralık ayında tek başıma Atlas Okyanusu’nu geçmek istiyorum. Uzun seyahatlerde hem bizim hem teknemizin hazır olması gerekiyor. Seyirlerde tekneyi zorluyoruz ki daha uzun seyahatlerde karşılaşabileceğimiz sorunları görebilelim. Aynı zamanda çıkan sorunları tek başıma gidermeyi de öğreniyorum. Küçük yaralanmalara müdahale etmeyi, dikiş atmayı vb. şeyleri. Bunun dışında zaten hareketli bir insanım. Spor hayatımın her döneminde yaşamımın bir parçasıydı. Kondisyonum iyidir. Ruhsal hazırlık ise daha farklı. Denizi düşündükçe, üzerinde zaman geçirdikçe her geçen gün biraz daha alışıyorsunuz, benimsiyorsunuz. Benim ruhsal olarak kendimi hazırlamam için çok zamanım oldu. İlk teknemizle yıllarca denizlerdeydim. Yeni teknenin yapım aşamasında geçen sürecinde çok etkisi var. Hep okyanusta batan güneşi hayal ederek kendimi motive ettim. Bu seyahat benim için bir nevi meditasyon olacak.


Hayallerinizi süsleyen, hayata geçirmeyi planladığınız bir rota var mı?


Aslına bakarsanız özel bir rota yok. Ben gidiyor olma halini seviyorum. Her denizci gibi bizim de bir dünya seyahati hayalimiz var. Ama ben bunu dünya seyahati şeklinde değil de dünya denizlerinde yaşamak şeklinde yapmak istiyorum. Az önce bahsettiğim seyahat, planlı, başı sonu olan bir rota. Bu seyahati planlamamın nedeni daha bir süre çalışma hayatımıza devam edecek olmamız. Okyanusu görmeyi daha fazla ertelemek istemiyorum. Sabırsızlık diyebiliriz. Fakat bu seyahat planını yaptığımızda bir şeyi fark ettik, henüz Türkiye’de hiçbir kadın Atlas Okyanusu’nu tek başına geçmemiş. Bu da insana ayrı bir sorumluluk yüklüyor. Beni destekleyen eşim ve denizci dostlarımız bu projeyi sorunsuz bir şekilde gerçekleştirebilmem için bana çok destek oluyorlar.

Denizden korktuğunuz anlar oluyor mu?


Tabii ki oluyor. Aklı başında her insanın da olması gerekir diye düşünüyorum. Nasıl bir tekneniz olursa olsun sonuçta doğa sizden her zaman daha güçlü, hafife almaya gelmez. Korku, insanı koruyan bir duygudur. Bu yüzden de sürekli olarak kendimizi ve teknemizi hazırlıyoruz, yeniliyoruz. Böyle seyahatlerin öncesinde ciddi bir planlama ve hazırlık aşaması olur. Yine de doğanın size her zaman bir sürprizi olabilir ama o riski de göze alırsınız. Hele deniz, en usta denizcileri bile şaşırtabilen bir güç. Bernard Moitessier diye ünlü bir Fransız denizci var, onun Uzun Yol diye bir kitabı var. Dünyanın en zor sularında, binlerce deniz milini dümen suyunda bırakmış bir denizci. O bile ‘denizi bilmek diye bir şey yok’ diyor kitabında.

Halen aktif iş yaşamı içindesiniz? Geleceğe dair planınız nedir? Sadece deniz üzerinde yaşamak gibi bir isteğiniz var mı?


İşimi çok seviyorum. Herkes de olduğu gibi beni de iş yaşamıma bağlayan sorumluluklarım, ilişkilerim var. Ama ilerisi için planım sakin, huzurlu denizin üzerinde, doğayla iç içe bir hayat. Bu benim için uzun yıllardır süren çalışma hayatımın bir hediyesi gibi geliyor. Tüm geleceğimizi teknede bir yaşam üzerine kurguluyorum o yüzden. Yelken yapamayacak yaşa gelsem bile teknemden başka bir yerde uyumak istemiyorum. Umarım sağlığımız da buna müsaade eder.

Şimdiye kadar hangi rotalar üzerinde seyahat ettiniz? Hafızanızdan silinmeyen yer ya da yerler var mı?


Ege Denizi dışına çıkmadık. Adaları da Kuzey Ege’yi de seviyorum. Ama gözdem Knidos ve Gökova Yedi Adalar içindeki Bekar Koyu’dur.

‘Tekne gardırobu’ denilen bir şey var mı? Olmazsa olmazlar nelerdir?


Moda dünyası böyle bir ticari pazarı boş bırakır mı? Tekne gardırobu da var, tekne modası da var. Su geçirmeyen ama nefes alabilen kıyafetler ve sağa sola takılmayacak şekilde tasarlanmış elbiseler konforlu ve güvenli bir seyir için önemli, özellikle de uzun yolda. Yelken yaparken mutlaka kaymaz bir ayakkabı giyerim. Eldiven kullanmaya özen gösteriyorum. Gözlük ve güneş kremi de olmazsa olmazlar arasında.


Maddi imkan dışında bu tutkuyu hayata geçirmek için ne gerekiyor?


İstemek tabii ki belirleyici. Ama bir o kadar da kararlı olmanız gerekiyor, çünkü yaptıklarınızın ne kadar saçma şeyler olduğuyla ilgili bitmez tükenmez eleştiriler alacaksınız. Bir de öğrenmeye hevesli olmalısınız. Çünkü okumadan ve iyice araştırmadan tekne almaya ya da tekne yapmaya kalkarsanız büyük hayal kırıklıkları yaşayabilirsiniz. Tekne sahibi olmayı başarsanız bile bu hayatın getirdiği bir takım zorluklar ve tehlikeler var, bunlar sizi kısa sürede bıktırıp, pişman edebilir. Ne yazık ki bu konuda yerli kaynak biraz az. Fakat kitaplara mutlaka ulaşmalarını öneriyorum. Çünkü aslında gerçek ve sağlıklı bilgiye ancak onlar sayesinde ulaşıyorsunuz. Eğer bilgi sahibi iseniz o zaman insanların size anlattıklarını sağlıklı bir şekilde değerlendirip, anlatılanlar içindeki gerçek bilgileri eleyip, kullanabiliyorsunuz. Gerek tekne yaparken gerekse seyahat ederken sıralamamız hep bu şekilde oldu.

Teknenizin teknik özellikleri neler?


Teknemizin adı Güneş. Bu ismi eşim verdi. Ben de bu gazla hiç durmadan çalıştım. Graham Radford dizaynı, Pilot House bir tekne. 14 metre boyunda, genişliği 3,93 metre. Uzun yol ve ağır denizler için planlanmış. Daha önce dünya seyahati yapmış Osman Atasoy’un Uzaklar II adlı teknesi de bizim teknemizin center-cockpit tarzı olanı. Teknelerimizin özelliği çok iyi orsaya girmesi, biz de seyirlerimizde bunu hissediyoruz. Çok konforlu diyemesek de, tam bir denizci tekne. Güvenlik ön planda.

Güneş Tosun Özensoy kimdir?


İzmirliyim... Dikili, Bademli doğumluyum. 1993 yılından beri İzmir Barosu’na kayıtlı olarak aktif avukatlık yapıyorum. Bir kızım var, o da Bilkent Üniversitesi’nde hukuk okuyor. Eşim Ziya Hakan Özensoy diş hekimi.
Güncelleme Tarihi: 23 Nisan 2018, 10:21
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER