'Cumhuriyet böyle bir dönem yaşamadı'

Eleştirmekten korkmayan cesur duruşuyla kitlelere umut veren Müjdat Gezen’in 61 yıllık sanat hayatı belgesel oldu. Usta isim sanatla geçen yaşamını, ülke hakkındaki görüşlerini, gençlere tavsiyelerini ve İzmir’in yaşamındaki yerini 9 Eylül okurları için paylaştı.

'Cumhuriyet böyle bir dönem yaşamadı'

Röportaj / Kardelen BUĞDAY

Türk tiyatrosunun usta oyuncularından, yaşamını sanata adayan, ustalığıyla pek çok ismi Türk tiyatrosu ve sinemasına kazandırıp gençlere destek veren, eleştirmekten korkmayan cesur duruşuyla 61 yıldır sanat yaşamına devam eden bir isim; Müjdat Gezen. Usta isim sanatla geçen yaşamını, ülke hakkındaki görüşlerini, gençlere tavsiyelerini ve İzmir’in yaşamındaki yerini 9 Eylül okurları için paylaştı.

Sanat dünyasının duayen ismi, bugüne kadar pek çok oyun ve yapımda yer alan usta oyuncu Müjdat Gezen’in 61 yıllık sanat hayatı belgesel oldu. Belgeselin yönetmenliğini gazeteci Gökmen Ulu yaptı. Belgeselde usta oyuncunun sanat yaşamına tanık olan çok sayıda tanınmış isim yer aldı. Merakla beklenen belgeselin galası Türkiye’de ilk kez İzmir’de yapılacak. Bu akşam gerçekleşecek gala ve yarın akşam Bostanlı Suat Taşer Açıkhava Tiyatrosu’nda kızı Elif Gezen ile birlikte sahneleyeceği Baba-Kız oyunu öncesi, usta sanatçıya sanatla geçen yaşamını, ülke hakkındaki görüşlerini, gençlere tavsiyelerini ve İzmir’in yaşamındaki yerini sorduk.

SANATA VE TOPLUMA ADANMIŞ BİR ÖMÜR

Ülkede tiyatro ve tiyatrocularının durumunu göz önüne aldığımızda 61 yıl nasıl geçti?

İlk zamanlar çok güzeldi. Tabii, bu son iki yıldaki dünyadaki salgını saymıyorum. Bir de son 20 yıldır Türkiye’de sanatın üzerindeki baskıları… Onun dışında çok güzeldi.

Son 20 yılı soracaktım… Baskı konusunda basın çalışanları da çok zorlanıyor. Bizleri bu konuda anlayacak kişiler de sanatçılar. Sizden son 20 yılın değerlendirmesini alabilir miyim?

Özgürlük… Demokrasi geldiği zaman bunların hepsi geri gelecek. Çok da uzakta görünmüyor. Çünkü ekonomi konusunda, adli konuda, hukuksal konularda, sanat konusunda… Herhangi bir konuya baktığımız zaman yalandan öte işittiğimiz hiçbir şey yok. Halbuki dünya hakikat üzerine kurulmuş olmalı. Ben Atatürk hariç -ki keşke tanısaydım-. İnönü’nün cumhurbaşkanlığından itibaren tüm cumhurbaşkanları ile tanıştım. Onlara programlar, şakalar, karikatürler, siyasi espriler yaptım. Hiçbir şey olmadı. En son bu başımıza gelen olayda herkese 'haddini bil' diye parmak sallayan Tayyip Erdoğan, ben de ‘sen haddini bil’ dedim diye 4.5 yıl hapsimi isteyen emir verdi mahkemelere. Metin Akpınar ile beni evlerimizden alıp götürdüler. Neyse sonunda beraat ettik tabii. Türkiye’de hala adil yargıçlar var diyebiliriz bu konuda. Ama mesele yalnız bu konu değil ki. Biri çıkıyor ekonomi iyi gidiyor diyor. Maaşları dolarla mı alıyorsun diyor. Dolar olmuş on lira. Yani iler tutar yeri yok. O kadar büyük bir yalan girdabı içinde yönetiliyor ki Türkiye ama çarşıya çıktığınız zaman görüyoruz. Onlar çıkmıyorlar tabii ben çıkıyorum mecburen, eve şu alınacak, bu alınacak. Okula mubayaa (satın alma) yapılacak. Tiyatroda kadroma yemek verilecek. E almış başını gidiyor. Biletlerimiz aynı fiyat. Ama giderimiz iki misli pahalı durumda. Evvela ekonomiden başlıyor her şey. Ne demişler, çarşı pazar her şeyi bozar.

ADALET SARAYLARI VE YENİ AKM

Adalet sarayları hakkında ne düşünüyorsunuz peki?

Ayıp artık tabii hem saray hem adalet bir arada olur mu ya? Yani büyük hapishaneler yapacağız gibi ayıp bir laf, en büyük adalet sarayları bizde diye. Daha da ayıp… Demek ki bu ülkede sürekli suç işleniyor veyahut sürekli suça teşvik edici bir şeyler yapılıyor. Yahut büyüklerimiz suç işliyor. Ama oralara gitmiyorlar…

Yeni AKM hakkında düşüncelerinizi öğrenebilir miyim?

Yeni AKM’nin dışıyla değil içiyle ilgilenmek lazım. Dışı aynen eskisi gibi güzel. İçinin de güzel olduğunu söylediler ama içeriğinin ne olacağına bakmak lazım. Binalar ister saray olsun ister adliye sarayı olsun ister Atatürk Kültür Merkezi olsun, yapıların içinde ne yapıldığıdır önemli olan… Adliye saraylarında neler yapılmaktadır mesela, neler olmaktadır? Ona bakmak lazım. Atatürk Kültür Merkezi’nin içinde ne olacak? Ona bakmak lazım.

POLİTİK MİZAH

Sizi genelde mizah yaparken gördük. İzahı olmayan şeylerin mizahı olur derler, politik mizaha bakışınız nedir?

Evet, 60 yıldır politik tiyatro yapıyorum ben. Şehir tiyatrolarında çalıştığım sürede, Muhsin Ertuğrul hocamız vardı başımızda, o zamanlarda da yaptım. Politik olmayan oyunlarda da çok oynadık ama özellikle kendi tiyatromu kurduktan sonra 60’lı yılların ortalarından itibaren artık politik tiyatroya gönül verdim. Yurt dışındaki araştırmalarımı onun üzerine yaptım. Türkiye’deki tiyatrolarda pek çok politikacıyla yüz yüze geldik. Hepsi oyunlarımıza geldi. Onları eleştirdiğimiz oyunlarımızı alkışladılar, güldüler eğlendiler. Ama bu dönemde sanatla, bu sistemin çok büyük bir ilişkisi olamaz zaten.

Bazı oyuncular eleştirmekten biraz çekiniyorlar, sizce neden?

Korkuyorlar. Çünkü başımızdakiler “Goebbels Metodu” denen şeyi tatbik ettikleri için korkutuyorlar. Sanatçılar korkutmayı bırakın, diğer siyasileri korkutmaya çalışıyorlar. Meral Akşener’i korkutmaya çalışıyorlar ama korkusuz bir kadın. Kılıçdaroğlu’nu korkutmaya çalışıyorlar. Yapılmadık linç hareketleri kalmadı. O da korkusuz, pek umursadığı yok. Böyle saldırgan olmak bence tehlikeli. Halk şuna bakar; benim karnım bugün yine aç, sabah benzine ayrı zam akşam ayrı zam. Ekmekçiler fırıncılar şimdi ekmeğe zam düşünüyorlar. Pazara giden yaşlı kadınları görüyorum, pazar dağıldıktan sonra yerlerden artıklar toplayan… Sonra baştakilerden biri çıkıyor diyor ki her evde üç araba dört telefon falan. Kapıcının arabası… Böyle abuk sabuk akla hayale gelmeyecek absürt şeylerle dolu. Kendileri halkın içinde değiller. Hakikaten halktan çok kopmuşlar. Bu kopuş onları hayatın gerçeğiyle kopartacak gelecek seçimlerde.

MGSM VE MÜJDAT HOCA

Oyunculuğa küçük yaşlarda öğretmeniniz sayesinde başladınız. Siz de duayen bir hocasınız aynı zamanda, Müjdat Gezen Sanat Merkezi’nde pek çok oyuncu yetiştirdiniz. Hoca olarak Müjdat Gezen, gençlere ve öğrencilere ne tavsiye eder?

Ben hiç tavsiyede bulunmam. Nasihat vermekten nefret ederim. Sadece kendi yollarını kendileri çizsinler isterim. Ben onlara anahtarlar veririm. O anahtarlarla mesleğin, oyunculuğun, tiyatronun kilitlerini açma işini onlara bırakırım. O verdiğim anahtarlar, iyi insan olmalarıdır. İyi insanlardan iyi oyuncu çıkar. İyi politikacılar, iyi bakkal, iyi manav, iyi tıp adamı, iyi hariciyeci çıkar. Önce iyi adam olmak gerekiyor. Öyle kindar gençlik demeler falan, insanları başka yola sevk eden fena duygulardır. Benim öğrencilerime daha ilk derste söylediğim şey 41 yıldır şudur; ‘İyi insan olmayı başarabilirseniz ötekiler arkadan gelir’

Geçmiş dönemlerde sanat merkezinize saldırı düzenlenmişti. Buna rağmen direnmeyi hiçbir zaman bırakmadınız. Bunu nasıl başardınız?

Bir yola çıkıyorsanız, çıktığınız yoldan da size vaat edilen çıkarlar uğruna sapıyorsanız bu bir yol değildir. Günün birinde bir taşa ayağınız takılır ve tökezlersiniz. Konuya gelirsek, biri Vahdettin’i seviyormuş da onun bir akrabası olan kişi burada bir dükkân açmış. Osmanlı eşyaları satıyormuş da güya biz onunla alay etmişiz Uğur Dündar’ın programında. O da bunu hazmedememiş bizim okulu yakmış. Sonra 5.5 yıl ceza yedi, yattı çıktı. Avukatıma geçenlerde bir haber yollamış Müjdat hocanın bir çayını içeyim diye, buyursun gelsin dedim. Ama gencecik çocukları böyle ellerinde silahla fotoğraflar çektirmeler, böyle yanlış şeylere yollamalar, bir de Vahdettin gibi birini Atatürk ile mukayese etmeler falan… Bunlar abuk sabuk ipe sapa gelmez çağ dışı şeyler. Ben bu ülkede bir tek Atatürk’e yetişemedim ama hepsini tanıdım. Cumhuriyet, cumhuriyet olalı böyle bir dönem yaşamadı.

İZMİR VE 9 EYLÜL

Cumhuriyetin 98. yılını kutladık birkaç gün önce, şimdi sizi de İzmir’de ağırlayacağız. İzmir’de bayramlar farklı bir coşkuyla kutlanır. Sizin İzmir ile ilgili düşüncelerinizi merak ediyorum.

Benim doğduğum şehir İstanbul’dur ama şehrim İzmir’dir. 9 Eylül çok önemli tabii benim için. Çünkü cumhuriyetin adımlarının birincisidir. Tıpkı Dumlupınar gibi arkasından gelen 9 Eylül de zaferdir. Türk kadınlarının kırmızı masa örtülerinden, beyaz yastık çarşaflarından ay yıldızlı bayraklar yapıp İzmir’i 9 Eylül sabahı donatmaları gibi… Atatürk’ün lafı çok önemlidir. İzmir’in en tepelerinden o ezan sesini duyduğunda silah arkadaşına döner der ki, “İsmet sanki rüyada gibiyim. İzmir’deyiz” der. İzmir bence semboldür bu konuda. Kurtuluşun a harfidir. Alfabenin ilk harfi gibidir. Onun için burada Hasan Tahsin’i de rahmetle anmak gerekir. İzmir’in Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundaki ilk sanayi fuarının açılışı, hani İzmir Fuarı dediğimiz… İzmir başka bir şeydir benim için. Başka bir duygudur. Evet ben İstanbul doğumluyum ama İzmirliyim.

Bu hafta İzmir’e geliyorsunuz, iki gün boyunca sevenlerinizle buluşacaksınız heyecanlı mısınız?

İzmir’e iki yıldır gelemiyorum. Hayatımla ilgili bir belgesel hazırladı Gökmen Ulu. Galayı İstanbul’da yapacaktık ama ben İzmir’de yapalım istedim. Çünkü ben her oyunumun sonunda İzmirli kadınların 9 Eylül’de diktikleri bayrağın replikasını hediye ediyorum bir talihliye. Senelerdir bunu yapıyorum, geleneksel olarak, oyunlarımın konusu ne olursa olsun. Oyunum İzmir marşıyla biter hep. Şimdiki baba kız oyunumda yine İzmir marşıyla bitiyor. İzmir başka bir şeydir benim için.

Son olarak 9 Eylül okurları için neler söylemek istersiniz?

Hepsine sevgi saygı yolluyorum. Hepinize teşekkür ediyorum. Hem gazetenin isminin 9 Eylül olması hem de sağ olsun yazarlarınızın benden sık sık söz etmesi, cumhuriyete sahip çıkması… O 9 Eylül sembolünü salt İzmir için değil bütün ulus için yaşatıyor olması çok onur vericidir. Hepiniz tekrar teşekkür ediyorum.

Güncelleme Tarihi: 03 Kasım 2021, 09:17
YORUM EKLE