banner112

Bambaşka bir dönemin başlangıcı

Koleksiyoner Haldun Cezayirlioğlu'nun "Köy Enstitüleri Kitap ve Efemera Sergisi" ziyaretçileri ağırlamaya devam ediyor. Cezayirlioğlu, "Köy Enstitüleri bambaşka bir dönemin başlangıcıymış. Köy Enstitülerindeki felsefe, o yıllardaki çıkmazlığı aydınlatan bir ışıkmış" diyor.

Bambaşka bir dönemin başlangıcı

Röportaj / Kardelen BUĞDAY

Koleksiyoner Haldun Cezayirlioğlu'nun yıllardır biriktirdiği fotoğraf, belge ve kitaplardan oluşan "Köy Enstitüleri Kitap ve Efemera Sergisi" Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi'nde ziyaretçileri ağırlamaya devam ediyor. Köy Enstitüleri'nin 82. kuruluş yıldönümü dolayısıyla açılan sergide enstitülerde okuyan öğrenci ve görev yapan öğretmenlere ait birçok belge ve fotoğraf yer alıyor. 18 Nisan'da açılan sergi, Türkiye'nin eğitim tarihi hakkında da önemli bilgiler barındırıyor.

'YENİ BİR SÜREÇ'

Geçtiğimiz günlerde Milli Eğitim Bakanlığı'ndan bir haber paylaşıldı. Haber, "Köy Yaşam Merkezleri ile Köy Okulları Aktif Eğitim Birimleri Olarak Kullanılacak" başlığıyla paylaşıldı ve şu ifadeler yer aldı: "Milli Eğitim Bakanı Mahmut Özer, köy okullarının aktif eğitim birimleri olarak kullanılması "köy yaşam merkezleri" konsepti altında yeni bir süreci Ramazan Bayramı'ndan sonra başlatacaklarını, bu kapsamda 4 bakanlığın işbirliğinde köy okullarında tarım ve hayvancılık gibi alanlarda halk eğitimi kurslarının ve yaz kampı gibi faaliyetlerin düzenleneceğini bildirdi." Bu cümleler ve haberin devamı tahmin edilebileceği gibi aklıma Köy Enstitülerini getirdi. Yeni bir süreç olarak duyurulan bu uygulama zaten yıllar önce bu topraklarda yapılmıştı. İster istemez enstitüler kapanmasaydı bugün verilen eğitimler nasıl olur, -kendim dahil- öğrenciler sınav maratonu için mi yoksa üreten, hayatı tanıyan bireyler olarak mı yetiştirilirdi diye düşündüm. Bir yandan da açılmadan önce afişini gördüğüm serginin kapanmasına az bir zaman kaldığını fark ettim. Haldun Cezayirlioğlu'na ulaşarak hem sergi hem de Köy Enstitüleri hakkında konuşmak istediğimi söyledim. Cezayirlioğlu ile serginin bulunduğu Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi'nde bir araya geldik.

BİR ÖDEVLE BAŞLADI

Haldun Cezayirlioğlu, Köy Enstitüleri üzerine çalışma yapmaya, belgeler toplamaya nasıl başladığını anlattı.

"Öğretmen okulundayken bir öğretmenimiz geldi o sene. 1974 yılıydı. Meslek dersleri öğretmeni. Adam çok değişikti. Giyimi kuşamı, hitabı, konuşması her şeyi çok değişikti. Bu adamın değişikliği ne diye sorguladığımda öğretmenimizin Aksu Köy Enstitüsü mezunu olduğunu öğrendim. O döneme kadar hiç Köy Enstitülü bir öğretmenim olmamıştı. Ne ilkokulda ne öğretmen okulunda… Onu çok sevdim gerçekten. Meslek derslerinde hocamız olduğu için de meslek derslerinde ödev alıyoruz öğretmen okullarında... Onu mutlu etmek için ben de ödev konumu Köy Enstitüleri aldım. Öyle ya kendisi Köy Enstitülüydü. Ben de Köy Enstitüsünü işledim."

"Her şey bir öğretmeninize jest yapmak istemenizle başladı yani" dedim, "Aynen öyle oldu" diye cevap verdi. 1974'ten itibaren sürekli bilgi ve belge topladınız mı diye sorduğumda şöyle devam etti: "Hemen hemen öyle diyebiliriz. Tabii bir kesinti var. Benim yüksek tahsil dönemimde bir kesintiye uğradı." Ödevi nasıl yaptığını anlatmaya başladı: "O ödevi yapmak için küçücük bir kasaba… Benim, Manisa-Demirci kasabam… Küçücük bir kasaba. Ne kütüphanelerde ne başka bir yerde, bulamamıştım kaynak kitap. Bunu bulabildim o yıllarda… Bu kitaptan faydalanıp o ev ödevini yaptım. Çok sevinmişti öğretmen, ben de çok sevinmiştim. İşte bu yol böyle başladı. Mehmet Başaran’ın 'Tonguç Yolu' kitabı…"

Ödev yaptığı kitap hâlâ Haldun Cezayirlioğlu'nun elinde bulunuyor. Yıllar sonra da Mehmet Başaran ile tanışma fırsatı yakalamış. Başaran kitabını imzalamış.

5 BİN KİTAP 10 BİN BELGE

"Bu kitabın getirdiği yol bana bugün 5 bin tane kitap, 10 bin tane belge sağladı… Sadece eğitimle ilgili kitap 5 bin tane yoksa toplamda 70 bin kitaptan bahsediyorum. Sonra 2010 yılında Kastamonu’da yine Köy Enstitüleri sergisini iştirak etmiştim. Mehmet Başaran hocam da geldi benim için kitabını da imzalamıştı."

Haldun Cezayirlioğlu ile bir yandan sergiyi gezmeye başladık. Köy Enstitülerini anlatan kitaplar, fotoğraflar, öğrencilerin işledikleri dersleri gösteren çizelgeler, çeşitli yazışmalar, öğretmenlerin işleyiş hakkında tuttukları notlar ve öğrencilerin diploması ve sicil fişi yer alıyordu. Fişlere her öğrencinin varsa ön plana çıktığı dallar işlenmiş. Fişte bulunan "En ziyade anıklık gösterdiği dersler var mıdır, hangileri?" kısmında bir ismin karşısına resim-iş yazılmış. Bu isim; Ressam Prof. Dr. Fikri Cantürk. Cantürk, Ankara Karalar Köyü Eğitmenli İlkokulu'nda ilk öğrenimini tamamladıktan sonra Hasanoğlan Köy Enstitüsü Uygulama İlkokulu ve Hasanoğlan Köy Enstitüsü'nü bitirmiş. Daha sonra Gazi Eğitim Enstitüsü'nde eğitim alan Cantürk, birçok şehirde öğretmenlik, çeşitli üniversitelerde akademisyenlik yapmış ve çağdaş Türk resim sanatına sayısız katkı sağlamış. Enstitülerin öğrencileri üretim, iş içinde eğitmesinin yanısıra onlardaki yetenekleri doğru bir şekilde tespit ettiğini bu sergi sayesinde bir kez daha gördüm.

IŞIĞIN KAYNAĞI

Haldun Cezayirlioğlu sergideki efemera hakkında bilgileri paylaşırken, sergiyi görmeye gelen ziyaretçiler de salona giriyordu. Onlar giriş yaparken Cezayirlioğlu'na "Bu kadar araştırma yapıp bir sürü belge, fotoğraf toplamışsınız. Sizin için enstitülerin yeri nedir?" diye sordum.

"Buraya gelen arkadaşlarımla da konuşuyoruz Köy Enstitüleri kapanmasaydı ne olurdu. Bunun cevabını net olarak bilmek mümkün değil. Ama elimizdeki doneler gösteriyor ki, Köy Enstitüleri bambaşka bir dönemin başlangıcıymış. Köy Enstitülerindeki felsefe, ülkenin o yıllardaki çıkmazlığını aydınlatacak bir ışıkmış aslında. Yani Köy Enstitülerinden mezun olan öğretmenlerin nasıl çalıştıklarını, neler yaptıklarını görüyoruz. Eğer onlar devam etseymiş bambaşka bir ülkeyle karşılaşacağımız muhakkakmış" dedi. Kendisinin de öğretmen okulundan mezun olduğunu söyleyerek şöyle devam etti: "Öğretmen okulları ki onların devamıdır bir yerde aslında… Yatılı okudum. En yakın arkadaşlarım o okulda yaşadığım arkadaşlarım. O okullarda yaşamış olmanın bana kazandırdığı çok şey olduğuna inanıyorum. Bunun bilincinde bugün hala Köy Enstitüleri ile uğraşıyor isem de oradan aldığım ışığın ve kaynağın olduğunu tahmin ediyorum" dedi. Konuşmayı bitirirken şu cümleleri de ekledi:"Yani kısaca Köy Enstitüleri bambaşka bir dünya bambaşka bir rüya… Yaşayanlara ne mutlu. Yaşatanlara da ne mutlu…"

EN ÖZEL İMZA

Bu cümleleri söylerken ziyaretçiler de hem bize kulak kabartıyor hem de belgeleri ve fotoğrafları inceliyordu. Gelenler arasında bastonundan destek alarak ağır adımlarla yürüyen ihtiyar bir bey vardı. Diğerlerine göre bakışları, tavrı daha farklıydı. Göz göze geldiği herkese kibar bir baş selamı verip belgeleri incelemeye devam ediyordu. Bazı fotoğraflara gülümseyerek, uzaktan sever gibi baktığını fark ettim. Fotoğrafları inceledikten sonra kendisinin de bir Kodak makinesinin olduğunu, görev yaptığı yıllarda bulunduğu yerlerde fotoğraflar çektiğini söyledi yanındakilere. Birkaç dakika sonra öğrendim ki, o da Kızılçullu Köy Enstitüsü'nden yetişmiş bir öğretmenmiş.

Sınava girmek için Mordoğan'dan Karaburun'a eşek sırtında gitmiş. Seçilmiş... 90 yaşındaki Cemil Sönmez, 1950'li yıllarda mezun olmuş okuldan. Birkaç yıl önce, yetiştiği okulu görmek istemiş. Kızılçullu Köy Enstitüsü'nün binası şu an, Şirinyer'de bulunan NATO karargahı sınırları içinde. Haliyle bu isteğinin gerçekleşmesi pek kolay olmamış. Çok kısa bir süre için bu isteğe izin vermişler. Ama doyamamış tabii ki Cemil Öğretmen... Ben bunları ona refakat eden yakınlarından duyarken o çoktan anı defterine yönelmişti. Defteri yazdıktan sonra Haldun Cezayirlioğlu'na sergi için teşekkür etti. Çıkmadan son bir kez salonu süzdü. Fotoğraflara uzaktan vedalaşır gibi uzun uzun baktı. Sergide bulunan anı defterinin "en özel" imzasının yer aldığı sayfaya şu izleri bıraktı:

"Dost,

Köy Enstitüsünde eğitim görme şansına sahip biri olarak belge ve bilgilerle bezenmiş sergi bana en güzel günlerimi hatırlattı. Sizi yürekten kutluyorum. Elinize yüreğinize sağlık.

Köy Enstitülü Öğretmen

Cemil Sönmez"

18 Nisan'da açılan sergi Ahmet Adnan Saygun Sanat Merkezi'nde 15 Mayıs'a kadar ziyaretçilerini ağırlamaya devam edecek. Sergi 211 parçalık belge, fotoğraf ve kitaplardan oluşuyor. Sergide dikkat çeken parçalardan birisi İsmail Hakkı Tonguç tarafından yazılan bir mektup. Mektup Köy Enstitüleri aleyhine söylenen görüşlere cevap niteliği taşıyor. Ayrıca toplumcu edebiyatın önemli yazarlarından Talip Apaydın ve eşi Halise Sarıkaya'nın Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsü'nden aldığı diplamalara ait fotoğraflar yer alıyor.

Köy Eğitim Sistemi ve Köy Enstitüleri

Köy Enstitülerinin eğitim programlarında kültür derslerinin yanında, tarım ve teknik dersler de veriliyordu. Öğretim yöntemleri anlatanın aktif olduğu dinleyicinin pasif olduğu geleneksel yaklaşımın aksine öğrenenin merkezde olduğu, yaparak-yaşayarak ilkesinin benimsendiği bir sistemi içeriyordu. 1940-1946 yılları arasında Köy Enstitülerinde 15 bin dönüm tarla tarıma elverişli hale getirildi ve üretim yapıldı. Aynı dönemde 750 bin yeni fidan dikildi. Oluşturulan bağışların miktarı ise 1200 dönümdü. Ayrıca 150 büyük inşaat, 60 işlik, 210 öğretmen evi, 20 uygulama okulu, 36 ambar ve depo, 48 ahır ve samanlık, 12 elektrik santrali, 16 su deposu, 12 tarım deposu, 3 balıkhane, 100 km yol yapılmıştı.

YORUM EKLE
YORUMLAR
Ozer Ergenc
Ozer Ergenc - 2 hafta Önce

Size iki açıdan çok çok teşekkür ediyorum. Sagolun, varolun: Birincisi, Türk Eğitim Tarihinde çok özel yeri olan "Köy Enstitusu" gerçeğini belgesel çalışmamızda unutulmaz kildiginiz icin; ikincisi de bana özel olarak "Ortaklar İlköğretmen Okulu" yıllarımı hatirlatarak gözlerimi doldurduğunu için size şükranlarımı sunarım

banner101

banner100