Hayatın üzerimdeki yükü arttığında, biraz nefes almak, bazen de yeniden başlamak için müzelere giderim. Çünkü müzeler bana, insanların hayallerini, tutkularını, üretimlerini ve nefes alıp verdikleri dönemler ile koşullarını anlatır. Hangi şartlarda neler yaşadıklarını görüp, yarın için kendime yeni pencereler açmak adına, zihnimi boşaltmaya çalışırım tarih kokan koridorlarında.

Geçtiğimiz günlerde yolum Ümran Baradan Oyun ve Oyuncak Müzesi’ne düştü.

Oyuncakların içindeyken insan, bir an da olsa tüm sorunlardan sıyrılabiliyor. Düşünsenize oyuncak asker de görseniz, bir savaşın içinde olan ülkenizi değil de çocukluğunuzu anımsayabiliyorsunuz. Ya da tenekeden bir polis arabası size, bir türlü hukuk devleti olmayı başaramamış, her gün sayısız tutuklama yapılan, basın özgürlüğünün olmadığı 5. sınıf ülkeleri aklınıza getirmiyor.  

***

Hala ziyaret etmediyseniz, sadece oyuncakları görmeye değil, dünya tarihini anlatan sihirli bir alemin içinde renkli düşlere dalmak için siz deÜmran Baradan Oyun ve Oyuncak Müzesi’ne mutlaka gitmelisiniz.

Binada, Ümran Baradan ile şair- yazar Sunay Akın'ın dünyanın dört bir yanından topladığı 1860'lı yıllardan günümüze kadar gelen 1000'den fazla oyuncak yer alıyor.

Dünya Oyuncak Müzeleri içinde önemli bir yere sahip olan Almanya Nuremberg Oyuncak Müzesi’nin, 1971 yılında halka açılmış olduğunu hatırlarsak, her alanda olduğu gibi bu alanda da geç kalmış olduğumuzu düşünmeliyiz. Bir yandan da Sunay Akın şu sözlerini yeniden işitmeliyiz: “Gerçeklerden önce hayaller gelir. Bu yüzden oyuncak müzeleri geleceğini önemseyen yarınlarına değer veren toplumlarda çıkar karşımıza."

*** 

Peluş oyuncakların ilk örneği olan, 1910’lu 1920’li yıllarda Almanya’da üretilmiş bir ayıcıkla tanışmak, ilk çamaşır makinelerinin aynısının bir oyuncağını görmek, Victoria Dönemi’ne ait kağıt evleri seyretmek, teneke oyuncaklardan plastik oyuncaklara geçişi izlemek çok keyifli bir serüven gibiydi… O minik çamaşır makinesi, ardından robotlar ve uzay araçları, bana yine Sunay Akın’ın yine şu sözlerini anımsattı, “Toplumumuzun gündeminde yıllardır AB konusu var. Ancak şunu bilmeliyiz ki AB ülkeleri önce zengin olup müzelerini açmadı. Yaklaşık 400 yıl önce müzelerini açtılar, sonra her adımı bilgi dolu olan o müzelerin koridorlarından geçerek bugünkü güçlü Avrupa'yı oluşturdular. Bu yolda yürüyeceksek müzelere ihtiyacımız var. Gerçek, hayalin ayak izlerini takip etmiştir. İnsan önce hayal etti, düşleri oluşturdu. Gerçek hep o hayalleri izledi. Yani aya gitmeden önce aya nasıl gidileceğini hayal edip oyuncağını yaptı. Oyuncaklarla oynayanlar NASA'yı kurdu. Bilimin, insanlığın, uygarlığın tarihini göreceksiniz oyuncaklarda.”

Aslında biz de tam Sunay Akın'ın dediği gibi yapıyoruz, yani batıyı takip ediyoruz. Hayır hayır! Kış saati uygulamasını bırakmamız Suudi Arabistan'ı takip etmemizden, onların namaz saatlerini yakalamak istememizden kaynaklanmıyor. Enerji tasarrufu yapmaktan... Yani öyle diyorlar... Enerjiden tasarruf edebilirsiniz belki ama dünya ticaretinin akışına uymazsanız acaba daha fazla zarar etmiş olmaz mısınız? Sizce bu konu yeterince sorgulandı mı? Peki başımıza ne geliyorsa; yeterince okumamaktan, araştırmamaktan, sorgulamamaktan gelmiyor mu?   

Neyse...  İzmir Konak'ta, Varyant üzerinde bulunan müzeye giderken merak etmeyin kaybolmazsınız, içinizdeki çocuk size yol gösterecektir.