Dünya genelinde sıkı para politikaları ve bütçe disipliniyle dengelenmeye çalışılan makroekonomik dengeler, jeopolitik kırılmaların gölgesinde yeni bir testten geçiyor. Küresel ticaret koridorlarının ve enerji arz hatlarının merkezinde yer alan Ortadoğu'daki çatışma ortamı, sanayiden tüketime kadar uzanan geniş bir zincirde maliyet krizini tetikliyor. Dünyanın en önemli ekonomi kurmaylarını bünyesinde barındıran Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), paylaştığı son verilerle uluslararası piyasalarda rehavete yer olmadığını bir kez daha kanıtladı. Örgüt tarafından hazırlanan rapor, sınır ötesi gerilimlerin yalnızca çatışma bölgelerini değil, tedarik hatlarına göbekten bağlı olan gelişmiş ve gelişmekte olan tüm ekonomileri nasıl bir darboğaza sürükleyebileceğini tüm çıplaklığıyla belgeliyor.

Bakanlar konseyi küresel ekonomideki baskı gündemiyle toplandı

Uluslararası finans çevrelerinin ve ekonomi yönetimlerinin gözünü çevirdiği stratejik analiz, dünya diplomasisinin kalbinde resmiyet kazandı. OECD, Ekonomik Görünüm raporunu 3-4 Haziran'da düzenlenen OECD Bakanlar Konseyi Toplantısı kapsamında "Baskı Altında" temasıyla yayımladı. Küresel sistemin dayanıklılığının test edildiği bu kritik süreçte, ABD/İsrail-İran Savaşı ekseninde yaşanan askeri ve siyasi gelişmelerin makro dengeler üzerindeki tahribatı mercek altına alındı. Savaşın ne kadar süreceği ve hangi coğrafi sınırları içine alacağına ilişkin belirsizlikler, küresel büyüme tahminlerinin aşağı yönlü revize edilmesine neden oluyor. Ekonomi uzmanları, silahlar sussa dahi yıkılan limanların, havaya uçurulan lojistik altyapının ve lojistik hatlarının yeniden inşasının aylar süreceğini, bu durumun da tedarik zincirinde kalıcı bir maliyet artışı yaratacağını öngörüyor.

Küresel ticaret hatlarında iki farklı senaryo masaya yatırıldı

Geleceğe dair öngörülebilirliğin dibe vurduğu bu olağanüstü dönemde, raporun omurgasını iki farklı gelecek projeksiyonu oluşturdu. OECD, raporunda küresel ekonominin gelecek 18 ay içinde nasıl gelişebileceğine yönelik 2 senaryoya yer verdi. İlk senaryo olan "sınırlı süreli aksaklık" modelinde, Basra Körfezi'ndeki enerji üretimi ve sevkiyatının yılın üçüncü çeyreğinden itibaren normale döneceği varsayılıyor. Bu görece iyimser tabloda, 2025'teki yüzde 3,4'lük küresel büyüme hızının bu yıl yüzde 2,8'e gerileyeceği, önümüzdeki yıl ise yüzde 3,1 seviyesine toparlanacağı tahmin ediliyor. Bu senaryoda merkez bankalarının politika faiz adımlarında daha sakin kalacağı, G20 ülkelerinde enflasyonun bu yıl yüzde 4'e çıksa da önümüzdeki dönemde yüzde 3,1'e gerileyeceği hesaplanıyor.

Madalyonun diğer yüzünde yer alan "uzun süreli kesinti" senaryosu ise tam anlamıyla bir küresel resesyon kabusuna işaret ediyor. Barışın gecikmesi ve Körfez'deki petrol ile sıvılaştırılmış doğal gaz (LNG) arzındaki kesintilerin uzun süre devam etmesi durumunda, dünya genelinde endüstriyel girdi fiyatlarının fırlaması kaçınılmaz görülüyor. Bu senaryoya göre küresel büyüme bu yıl yüzde 2,1’e, önümüzdeki dönemde ise yüzde 1,8’e kadar çakılacak. Birçok büyük ekonomiyi stagflasyona ve kitlesel işsizliğe sürükleyebilecek bu karamsar tabloda, küresel enflasyon oranlarının 1,3 puan daha artabileceği ve merkez bankalarının faizleri 75 baz puan daha yükseltmek zorunda kalacağı uyarısı yapılıyor.

Türkiye için büyüme tahminleri güncellendi

Küresel sarsıntıların yerel piyasalara yansıması noktasında, Türkiye ekonomisine biçilen rol ve büyüme projeksiyonları da netlik kazandı. OECD'nin tahminine göre Türkiye ekonomisi, bu yıl yüzde 3,1 ve 2027'de yüzde 3,8 büyüyecek. Örgütün daha önce yayımladığı rapordaki yüzde 3,3'lük tahminini hafifçe aşağı çekmesi, sıkı finansal koşulların ve yüksek enerji maliyetlerinin iç talep üzerindeki baskılayıcı etkisini tescilliyor. Raporda, yüksek faiz ortamının yılın ikinci yarısına kadar tüketim iştahını frenleyeceği ancak yıl sonuna doğru tüketici güveninin geri gelmesi ve küresel faiz indirim döngüsünün başlamasıyla birlikte yatırımların yeniden ivme kazanacağı savunuluyor.

Enflasyonda yüzde yirmi barajı için kritik tarih

Milyonlarca vatandaşın ve ekonomi yönetiminin ana hedefi olan fiyat istikrarı mücadelesine ilişkin raporda somut bir takvim yaprağı işaret edildi. Türkiye'de yıllık enflasyonun 2027'nin ilk yarısında yüzde 20'nin altına inmesi bekleniyor. Bu dezenflasyon hedefinin yakalanabilmesi için Merkez Bankası'nın sıkı para politikası duruşunu tavizsiz bir şekilde sürdürmesi kilit önemde görülürken, gelecekte ortaya çıkabilecek yeni şoklara karşı faiz artışı seçeneğinin her zaman masada kalması gerektiği hatırlatılıyor. Uzmanlar, Ortadoğu'da gerilimin tırmanmasının ve buna bağlı olarak ham petrol fiyatlarında yaşanabilecek olası yukarı yönlü hareketlerin, enflasyonun yavaşlama hızı önündeki en büyük yapısal risk olduğunu vurguluyor.

Kuyumcular uyarıyor; Düğün sezonunda sahte altın alarmı
Kuyumcular uyarıyor; Düğün sezonunda sahte altın alarmı
İçeriği Görüntüle

Doğrudan tedarik riskinde Türkiye daha korunaklı limanda

Raporda yer alan stratejik bir diğer analiz ise Türkiye'nin jeopolitik kriz karşısındaki lojistik avantajını ortaya koyuyor. Örgütün verilerine göre, Türkiye'nin ithal ettiği petrol, doğalgaz ve kimyasal gübre girdilerinin büyük bir kısmının doğrudan Basra Körfezi hatlarından gelmiyor oluşu, ülkeyi sıcak çatışma bölgesindeki doğrudan fiziki tedarik kesintilerine karşı birçok Asya ekonomisine kıyasla daha güvenli bir kulvarda tutuyor. Ancak bu görece korunaklı pozisyona rağmen, Türkiye ekonomisinin dış ticaretteki kırılganlıkları tamamen ortadan kalkmış değil. Özellikle en büyük ihracat pazarı olan Avrupa'da yaşanan talep durgunluğu ve imalat sanayisinde küresel pazarlara hakim olmaya çalışan Çin üretimiyle rekabet etme zorunluluğu, sanayicinin üzerindeki dış baskıyı canlı tutmaya devam ediyor.

Kaynak: HABER MERKEZİ