Karanlığın aydınlıkla savaşında

Karanlıktan yana değilsen eğer

Neresi olmalı bulunduğun yer?

İyilik kötülüğe yenik düşerken

Kötülükten yana değilsen eğer

Neresi olmalı bulunduğun yer?

Nefretin sevgiyle yarışında

Nefretten yana değilsen eğer

Neresi olmalı bulunduğun yer?

(Ataol Behramoğlu)

Önce birebir yaşanmış bir öykü:

“Bursa’nın en çok ekmek satan fırınlarından birinin sahibiyim. Her gün satılan binlerce ekmek diyebilirim. İçeri giren çok olur ekmek ister, genelde veririz, bedava diye alır gider. Üst kattayım, kameralara bakmaktayım bir gün. Bir abla var, ilk defa karşılaşmaktayım. Kapının önünde 10 dk. oldu, bir sağa bir sola dolanıp durdu. Kuyumcu olsak hırsız sanki bizi soyacak. Ama ne öyle bir hali var, ne de akılsız değil ya fırını soyacak kadar. Baktım ki içeri gireceği yok.

İndim aşağıya, geçtim tam karşısına; 'Ablacığım bir şeye mi baktın?' dedim.

 'Yok abi, rahatsız ettim sizi, hayırlı işler' dedi ve yola doğru ilerledi. Elini tutan minik kız çocuğu çekiştiriyor: 'Anne ne olur gitmeyelim' diyordu. Seslendim ablaya: 'Kardeşim bana bir bakar mısın?' Duymamış gibi yaptı, ama ikincide durdu ve dönüp baktı.

'Ablacım' dedim, 'Vaktin varsa buyurun içeriye.' Konuşmadı, çocuğunun yüzüne baktı başını salladı, dükkanıma adım attı. 'Bak abla' dedim. 'Bizim bu dükkana çok ekmek almaya gelen olur, parasız alırlar. Biliyorum bazen de beni kandırıyorlar. Ama olsun diyorum, ben bunun bereketi ile binlerce satıyorum. Ama dikkat ettim sen üç defa döndün kapıdan tam içeri girecekken. Var mı ihtiyaç? Ne olur varsa söyle.'

Çaylar da geldi o arada, işaret ettim ve istedim masaya simit ve poğaça da.

'Önce yiyin, sonra konuşalım' dedim. O çocuğun ve ablanın çiğnemeden, ağzındaki bitmeden tekrar ısırışlarına şahitlik ettim. Aç kardeşim bunlar, böyle mi yer aç olmasalar!

Abla bir nefes aldı, ikinciye gelen çaydan yudumladı ve başladı anlatmaya: 'Abi, dün eşim eve bir kadın getirdi. 'Terk edin hemen burayı' dedi. Evden çıktığımda saat gece ikiye gelmekteydi. Önce bir otobüs durağında oturduk. Sonra baktım ki başımıza bir hal gelecek, bir karton bulduk ve Emirsultan Mezarlığı’nda uyuduk. Tamam da, beş kuruş vermedi ki adam bana. Çıktık işte bir mont ve küçük bir çantayla. Acıktık tabii sabah olunca. Ama beş kuruş yok ki yanımda. Bir akrabam var ama o da çok uzakta. 20-30 TL lazım ki gideyim yanına. Telefonumu da vermedi, satacak besbelli. Arayamadım da kimseyi. Acıkınca da, kızım da elimden tutup senin fırının önünde durunca, girmedim içeriye, istemeye utandım. Bak nasıl gülüyor evladım, karnı doydu diye. Sevindirdin ikimizi de. Allah razı olsun, bu dükkanın hep müşteri ile dolsun' dedi.

Annem vefat etmişti geçen hafta. Oturuyordu 21 yıldır alt katımda. Aklıma orası geldi bir anda. Hem boş, hem de eşyalı. Şimdi götürsem eve bu ablayı hanım ne der acaba? Anlattım ablaya. 'Burada çalışmak ister misin?' dedim. 'Çocuğun ile gel, hem karnını doyur, hem de yardım et.'

Zaten başka çaresi de yoktu. Öyle sevindi ki, ayağa kalktı elimi öpmek istedi. Eşimi aradım, o da çok sevindi. 'Ben gelip onları araba ile alayım hemen' dedi. Üç aydır abla iş saatinde yanımda, akşam alt katımızda. Çok mutlular kızıyla. Kira almıyoruz, faturaları biz ödüyoruz, evladımız yok onun kızını evlat gibi seviyoruz. Bugün baktım, bir kadına iki ekmek verdi. Parasını istemedi. Sonra çantasından para alıp kasaya bırakıverdi. O da birine iyilik yapmak istemişti. Sesimi çıkarmadım. Görmemiş gibi yaptım. Ellerimi açıp Allah’a sonsuz şükrettim, bunca yıl sonra bana bir kardeş ve evlat yolladığı için teşekkür ettim. Rabbim hepimize iyilerden olmayı ve hepimizin karşısına iyilerin çıkmasını nasip etsin inşallah..."

***

"Film" gibi değil mi? Hayat başlar ve biter! “Nasıl başlayıp nerede sona erdiği değil, ikisi arasında neler sığdırabildiğin önemlidir” der Lübnanlı yazar Amin Maalouf...

Ortaçağ artığı politikaların toplumu ayrıştırdığı, ekonominin çöktüğü, geçğm sıkıntısının, işsizliğin, çaresizliğin tavan yaptığı şu zor günlerde her şeyden çok iyiliği, iyilik yapmayı keşfedelim, dayanışmayı çoğaltalım...

İyilik yapmak ve vicdanlı olmak, insana en yakışandır. "Herkese içindeki iyilik kadar iyi bir hayat dilerim" diyelim, Sabahattin Ali'yi de saygıyla anarak; "İyiliklerle yaşayın iyi yürekli insanlar..."

***
Ataol Behramoğlu ile başladık, onun "Düello"sundan dizelerle yazımızı bitirelim;
"Kuşkusuz kötüyle savaşım
Onun silahlarıyla yapılamaz;
İyilik bunu istese bile
Kötü olmayı başaramaz.
Öyleyse bir tek şey var yapılacak,
Bu, iyilerin birlikteliğidir.
Amansız kötülüğü ancak
Örgütlü iyilik alt edebilir."