Asistan hekimler ve çalışma şartları üzerine

Geçtiğimiz günlerde Ankara'da yaşanan trajik kaza sonrası bir anda ülke gündemine oturdu asistan hekimlerin çalışma düzeni. Toplumun büyük kesiminin, hekimliğin bu iş koluna pek aşina olduğu söylenemez. O nedenle 'asistan hekim nedir ve kime denir?' bundan bahsetmek gerekir.

Asistan hekimler ve çalışma şartları üzerine

Fadime KESKİN KARABULUT / Genel Sağlık İş Sendikası Asistan Hekim Komisyonu Başkanı

Asistan hekim ya da daha doğru bir tanımla 'tıpta uzmanlık öğrencisi' altı yıllık temel tıp eğitiminin ardından Tıpta Uzmanlık Sınavı'nı kazanarak ilgili branşta 3. basamak sağlık kuruluşlarında eğitim alan hekimdir. Yani aslında eğitim süreci devam eden, bir yandan hasta pratik eğitim alan bir hekimdir. Klinik bir branşta eğitim görmekte ise olgu görmek adına takip-tedavisi yaparak klinik deneyim edinirken bir yandan öğretim üyelerinden teorik ve ayda belli bir sayıda nöbet tutması gerekir. Verilen mücadeleler sonrası bu nöbet sayısı ayda 15 nöbetten 10 nöbete düşürülmüştür.

Bir devlet memuru ayda ortalama 168 saat mesai yaparken bir asistan hekim tuttuğu nöbetler ve nöbet ertesi devam ettiği 36 saate varan mesai süreleriyle ayda ortalama 360 saate varan mesai yapmaktadır. Bu kadar yoğun çalışmanın karşılığı ne yazık ki tam ödenmemekte, tutulan on nöbete karşılık maksimum yedi nöbet parası ödendiği için hak kaybına neden olmaktadır.

Yukarıda bahsettiğim sorunların yanı sıra sağlık sisteminin hali hazırda süregelen sorunları hiyerarşide en alt sıralarda yer alan asistan hekimlerin üzerine binmektedir. 5 dakikaya indirilen muayene süreleri, öğretim üyelerinin performans baskısı, giderek artan şiddet olaylarının sağlık çalışanlarının üzerindeki yıpratıcı etkisi büyük. Özellikle son iki yıldır pandeminin etkisiyle sağlık çalışanlarının üzerindeki iş yükü inanılmaz şekilde arttı. Bunun yanında pandemi sürecinde izinlerin sürekli iptal edilmesi, istifanın ve emekliliğin yasaklanması ile sağlık camiası tükenmenin eşiğine geldi.

Bu tükenmişlik hali bazen öyle bir noktaya gelir ki zaman zaman medyaya da yansıyan trajik olaylara şahit oluruz. Yaklaşık 4 yıl önce Ece Ceyda Güdemek (Ç.Ü. Balcalı Hastanesi Pediatri Asistanı) arkasında ‘Umarım ölümüm bazı güzel değişikliklere yol açar… Lanet hastaneler doktorlara yüklenip durmasın …’ şeklinde not bırakıp 9. kattaki evinin balkonundan atlayarak intihar etti. Yine geçtiğimiz yıl Mustafa Yalçın (Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp Damar Cerrahisi Asistanı) arkasında altı sayfalık intihar notu bırakarak çalıştığı klinikte mobbinge maruz kaldığını ifade etmiş, bu nedenle intihar ettiğini yazmıştı. Ne yazık ki bu kayıplar ardından dahi asistan hekimlerin çalışma sistemlerinde en ufak bir değişikliğe gidilmemişti.

Rümeysa Berin Şen’in (Ankara Şehir Hastanesi Kadın Doğum Asistanı) cumartesi sabahı dördüncü gün aşırı nöbetinden çıktıktan sonra aşırı yorgunluğun getirdiği dalgınlıkla duran kamyonu fark etmeyerek feci bir kaza ile hayatını kaybetmesi hepimizi derinden sarstı. Yine onun arkasında bıraktığı, sabah nöbeti devrettiği arkadaşına yazdığı mesaj üzerindeki iş yükünü ve baskıyı anlatmaya yetiyordu; 'Sabaha kadar uyuyamadım, bütün gece işleri yetiştirmeye çalıştım, eksik işim kaldıysa beni ara …’

Ece Ceyda, Mustafa, RümeysaSağlık sisteminin, bir türlü düzeltilmeyen çalışma koşullarının, sağlık çalışanları üzerinde giderek artan baskının neticesinde hayatlarını kaybettiler. Halbuki nöbet ertesi izin hakkının kullandırılması, bunun klinik şef inisiyatifine bırakılmadan bir hak olarak korunması, 36 saat çalışmanın yasaklanması kısaca asistan hekimlerin insanca koşullarda çalışmasının sağlanması basit bir yasal düzenleme ile mümkün.

Bu noktada işin karşı tarafından da bakmak gerekiyor. 24 saat nöbetten çıkmış, neredeyse 32. saatini çalışmakta olan bir hekim hastasına ne kadar faydalı olabilir? Ya da bir hasta kendini gece nöbetinde hiç uyumamış, sonrasında mesaiye devam etmiş ve 30 saattir ayakta olan bir hekimin ameliyat etmesini ister mi? Duran kamyonu fark etmeyecek kadar zihinsel işlevleri tükenmiş birinden ameliyat yapması beklenebilir mi?

Biz asistan hekimler bu piyasacı, performansa dayalı sağlık sisteminden ötürü bir arkadaşımızı daha kaybetmek istemiyoruz. Bu trajik kaza ve onun akabinde başlayan ‘36 saat çalışma’ tartışmaları diğer ülke gündemlerinde olduğu gibi birkaç ay sonra unutulup gitsin istemiyoruz. Çünkü biliyoruz, biz mücadele vermezsekher yakıcı gündemde olduğu gibi bu gündem de unutulacak. Ve maalesef yapılan iyileştirmelerin geri alınarak her şeyin eskisi gibi olacağını ön görmek zor değil.

Bunun önüne geçmek için birlikte hareket etmek gerekiyor. Asistan hekimler olarak çalıştığımız kliniklerde, fakültelerde, laboratuvarlarda yan yana gelmek ve mücadeleyi birlikte yükseltmeliyiz. İnsanca çalışma koşulları talep ettiğimizi, mobbinge boyun eğmeyeceğimizi, en nihayetinde uzmanlık ‘öğrencisi’ olduğumuz için nitelikli eğitim almak istediğimizi birlikte dile getirmeliyiz. Asistan hekim olarak aynı zamanda hepimizin kamu emekçisi olduğunu, bundan ötürü özlük haklarımız olduğunu ve bunlara sahip çıkacağımızı hatırlatmalıyız.

Kazanımlarımıza sahip çıkmak ve dayanışmayı yükseltmek için herkesi mücadeleye çağırıyoruz.

YORUM EKLE