Bir ara kafam karışmıştı.
Fabrika ayarlarına geri dönmek,
Zihni sıfırlamak zamanıydı.
Öyle sorular taşıyor,
Öyle bilinmezler yaşıyordum.
Böyle zamanlarda en iyi sığınak,
Baba ocağıdır, ana kucağıdır.
Sonsuz bir güven ve bağlılık,
Anlayış, hoşgörü taşırlar...
Haliyle aynını ben de yaptım.
Karadeniz'e doğru kaçarak,
Kendi içimde çok özel, bilinmez,
Uzun bir yolculuğa çıktım...
Konuşmak gereksizdi...
Zaten kafanızın içinde milyonlarca,
Yanıt bekleyen sorular varken,
Konuşmak hayli anlamsızdı...
Babam karşıladı beni...
Asker adam, çok hoş gelmemiştim.
Ama babaydı... Sustu benimle.
Konuşmak cehennem gibiydi...
Bir, iki, üç, beş gün derken,
Haftalar gelip geçiyordu.
Ben de dahil herkes,
Bu anlamsız soruların,
Anlamlı yanıtlarının verileceği,
O özel günü bekliyorduk...
Babamın sorgular gözlerinden,
Kaçabilmenin yegane yolu,
Onunla göz göze gelmemekti.
Sorguluyor, çare arıyordu...
Bir sabah erkenden,
Mutfağa su içmeye gittim.
Korktuğum başıma gelmişti.
Babam kahvaltı hazırlıyordu...
Bu demekti ki, en az iki tümce,
En az iki soru yanıtlamam,
Belki susmanın tuhaf bedelini,
Gözlerime resimlemem demekti...
Aceleyle suyumu içtim,
Tam mutfak kapısına yönelip,
Tüm sorulardan kaçmak isterken,
O sarsıcı soruyla yüzleştim...
Babamın gür sesiydi bu.
Tek tümcelik soru gelmişti.
Aslında soru beklerken ben.
Kısa ve özet değerlendirmesiydi...
"Senden devrimci olmaz..."
Ruh halime hiç de uygun olmayan,
Soruyla karşılaşan yüreğim,
Bir an duracakmış gibi oldu...
Verecek yanıtım yoktu...
Kapı kolu ateş gibiydi,
Açıp kendimi dışarı atacak,
Sorulardan kurtulamayacaktım...
Kendi yetişti imdadıma yine...
"Sence Deniz Gezmiş,
Kendisi hakkında idam kararını,
Verenler ile onaylayanlardan,
Tek bir gün bile özür dilemiş,
Tek bir gözyaşı dökmüş müdür?"
Anlamsız gibi görünen,
Anlamların yittiği zamanlardaydık.
Çok derinlerden vurulmuştum.
Çok canım yanmıştı...
Nefes alıp devam etti:
"Bir devrimci, hakkında verilen karar,
Ne kadar haksız, ne kadar acımasız olsa da,
Celladından özür dilemez.
Sen de dileme, pişman olma...
Eğer böyle ölürsen, sadece sen değil,
Sana inananlar da ölür..."
Bütün kapılar yüzüme kapandı.
Cehennem ateşleriyle yandım.
Elim koptu, kollarım kırıldı.
Başım gövdemden ayrılmıştı...
Sadece "günaydın baba" diyebildim...
Fabrika ayarlarına dönmüştüm.
Bütün inatlara, üzüntülere,
Kırıklıklara ve hasretlere,
Kaldığı yerden devam ettim...
Tarifsiz kederler içindeyim.
Bir yakınını kaybetmek değil,
Bir sözü tutamamak yüzünden,
Bir devrimci olamamaktan...
Özür dilerim baba...
Verdiğim sözü tam da tutamadım.
Ağladım sana, sessiz ve utangaç.
Ama sana söz veririm ki,
Bütün bu gözyaşlarıma rağmen,
Devrimci olacağım.
Asla ve asla, hiçbir zaman,
Celladımın önümde eğilmeyeceğim.
Haksız ve hukuksuz olsa bile...
Hoşçakal...