İzmir’de akademik dünyanın dikkatini çeken önemli bir buluşma, Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) ev sahipliğinde gerçekleştirildi. Bilimsel araştırmalarda etik değerlerin merkezde olduğu bir anlayışın tartışıldığı sempozyum, hem akademisyenleri hem de genç araştırmacıları aynı çatı altında buluşturdu.

Üniversitelerde yeni dönem: 3 yılda mezuniyet modeli geliyor
Üniversitelerde yeni dönem: 3 yılda mezuniyet modeli geliyor
İçeriği Görüntüle

DEÜ Girişimsel Olmayan Araştırmalar Etik Kurulu’nun öncülüğünde, Kariyer Planlama ve Mezunlarla İlişkiler Koordinatörlüğü ile Sürekli Eğitim Merkezi iş birliğiyle düzenlenen etkinlikte, bilimsel etik kavramı tüm yönleriyle ele alındı. Katılımcılar, etik ilkelerin yalnızca teorik bir gereklilik değil, bilimsel üretimin temel taşı olduğuna dikkat çekti.

Etik kurullar sadece imza makamı değil

Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Prof. Dr. Ömer Yiğitbaşı Konferans Salonu’nda düzenlenen sempozyum, yoğun katılımla başladı. Rektör yardımcısı, öğretim üyeleri ve çok sayıda öğrencinin yer aldığı etkinlikte, bilimsel çalışmaların güvenilirliği açısından etik kurul süreçlerinin rolü masaya yatırıldı.

Sempozyum boyunca yapılan konuşmalarda, etik kurul onaylarının yalnızca bürokratik bir formalite olarak görülmemesi gerektiği vurgulandı. Aksine bu süreçlerin, araştırmaların uluslararası bilim dünyasında kabul görmesi için vazgeçilmez bir aşama olduğu ifade edildi.

“Bilginin doğruluğunu korumak bizim görevimiz”

Etkinliğin açılış konuşmasını yapan Etik Kurulu Başkanı Prof. Dr. Şükran Köse, akademik hayatın özünde etik sorumluluğun yer aldığını belirtti. Köse, bilimsel çalışmaların sadece veri toplamak ya da yayın üretmekten ibaret olmadığını dile getirerek şu ifadeleri kullandı:

“Akademik üretimin en önemli ayağı, bilginin güvenilirliğini sağlamaktır. Bu da ancak güçlü bir etik zeminle mümkün olur. Bizim için etik kurullar bir engel değil, aksine doğru bilime ulaşmanın ilk kapısıdır.”

Köse’nin bu sözleri, salonda bulunan akademisyenler ve öğrenciler tarafından dikkatle dinlenirken, güvenilir araştırma kavramının altı özellikle çizildi.

Geçmişe saygı, emeğe vefa

Sempozyum, sadece güncel tartışmalarla sınırlı kalmadı; aynı zamanda kurumsal hafızaya da güçlü bir vurgu yaptı. 2011 yılında kurulan etik kurulun gelişimine katkı sunan önceki dönem başkanlarına teşekkür belgeleri takdim edildi.

Prof. Dr. Banu Önvural, Prof. Dr. Gül Ergör, Prof. Dr. Ali Rıza Şişman, Prof. Dr. Can Sevinç ve Prof. Dr. Sadık Kıvanç Metin’e sunulan belgeler, salonda duygusal anların yaşanmasına neden oldu. Prof. Dr. Şükran Köse, konuşmasında merhum Prof. Dr. Önvural’ı rahmetle anarken, akademiye uzun yıllar hizmet eden isimlere duyulan minneti dile getirdi.

Ayrıca, bilimsel duruşuyla yol gösterici olan Prof. Dr. Mehmet Birhan Yılmaz’a ve mevcut kurul üyelerine özel teşekkür edilmesi, ekip ruhunun önemini bir kez daha ortaya koydu.

Mandolin ezgileriyle başlayan anlamlı gün

Sempozyumun açılışı, alışılmış akademik atmosferin dışına çıkarak sanatla buluştu. İzmir Mandolin Orkestrası, şef Mümtaz Saka yönetiminde sahne alarak katılımcılara keyifli bir dinleti sundu. Müzik eşliğinde başlayan program, bilim ve sanatın iç içe geçtiği özel bir atmosfer yarattı.

Bu sıcak başlangıç, gün boyunca süren bilimsel oturumlara farklı bir renk katarken, katılımcıların etkinliğe olan ilgisini de artırdı.

Atölye çalışmalarıyla teori pratiğe dönüştü

İki gün süren sempozyumda yalnızca teorik sunumlar değil, uygulamaya dönük çalışmalar da gerçekleştirildi. Özellikle “Pratik Etik Kurul Dosyası Hazırlama” başlıklı çalıştay, genç araştırmacılar için önemli bir deneyim alanı sundu.

Yaklaşık 50 uzman ve asistan doktorun katıldığı çalıştayda, katılımcılar gerçek senaryolar üzerinden etik kurul başvuru süreçlerini deneyimleme fırsatı buldu. Hazırlanan dosyalar arasında en başarılı çalışma ödüllendirilirken, bu tür uygulamaların araştırma kültürünün gelişimine katkı sağladığı ifade edildi.

Değişen dünya, değişen etik ihtiyaçları

Sempozyumun önemli başlıklarından biri de veri güvenliği ve güncel mevzuatlar oldu. Dijitalleşen dünyada bilimsel verinin korunması, etik ihlallerin önlenmesi ve araştırmacıların sorumlulukları gibi konular detaylı şekilde ele alındı.

Katılımcılar, özellikle teknolojinin gelişmesiyle birlikte etik kuralların daha da önem kazandığını ve bu alanda sürekli güncellenen bir bakış açısına ihtiyaç duyulduğunu dile getirdi.

Prof. Dr. Köse’nin konuşmasını Mustafa Kemal Atatürk’ün “Benim manevi mirasım ilim ve akıldır” sözüyle tamamlaması ise etkinliğin en dikkat çeken anlarından biri oldu. Bu vurgu, sempozyumun ana fikrini güçlü bir şekilde özetledi.

Kaynak: BÜLTEN