Anayasa Mahkemesi, Türkiye’de kadınların ekonomik güvencelerinden biri olan olanyoksulluk nafakasının "süresiz" bağlanabilmesini öngören Medeni Kanun hükmünü oy çokluğuyla iptal etti. 2012 yılında "nafaka sosyal devletin gereğidir" diyen AYM, bu kez kadınları derin bir ekonomik belirsizliğe itti. Hükmetin 12. Yargı Paketi’yle getirmeyi planladığı "evlilik süresine göre nafaka" kısıtlaması da yoldayken, kadın örgütleri uyardı: "Kadınlar şiddet gördükleri evlere hapsedilmek isteniyor."
Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu İzmir Temsilcisi Tülin Osmanoğulları, yaratılan sahte nafaka algısını ve kadınların karşı karşıya kaldığı tabloyu şu sözlerle özetledi:
“Nafaka kamuoyunda çokça abartılıyor. Ünlülerin verdikleri nafakalar üzerinden konuşuluyor. Gerçekte öyle bir şey yok. Hayaller Paris, gerçekler Türkiye. Nafaka, evlilik birliği içinde, o evlilik bittiğinde hangi taraf yoksulluğa düşüyorsa ona verilen bir hak. Yani bu erkek tarafı da olabilir. Ama bizim ülkemizde ne yazık ki toplumsal cinsiyet eşitliği olmadığı için kız çocukları okutulmuyor, kadınlar istihdamda yok, iş hayatında yok. Ev içi yük, tamamen bakım yükü kadınların üzerine. O evlilik birliği içinde edinilmiş mallar, birikim; hepsi erkeğin üzerine olduğu için bizim ülkemizde boşanma gerçekleşince kadınların yüzde 95'i yoksulluğa düşüyor. Bunun önü de gerçekten kanunla da nafakayla da önlenmeye çalışılmış.
Ama bu nafakalar o kadar korkunç ki... Büyük rakamlar değil, Asla kadınların hayatlarını sürdürebilecekleri rakamlar değil. O yüzden ünlülerle kıyaslamak zaten gerçeğe hiç uymuyor. Gerçek bambaşka. Kız çocuklarını okutmuyorsunuz, kadınlar istihdamda yok, evlilik birliği içinde mal edinemiyor, üzerine bir birikim yok. Ondan sonra da diyoruz ki: 'Sen ömür boyu bu 3 bin lirayı, 5 bin lirayı da alamazsın.' Alamazsın. Ya aç kalacaksın ya öleceksin. Yani açlıkla ölüm arasında bir tercihe zorlanıyor şu an kadınlar.
2025 yılı Aile Yılı ilan edildi ve 10 yıllık politikalar hayata geçirilmeye çalışılıyor. Bu da hayata geçirilmeye çalışılan politikalardan bir tanesi. Bunu kabul etmek mümkün değil. Hep söylediğimiz şeyi söylüyoruz. İstanbul Sözleşmesi'nden çıkılınca dedik ki bu kadın cinayetlerini artıracak, şüpheli kadın ölümlerini artıracak. Çünkü biz bunu verilerimize dayanarak söylüyoruz. Biz yine verilerimize dayanarak şunu söylüyoruz: Ne zaman ki kadınların haklarına saldırı var, kadın cinayetlerinde ve şüpheli kadın ölümlerinde artış var.
Biz yine bu uygulamanın kadın cinayetlerini artıracağını söylüyoruz. Çünkü biz bu alanda mücadele veren bir kadın örgütüyüz. Biz o davalara gidiyoruz. Çünkü burada kadına seçme şansı bırakılmıyor. Bu şu demek: 'Sen şiddet görüyorsan da boşanmayacaksın.'
Kadınların şiddet gördükleri evlerde mahkûm olarak yaşamalarını söyleyen bir karar bu. Bunu gerçekten bu ülkenin en üst yargı tepesi söylüyor. Orada bir grup erkek, kadınlar hakkında böyle bir karar verme yetkisini kendinde bulmuş ve diyor ki kadına: 'Sen şiddet görsen de boşanmayacaksın. Şiddet gördüğün evde kalacaksın.' Kadının şiddet gördüğü evde kalması öldürülmesi demek. Orada büyüyen, o evin içinde, kutsal aile dedikleri o şiddet sarmalı içinde büyüyen çocuklar demek. Ve boşanmanın önünü böyle alabileceklerini düşünüyorlar.
Bunun yerine toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak için çabalasınlar. Kadınları, kız çocuklarını okutsunlar. Kadınlara iş versinler. İnanın, biz o kadınlarla görüştüğümüz için söylüyoruz. O boşanma süreçlerinde onların öyle bir nafaka derdi yok. Gerçekten ekonomik olarak özgürlükleri olmuş olsa arkalarına bile bakmadan gidecekler. O yüzden biz buna karşıyız. Yine alanlarda olacağız, mücadelemizi vereceğiz.”

Şiddet korkusuyla nafaka isteyemiyorlar
Nafaka karşıtlarının "Erkekler ömür boyu mağdur ediliyor" algısı, resmi ve bilimsel veriler karşısında tamamen çöküyor:
OECD’nin 2025 raporuna göre Türkiye’de çocuk bakımında birincil sorumluluğu üstlenen annelerin oranı %96 iken, babalarda bu oran yalnızca %2.
Kadın Dayanışma Vakfı’nın 2024 Yoksulluk Nafakası İzleme Raporu, kadınların yarısından fazlasının uğrayabilecekleri şiddet korkusuyla nafaka bile talep edemediğini gösteriyor. Hükmedilen nafakaların yaklaşık yarısı 501 TL ile 1.500 TL arasında kalıyor. Ortalama nafaka miktarı olan 1.179 TL, asgari ücretin onda birine bile denk gelmiyor. Kadınların hayatını sürdürmesine imkan dahi tanımayan bu trajik rakamların %44’ü erkekler tarafından düzenli olarak ödenmiyor.

Boşanma davaları bitmiyor, işkence sürüyor
AYM’nin kararının yarattığı hak gasbının ötesinde, yargı sistemindeki işleyişin yavaşlığı boşanma aşamasındaki kadınları uzun yıllar süren ciddi bir belirsizliğe mahkûm ediyor. İşte adliye koridorlarında hak arama mücadelesi veren kadınların tanıklıkları:
Elif hanımın anlattıkları boşanma sürecinin ardından yaşanan ekonomik ve hukuki mağduriyetin yıllarca devam edebildiğini şöyle özetliyor:
"Hayatımı sürekli diken üstünde yaşıyorum. Yıllarca çalışıp birikim yaptığım evden ve kendi adıma olan aracımdan faydalanamıyorum. Apar topar eşyamı toplayıp çıktım şiddete maruz kalmamak için. Ama mallar kimde kaldıysa o kullanma hakkına sahip oluyormuş. 5 yıldır kira ödüyorum oğlumu tek başıma okutuyorum. Üniversiteye başlayacak bu yıl. Benim bütün maaşım evladıma harcanırken karşı tarafın maaşının 10/1'i nafaka olarak karar veriliyor. Zaten evli iken ceza ve işkence görüyoruz. Bir de boşanırken görüyoruz. Ben adalet istiyorum.”
Hilal hanım ise uzayan yargı süreçlerinin kadınlar üzerindeki etkisine dikkat çekti.
"Boşanma davamı 2022 tarihinde açtım, 2024 tarihinde boşanmamıza karar verdi. Çocuğum için nafaka ödenmedi ve tüm yük benim üzerimde kaldı. Hayatım altüst oldu, iş yapamaz hale geldim ve yaşam hakkımın elimden alındığını hissettim. Mahkemeden gelecek cevabı beklemekten başka yapabileceğim hiçbir şey kalmadı. Her gün kadın cinayetleri haberleriyle karşılaşıyoruz. Ben de ölmek istemiyorum. Mahkeme sürecimin bir an önce tamamlanmasını, kendime yeni bir hayat kurabilmeyi istiyorum.. Evlenirken dakikalar içinde kıyılan nikâh için yıllarca süren davalardan sonuç alamıyoruz. Kadın cinayetine kurban gitmemiz mi bekleniyor?”
Ebru hanım da hem mal paylaşımının hem de ekonomik haklarının askıda kaldığını belirtti.
"Yerel mahkeme boşanma kararı verdi ve maddi-manevi tazminata hükmetti. Ancak karşı taraf karara itiraz ederek istinafa başvurdu. Yaklaşık bir buçuk yıldır istinaftan dönüş bekliyorum. Henüz ne ses var ne seda. Bunun bir de temyiz aşaması var. Karşı taraf ortak aldığımız evde oturmaya, ortak arabamızı kullanmaya devam ediyor. Ben ise bin lira nafaka ve asgari ücretle çocuğumu okutabilmek için varımı yoğumu ortaya koyuyorum. 2021 yılında açılan dava 2028 yılında mı sonuçlanacak? İnsanların hayatından, özgürlüğünden ve mutluluğundan yıllar almak ne kadar doğru? Bu süreç akıl sağlığımı kaybetme noktasına getirdi.”





