Türk dış politikasının tarihi ve stratejik açıdan en hassas fay hatlarından biri olan Ege Denizi'ndeki adaların hukuki durumu, son günlerde komşu ülkeden gelen ve diplomatik teamülleri zorlayan beyanatlarla yeniden Ankara'nın bir numaralı gündem maddesi haline geldi. Türkiye Cumhuriyeti devletinin, sınır güvenliği ve bölgesel barışın teminatı olarak gördüğü anlaşmaların aşındırılması girişimlerine karşı sergilediği net duruş, diplomatik kanallar aracılığıyla bir kez daha dünya kamuoyuna duyuruldu. İki ülke arasında son aylarda tesis edilmeye çalışılan pozitif gündem ve diyalog zeminine rağmen, adaların askeri statüsünü tartışmaya açan söylemler, başkentte derin bir rahatsızlık yarattı.

Normalleşme rüzgarlarına ters düşen beyanatlar

Türkiye ile Yunanistan arasında uzun süredir devam eden gerginlikleri azaltmak ve sorunlara diyalog yoluyla çözüm bulmak amacıyla başlatılan olumlu süreç, Atina cephesinden gelen bazı talihsiz açıklamalarla sekteye uğrama riski taşıyor. Konuyla ilgili olarak kameraların karşısına geçen ve devletin resmi tutumunu aktaran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli, söz konusu beyanatların diplomatik ciddiyetten uzak olduğunu vurguladı. Gelişmeleri yakından takip ettiklerini belirten Sözcü Keçeli, "Son günlerde Ege Adaları'nın silahsızlandırılmış statüsü hilafına yapılan açıklamaları gayriciddi, talihsiz ve zamansız buluyoruz" ifadelerini kullanarak, Türkiye'nin bu konudaki kırmızı çizgilerinin altını kalın bir şekilde çizdi. Bu net mesaj, Ankara'nın bölgesel istikrarı bozacak hiçbir oldubittiye müsamaha göstermeyeceğinin en somut kanıtı olarak kayıtlara geçti.

Uluslararası hukukun açık ihlali kabul edilemez

Ege Denizi'ndeki dengelerin temelini oluşturan 1923 Lozan Barış Antlaşması ve 1947 Paris Barış Antlaşması, bölgede yer alan adaların egemenlik devrini çok kesin ve net bir şarta bağlamıştır: Silahsızlandırılmış statü. Diplomatik kaynaklar, bu adaların askeri üslere dönüştürülmesinin, ağır silahlarla donatılmasının veya üzerinde askeri tatbikatlar yapılmasının uluslararası hukukun açık bir ihlali anlamına geldiğini sürekli olarak hatırlatıyor. Sözcü Keçeli'nin açıklamalarında yer alan tepkinin temelinde de, bu bağlayıcı tarihi metinlerin tek taraflı olarak aşındırılmaya çalışılması yatıyor. Ankara, adaların silahsızlandırılmış durumunun Türkiye'nin ulusal güvenliği için hayati bir önem taşıdığını ve bu statünün değiştirilmesine yönelik hiçbir adımın hukuki bir geçerliliğinin olamayacağını uluslararası platformlarda kararlılıkla savunmaya devam ediyor.

Öğrencisi tarafından öldürülen öğretmen için MEB’den karar
Öğrencisi tarafından öldürülen öğretmen için MEB’den karar
İçeriği Görüntüle

Barış çabalarına gölge düşüren provokatif adımlar

Dışişleri temsilcisinin açıklamalarında öne çıkan "zamansız" vurgusu, siyaset ve diplomasi uzmanları tarafından oldukça anlamlı bulunuyor. Zira Türkiye ve Yunanistan liderlerinin yakın zamanda bir araya gelerek imzaladıkları iyi niyet bildirgeleri ve Yüksek Düzeyli İşbirliği Konseyi toplantıları, Ege'de suların durulacağına dair güçlü sinyaller veriyordu. Tam da bu yapıcı atmosferin inşa edildiği, güven artırıcı önlemlerin konuşulduğu bir dönemde, adaların statüsünü ihlal etmeye yönelik söylemlerin gündeme getirilmesi, sürece kasıtlı olarak zarar verme girişimi olarak yorumlanıyor. Barış iklimini zehirleyen bu tür çıkışların, sadece ikili ilişkilere değil, aynı zamanda Doğu Akdeniz ve Ege'deki genel istikrar arayışlarına da büyük bir darbe vurduğu belirtiliyor.

Çözüm için diplomatik mekanizmaların işletilmesi

Türkiye, Ege'de yaşanan tüm sorunların uluslararası hukuk temelinde, hakkaniyete uygun ve karşılıklı diyalog çerçevesinde çözülmesinden yana olan tutumunu sürdürüyor. Ancak bu yapıcı tutum, Türkiye'nin temel hak ve menfaatlerinden vazgeçeceği anlamına gelmiyor. Ankara, komşusu Yunanistan'ı provokatif eylem ve söylemlerden uzak durmaya, tarihi antlaşmaların lafzına ve ruhuna sadık kalmaya davet ediyor. Diplomatik kanalların açık tutulmasının bölge barışı için yegane yol olduğu gerçeği ortadayken, devlet ciddiyetiyle bağdaşmayan ve iç siyasete yönelik olduğu düşünülen bu tür çıkışların Ege'deki çözüm arayışlarına hiçbir katkı sağlamayacağı bir kez daha en yetkili ağızlardan tüm dünyaya ilan edilmiş oldu.

Kaynak: HABER MERKEZİ