Pandemi toplumda eşitsizlik ve huzursuzluk yaratıyor

Pandeminin cinsiyet eşitsizliği, gelir eşitsizliği, sınıfsal ayrım ve kıtalararası eşitsizlik gibi durumları daha da derinleştirdiğini söylemek mümkün. Bahçeşehir Üniversitesi sosyoloji bölümünden Doç. Dr. Pınar Melis Yelsalı Parmaksız pandemi ile gündeme gelen toplumsal huzursuzluk, eşitsizlik ve benzeri konuları gazetemiz için değerlendirdi

Pandemi toplumda eşitsizlik ve huzursuzluk yaratıyor

Haber/ Dilan KARACAN

Bahçeşehir Üniversitesi sosyoloji bölümünden Doç. Dr. Pınar Melis Yelsalı Parmaksız pandemi döneminde birçok alanda süre gelen eşitsizliklerin daha da artış gösterdiğini söylüyor. Özellikle eğitim alanındaki hasara dikkat çeken Parmaksız dezavantajlı grupların yaşadığı eşitsizliğin daha da keskinleştiğine vurgu yaparak: “Ekonomik büyüme ve toplumsal gelişmenin çeşitli boyutlarını hesaba kattığımızda, pandemi sonrası dönemde eğitim, sağlık, çalışma, cinsiyet eşitliği gibi pek çok alanda var olan eşitsizliklerin daha fazla derinleştiği ve boyut kazandığı görülebilir. Eğitim açısından pandemi döneminde okulların kapanması nedeniyle UNESCO verilerine göre ilköğretimden yüksek öğrenime kadar tüm dünyada toplam 145 milyon 566 bin 725 öğrenci doğrudan etkilendi. Pek çok çocuk için okul düzenli yemek ve güvenli bir ortam anlamına gelmekte. Bu olanağın ortadan kalkması var olan eşitsizliklerin derinleşmesi demektir. Uzaktan eğitim imkanlarına ulaşmanın önündeki engeller ulusal ve bölgesel eşitsizlikleri dezavantajlı gruplar açısından (göçmenler, azınlıklar, yoksullar) keskinleştiriyor” diyor.

Sınıfsal farklar

Hizmet sektöründe çalışanların durumuna dikkat çeken Parmaksız, sınıfsal farkların pandeminin yayılma sürecindeki etkileşimlerine dikkat çekerek şunları söylüyor: “Pandemide uzaktan çalışma hayatımıza girdi. Yapılan araştırmalara göre, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki tüm işlerin yalnızca yüzde 45’i uzaktan çalışmaya uygun olarak çıktı. Geri kalan işler niteliği gereği, iş yerinde fiziksel olarak hazır bulunmayı zorunlu kılıyor. Öte yandan, pandemi döneminde uzaktan çalışabilecek yüzde 45’lik orandaki işgücünün pandemi öncesi dönemdeki durumuna bakarsak, tüm işlerin yalnızca yüzde 10’unun uzaktan yapıldığını görüyoruz. Geri kalan işler iş yerinde olmayı gerektiriyor. Bunlar arasında hizmet sektörüne dahil olan çeşitli türden tüm işler başta geliyor. Virüsün yayılmasının toplumsal boyutu üzerine yakın zamanda yapılan çalışmalar, ilk başta iş ya da turizm amacıyla ulus ötesi yolculuk yapan üst ve orta sınıf insanların, sonrasında ilerleyen dönemde ise evde karantinada kalamayan çoğu düşük ücretli işlerde çalışan kurye, kasiyer, satış görevlisi gibi kişilerin daha fazla hastalığa yakalandığını gösteriyor. Yani, kişinin refah düzeyi pandeminin sınıfsal niteliklerini belirliyor.”

En çok kadınlar etkilendi

Parmaksız pandemi döneminin etkisinin kadınlarda erkek nüfusa oranla daha büyük etkilere yol açtığını veriler ile destekliyor. Kadına şiddet vakalarına ve bu hususta yapılan uygulamalara dikkat çekerek şunları kaydediyor. “Büyük bir kısmı zaten düşük ücretli, güvencesiz ve düşük nitelik gerektiren işlerde çalışan kişiler pandemi döneminde iş ve/veya gelir kaybına uğradı. Burada cinsiyet önemli bir faktör olarak göze çarpıyor. BM verilerine göre, tüm dünyada işgücünde yer alan kadınların oranı yüzde 48’dir. Kadınların yarısından fazlası hizmet sektöründe çalışıyor. Bu nedenle kadınların çalışma ve gelir kaybından en fazla etkilenen grup olacağı söylenebilir. Türkiye’de de sektörel dağılım benzer boyutlarda. DİSKAR 2020 Kasım verilerine göre Türkiye’de kadınların işgücüne katılımı 2019 Kasım’a göre yüzde 8,2 gerileyerek yüzde 30,3’e düşmüş. Aynı dönemde istihdam edilen kadınların oranı yüzde 6,5 gerileyerek yüzde 26’ya düşmüş.

Pandemi döneminde İçişleri Bakanlığı’nın Kasım 2020 verilerine göre kadına yönelik şiddetle mücadelede 6284 sayılı yasaya göre alınan "koruyucu tedbir" kararları geçen seneye göre yüzde 45, "önleyici tedbir" kararları da yüzde 72 artış göstermiş. İstanbul Sözleşmesi’nin bu koşullarda hukuki açıdan çok tartışmalı şekilde feshedilmesinin 6284 sayılı uygulama yasasını da tartışmalı hale getiren, toplumsal açıdan çok ciddi sonuçları olabilir.”

Parmaksız aşı durumunun küresel anlamda köklü bir eşitsizliği tekrar gün ışığına çıkardığını belirterek, “Son olarak aşının küresel düzeyde önemli bir eşitsizlik eksenini yeniden görünür hale getirdiğini söylemek gerekir. Kuzey yarımkürenin gelişmiş ve refah seviyesi yüksek ülkeleri hem aşıyı geliştirmek hem de nüfusun aşıya erişimi bakımından, bu imkanlardan yoksun güney yarımkürenin yoksul ve azgelişmiş ülkelerinin bir kez daha önüne geçtiğini görüyoruz” diyor.

IMF Raporunda eşitsizliğe vurgu

Pandeminin bazı demografik gruplar arasındaki orantısız sıhhi ve ekonomik etkileri zaten var olan gelir eşitsizliğinin daha da artacağı yönünde endişeler yaratmış durumda. Bu eşitsizliklerden en çarpıcı olanı pandeminin pekiştirdiği dijitalleşme sürecinde ortaya çıkan uçurumlar. Bilgisayar ve dijital ortama sahip olamayanların eğitim, sağlık ve çalışma alanlarında birçok fırsattan mahrum bırakıldığını görebiliyoruz. Bunların yanında evde yaşamın yaygınlaşması şiddet ve huzursuzluk gibi birçok psikolojik kökenli negatif sonuçlara da yol açarken bu durum politik memnuniyetsizliğe de yansıyor. Pandeminin cinsiyet eşitsizliği, gelir eşitsizliği, sınıfsal ayrım ve kıtalararası eşitsizlik gibi durumları daha da derinleştirdiğini söylemek mümkün.

Bu hususta IMF’nin geçtiğimiz günlerde yayınladığı rapor çarpıcı sonuçlar ortaya koyuyor. Rapora göre gelir adaletsizliği son 30 yılda gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde daha da arttı. Geçen yıl 95 milyon kişi daha aşırı yoksulluk sınırına geldi. Avrupa ülkeleri baz alındığında 19 ülkede gelir eşitsizliğinin arttığı ve yalnızca 6 ülkede bir artış gözlemlenmediği görülüyor.

Böylesi bir dönemde artan eşitsizliğin vatandaşların hükümetlere karşı duyduğu güvende sarsılmalara neden olacağı ve bunun yanında derinleşen politik kutuplaşmalar ile beraber toplumsal bir huzursuzluğa yol açacağı belirtiliyor. Pandeminin insanlardaki gelecek kaygısını arttırdığı, insanların iş kaybı gibi endişelerinin sürekli hale geldiğini ve çalışma sistemlerinde otomasyona geçiş gibi ihtimallerin bireysel açıdan olumsuzluk yarattığı vurgulanıyor.

Raporda ayrıca pandeminin kamu finansmanlarında zayıflamalara yol açtığı ve ülkelerin gelirlerinde artış sağlayıp daha etkin ve verimli harcamalar yapması gerektiğine değiniliyor. IMF artan eşitsizliğe karşı politika yapıcılara vergi politikası reformu ve sağlık ile eğitim sisteminde adımlar atma önerisi yapıyor fakat bunun maliyetli olacağına dikkat çekiyor. Yakın dönemde buna örnek olarak bir öneri sunan IMF gelir vergisi düzenlemesi ile zenginden alınacak görece yüksek verginin pandeminin oluşturduğu hasarı onarım da kullanılabileceğini savunarak hükümetlere bu tip politikalar uygulamaları adına çağrıda bulundu.

YORUM EKLE

banner97

banner101

banner96

banner100