banner112

İş makineleri var kuşlar yok

Kıyı kenar çizgisi tartışmasıyla Alaçatı Sulak Alanı'nda devam eden inşaat, canlı yaşamını tehdit ediyor. Bölgedeki kuşları fotoğraflayan Sezai Göksu, "Parmak ucumuzda yürüdüğümüz alanda şimdi dev inşaat makinaları çalışıyor" diyerek projeye tepkisini dile getiriyor

İş makineleri var kuşlar yok

Haber/ Asya YAŞARİKİZ

Fotoğraflar/ Sezai GÖKSU

Yüklenici şirket olan Alaçatı İnşaat'ın, "Amacı sadece estetiğe ve çevreye duyarlılığa hitap etmek değil; ev sahibi olanlara çok özel ve ayrıcalıklı bir yaşam stili sağlamak. Yakında çok kapsamlı spor tesisleri, 18 delikli golf sahaları, alışveriş, okul, sağlık merkezi gibi unsurları da bünyesinde barındırmayı planlıyor, Port Alaçatı" söylemiyle pazarladığı konutlar, 150'nin üzerinde kuş türüne beslenme ve üreme alanı sağlayan aynı zamanda Önemli Doğa Alanı olan Alaçatı Sulak Alanı'nı tehdit ediyor. Seramik sanatçısı ve Alaçatı Kuşları kitabının yazarı Serap Yurdaer ve kuş fotoğrafçısı Sezai Göksu uzun yıllardır Çeşme'de yaşıyor ve alandaki kuşları yakından tanıyor. 2004-2018 yıllarında İzmir Kuş Cennetini Koruma ve Geliştirme Birliği'nde biyolog olan çalışan Dr. Ömer Döndüren ise görevine İzmir Büyükşehir Belediyesi'nde de biyolog olarak devam ediyor. Yurdaer, Göksu ve Döndüren, binlerce yılda oluşmuş ekosistemin inşaatla birlikte yok oluşa gittiği konusunda hemfikir.

Proje kuş çeşitliliğini etkiledi

Bölgede 2012'den beri kuşları gözlemleyerek fotoğraflayan sanatçı Sezai Göksu yaklaşık 250 hektarlık Alaçatı Sulak Alanı'nda yaşanan kıyı kenar çizgisi tartışmasıyla sözlerine başlıyor. Göksu, "Alanın tamamen yapılaşmaya açık, onaylı bir imar planı var, ancak bildiğimiz kadarıyla hatalı geçirilmiş olan kıyı kenar çizgisi, mahkeme kararıyla iptal edildiği için neresinin deniz neresinin kara olduğu belli değil. İnşaat firması, azmağın ilk giriş bölümünde yapılaşmış olan sitenin projesini kuzeye otoyola doğru etap etap büyütmek istiyor. Şu anda inşaatı süren etabın denizde mi yoksa karada mı olduğu tartışmalı. Çünkü o ayrımı yapacak olan onaylı bir kıyı kenar çizgisi yok" ifadeleri ile kıyı kenar çizgisi tartışmasını yorumluyor.

Göksu, yapılaşmanın kuzeydeki otoyola doğru devam etmesi halinde alanın sulak alan olma özelliğini yitireceğini de şu sözlerle ortaya koyuyor; "Bu özel bir konut projesidir. Evlerin önüne kadar teknelerin yanaşabilmesi için derin kanalların açılması gerekmektedir. Ayrıca insanların evlerine ulaşabilmesi için otoparklarla sonlanan karayolları da yapılacaktır. Yani alan, proje konsepti gereği, konutlardan, yollardan ve su kanallarından oluşan bir bölge haline gelecektir. Kanallar açıldıkça yani su derinleştikçe artık burada bugünkü kuş çeşitliliğini bulmak mümkün değildir."

Alanın büyük bir kısmını kaplayan sivri hasır otunun yapılan inşaat ile tehlike altında olduğunu belirten Göksu, böylece Yelpazekuyruk kuşlarının üreme alanının da yok olacağına dikkat çekiyor. Açılan kanallarla suyun derinleştiğini bunun da 5-10 cm'lik gagalarıyla beslenen yüzlerce su kuşunun alanı terk etmesine yol açacağını söyleyen Göksu, konut projesinin tüm ekosistemi değişime uğratacağının altını çiziyor.

Küresel ölçekte kuş göçü güzergahında önemli bir yer tutan ve Batı Ege koridorundaki kritik bir durak olan Alaçatı Sulak Alanı'nın yok olacağını söyleyen Göksu, "Ayrıca bu alan kuzeyden güneye doğru Gediz Deltası-Karaburun Yarımadası-Büyük Menderes Deltası ile birlikte çok daha büyük bir ekosistemin önemli bir parçasıdır. Bölgenin lebalep konutlarla dolması sonucu buradaki canlı ve cansız doğanın geri dönmesi mümkün değildir. Ancak, açılmış derin tekne kanalları üzerinde uçan martılarla yetinmek zorunda kalacağımız kaçınılmazdır" sözleriyle bölgede yok olacak türlere işaret ediyor.

'Kuzey kesimi korunmalı'

Alandaki yapılaşmanın artık ilerlememesi ve kuzeye doğru yayılmasının mutlaka önüne geçilmesi gerektiğini sözlerine ekleyen Göksu, bölgenin çok önemli bir tahribata uğradığını ve artık hiç olmazsa kuzey kesimine dokunulmaması gerektiğini düşünüyor. Yapılan konut projesinin doğayı korumayacağının altını çizen Göksü sözlerini şu ifadelerle sonlandırıyor; "Oradaki habitatın hiçbir şekilde ellenmemesi, bir çakıl taşının yerinin bile değiştirilmemesi lazımdır. Bizler arazide gözlem yaparken ayaklarımızın ucuna basarak yürürken, büyük inşaat makinalarının yarattığı tahribatı, kirliliği, gürültüyü dehşetle izlemekteyiz. Üstelik içinde bulunduğumuz göç ve üreme döneminde... Önüne araba, arkasına teknelerin bağlandığı konut bahçelerinin sardunya ve kaktüslerle süslenmiş olması, orada şu anda bulunan doğal yaşamın sürdürülebilmesine yetmeyecektir."

Sivil bir çevre hareketi olan Birds Of Alaçatı Platformu'nun (Alaçatı'nın Kuşları) kurucusu Serap Yurdaer de, Alaçatı Sulak Alanı'nın kendi doğal dengesi içinde var olabildiğini hatırlatarak, insan kaynaklı tehdite karşı mücadeleye öncülük etmeyi amaçlıyor. Yurdaer, "Alaçatı Sulak Alanı'nın içinde bulunduğu bölge 1990’lı yıllarda başlayıp ve halen devam etmekte olan farklı ölçeklerdeki imar planlarıyla, konut ve turizm tesis bölgesi olarak yapılaşmaya konu edildi. Önemli Doğa Alanı kapsamında olan Alaçatı Sulak Alanı çok uzun yıllardır yapılaşma baskısının altında" sözleriyle doğal bir alanın yapılaşmaya açılmasını dile getiriyor.

2019 Ağustos ayında World Wide Fund for Nature (Dünya Doğayı Koruma Vakfı), Çeşme Belediyesi, gönüllü yurttaşlar ve Alaçatı Kuşları Platformu'nun Alaçatı'nın doğa turizmine öncülük edecek bir projeye imza atmıştı. "Projeden bugüne nasıl gelindi" sorusunu yanıtlayan Yurdaer, "Buluşma, bu doğa alanının yapılaşmadan, betonlaşmadan henüz zarar görmemiş bölümünün kıyı kenar çizgisinin de belirlenmesiyle, korunmasını ve doğa turizme kazandırılmasını hedefindeydi. Buluşma sırasında 2019 yılında Çeşme Belediye Başkanı olarak göreve henüz gelen Sayın Ekrem Oran’ın doğayı kucaklayıcı, Alaçatı Sulak Alanı'nın korunmasına yönelik yaklaşımları bu hedefimizin umut ışığı olmuştu. Ne yazık ki alınan bazı kararların önüne geçemedi" ifadelerini kullanıyor.

Eko-turizm potansiyeli var

Bölgenin Önemli Doğa Alanı olduğunu hatırlatan Yurdaer, bu özelliğe sahip alanların daha fazla olması gerekirken sayılarının azalıp yok olduğunu belirterek, Alaçatı Sulak Alanı'nın da başta su kuşları olmak üzere pek çok çeşitli bitki ve hayvan türünü barındırdığını dile getiriyor. Yurdaer, alanın ekonomik, sosyal özelliği kadar eko-turizm amaçlı faaliyetler açısında çok önemli bir potansiyele sahip olduğunu şu sözlerle açıklıyor; "Son istatistiklere göre eko/doğa turizmi dünyadaki turizm harcamalarının yaklaşık yüzde 35’ini oluşturuyor. Bu sayı her yıl artıyor. Alaçatı Sulak Alanı bu tabloda hak ettiği yeri alabilecek niteliktedir, tabii ki engeller konulmadığı takdirde." Yurdaer, alanda yapılaşma dışındaki tehditleri de şöyle sıralıyor: "Kara avcılığı aklıma ilk gelen unsurlardan. Bölgede kuş çeşidi çok olsa da bazı türlerinin sayıları fazla değil. Çok az sayıda olan ve nadir görülen bazı kuş türler kara avcıların hedefi haline geliyor. Ayrıca kuş gözlemi ve sahada bilimsel çalışmalarının yapıldığı bir bölge söz konusu. Saha çalışmalarımın sırasında bizzat kara avcılarıyla yakın mesafede karşılaşan biri olarak kara avcılığının yasaklanmasının üstünde duruyorum."

Yurdaer, "Flora ve faunasıyla bir bütün, birbirine kenetlenmiş bir ekosistemden bahsediyoruz. Bu zincirin tek bir halkasının zarar görmesi sistemin tamamını olumsuz, hatta geri döndürülemez şekilde etkilemekte."

Bölgenin korunmasına dair de konuşan Yurdaer, yasal yaptırım olmadığı sürece sulak alanların korunmasının mümkün olmadığının altını çizerek, halkın katılımcı yaklaşımına, yerel yönetimlerin ve devletin iş birliği içinde Alaçatı Sulak Alanı'nın yeniden kıyı kanunu kapsamına alınarak yasal bir koruma statüsü kazanmasının önemini vurguluyor. Bu hedefe ulaşmak için birlikte çalışmak gerektiğini düşünen Yurdaer sözlerini şöyle sonlandırdı: "Doğanın iyileştirici bir gücü var. Pandemi günlerinde buna bir kez daha tanık olduk ve doğayla olan vazgeçilemez bağımızı hatırladık. Bunu bir hediye olarak kabul edip, günlük yaşantımıza yansıtabilmek kendimize yapabileceğimiz en güzel iyilik."

Farklı türler var

Uzun yıllar kuşlar, ekoloji, sulak alanlar planlaması ve yönetiminde çalışan biyolog Dr. Ömer Döndüren ise alanın Çeşme Yarımadası için bir vaha niteliğinde olduğunu belirterek, "Aslında bu küçük sulak alanı Akdeniz tipi bir delta ekosisteminin minyatürü gibi düşünebiliriz. Tatlı-tuzlu ve acı su geçişleri burada çok daha küçük bir alanda gerçekleşiyor. Ekolojik istekleri birbirinden farklı canlı türleri de bu nedenle bir arada görülebiliyor. Örneğin sazlık alanların tipik kuşlarından olan yelpazekuyruk, sığ tuzcul alanların kuşu flamingo, denizbörülcelerinin arasında gezen kızılbacaklar, kum düzlüklerinin kuşları cılıbıtlar ve kumkuşları çok yakın mesafelerde gözlenebiliyor" ifadeleri ile alanın barındırdığı yaşamı gözler önüne seriyor. Döndüren, alanın sığ su yapısının kuşlara ve omurgasız hayvanlara ev sahipliği yaptığı gibi, yavru balıklar için de sığınma noktası olduğunu bu yüzden de korunmaları için daha fazla çaba sarf edilmesi gerektiğini düşünüyor.

İnşaatı yapan Alaçatı Port, proje ile ilgili, "Böyle bir modern yerleşim projesini hayata geçirirken aynı zamanda bölgedeki doğal yaşamı da tekrar hayata geçirebilmiş olmak, Port Alaçatı ekibinin en büyük gurur kaynağıdır" iddiasını taşıyor. Döndüren ise bu iddiayı, "Bu tarz alanlarda yapılan derinleştirme çalışmaları sulak alandaki tatlı-tuzlu su dengesini bozabilir. Alaçatı Port için gerçekleştirilen derinleştirme çalışmasını da bu kapsamda değerlendirmek gerekir. Eğer su daha derin olursa flamingo ya da kıyı kuşları gibi pek çok kuş türü için uygun habitat olmaktan çıkar. Alaçatı Halicinin kıyı kesimleri sığdır ve buralarda özellikle kışın ya da göç dönemlerinde pek çok kuşun beslendiği görülebilir. Bunlar flamingo, küçük ak balıkçıl, büyük ak balıkçıl, gri balıkçıl, kervançulluğu, çamurçulluğu, kızılbacak gibi sığ sularda beslenen kuşlardır. Hatta bazı soğuk kışlarda kuğular dahi bu bölgeye gelmektedir. Derinleştirme yaparak deniz kenarındaki sığ bir sulak alanı bir kanala ya da denizin kendisine dönüştürmüş olursunuz ki bu durumda binlerce yılda oluşmuş bir ekosistemi de yok etmiş olursunuz. Çünkü derinleşen yere artık flamingolar, balıkçıllar, kıyı kuşları değil, zaten bütün deniz kıyısı boyunca beslenebilen karabatak gibi suya dalarak beslenen türler gelmeye başlar. Tüm bu nedenlerle Alaçatı Halici’ne yapılan insan müdahalesi, buradaki hassas kıyı ekosistemini bozucu bir faaliyet olarak nitelendirilebilir" ifadeleri ile çürütüyor.

Bu büyük bir fırsat

Dr. Ömer Döndüren, Alaçatı gibi çok hareketli bir turizm merkezinin yanı başında böyle bir sulak alanın bütün baskılara rağmen varlığını devam ettirebilmiş olmasının büyük fırsat olduğunun altını çizdi. Döndüren, "Çünkü bazı şeylerin bir arada da ilerleyebileceğini ya da turizmin sadece deniz, kum, güneşten ibaret olmadığını, etrafımızdaki doğal alanları ve canlıları koruyarak faaliyet alanları yaratabileceğimizi ancak bu şekilde gösterebiliriz. Öte yandan yapılacak ekolojik temelli koruma ve restorasyon çalışmaları ile bu sulak alan, doğayla iç içe olmak ya da kuş gözlemi yapmak isteyen pek çok kişi için harika bir destinasyona dönüşebilir" ifadelerini kullandı.

Şehir Plancıları Odası projeye karşı çıkıyor

Alaçatı Port Kanal Kent Toplu Projesi, 2004'te dönemin Çeşme Belediye Başkanı Muhittin Dalgıç zamanında başladı. Tartışmalara konu olan projenin ikinci etabı ile ilgili Çeşme Belediye Başkanı Ekrem Oran, Çeşme Belediye Meclisi'nin 1/1000 ölçekli Kıyı Kesimi Koruma Amaçlı İlave ve Revizyon Nazım İmar Planı'na uygun devam ettiğini savunuyor. İzmir Şehir Plancıları Odası ise 21 Nisan'dan bu yana İzmir Büyükşehir ve Çeşme belediyelerini 16 yıl önce ÇED raporu alınan proje ile ilgili sorumluluk almaya çağırıyor. Oda, alanda kıyı kenar çizgisi belirlenmeden yapılacak her türlü uygulamanın 3621 Sayılı Kıyı Kanunu ve Uygulama Yönetmeliğine aykırı olduğunu ve suç unsuru taşıdığını savunuyor.

Güncelleme Tarihi: 02 Haziran 2021, 15:30
YORUM EKLE

banner97

banner96