İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, katıldığı canlı yayında Meslek Fabrikası binasıyla ilgili yaşanan süreç hakkında dikkat çeken açıklamalarda bulundu. Meslek Fabrikası binasına yönelik polis operasyonuna tepki gösteren Başkan Cemil Tugay, "Bir kamu kurumunun başka bir kamu kurumunun elindeki malı yüzlerce polisle zorla alması Türkiye tarihinde ilktir" dedi. Tugay, "İzmir halkı birisini belediye başkanı olarak seçtiği zaman, o belediye başkanının iradesine herkes saygı gösterecek. En başta merkezi hükümet saygı gösterecek. Başka türlüsünün adı demokrasi olamaz, öyle bir şey yok. Ve biz irade gösterelim diye seçildik aynı zamanda. Yani böyle ensemize her vurulduğunda, ağzımızdan her lokmamız alındığında
kenara böyle pusalım, kaçalım, sinelim, boyun eğelim diye değil" diye konuştu.

"KİMSE BİR ŞEYDEN KORKMUYOR"
İzmir zaten böyle bir şehirdir; aslında Türkiye de böyle bir ülke. Yani Türkiye'de hiç kimsenin böyle sindirilmeyi, ürkütülmüş olmayı, korkak bir şekilde bir kenara köşeye çekilmeyi savunduğunu zannetmiyorum yani bunu doğru bulduğunu zannetmiyorum asla. Yani burada böyle bir hava estirildi, bir şey oldu yani Türkiye'de sanki herkes her şeyden korkuyor da falan... Yok öyle bir şey ya, kimse bir şeyden korkmuyor falan. Yani canımızı mı alacaksınız? Alsanız ne olacak yani? İşçisi de, esnafı da, memuru da, çiftçisi de hepsi perişan. Yani geçen gün Kemeraltı'nda bir şey oldu, bir konu oldu, şöyle bir baktık: 2018'den bugüne kadar küçücük bir çarşıdır Kemeraltı, 3800 tane dükkan kapanmış. Bu bir felakettir yani Kemeraltı gibi eski bir çarşıda. Kapanan iş yerlerine, fabrikalara, atölyelere, KOBİ'lere rekorlar kırılıyor yani. Rekorlar kırılıyor. Yani korkunç bir enflasyon... Hesaplanıp bize sunulan rakamla gerçekte yaşadığımız enflasyon arasında dağlar kadar fark var ve kandırılıyoruz resmen yani. Buna rağmen çok yüksek bir enflasyon..."

Buna rağmen dün Özgür Başkan anlattı yani dünyadaki en kötü, en yüksek enflasyona sahip beşinci ülkeyiz. Yani son beşteyiz. Ve yani hiç böyle 'ya bu ülkede bizden iyi değildir herhalde' dediğiniz ülkelerde bile enflasyon oranı çok daha iyi, pahalılık böyle değil. En acısı ne biliyorsunuz yani? Her ülke gelişiyor, her ülke geleceğe dair bir şekilde ümit besliyor. Biz ne yapıyoruz? Sürekli içimiz karararak, ondan sonra umutsuzluk içerisinde yaşamaya devam ediyoruz. Yani böyle şeylerde isyan edilmeyecek de nasıl edilecek?

TAPUYU ÜZERLERİNE GEÇİRMELERİ KORKUNÇ BİR ŞEY
Bu şartlar altında bir Meslek Fabrikası olayı yaşadık. Yani olayın korkunç tarafı şu: Şimdi Türkiye'de normalde, yani normal bir devlette iki tane devlet kurumu; işte birisi İzmir Büyükşehir Belediyesi, diğeri de Vakıflar Genel Müdürlüğü. Bunların arasında bir mülkiyetle ilgili anlaşmazlık var, tamam mı? Yani bir kere o tapuyu gidip de bize hiç haber vermeden kendi üzerlerine geçirmeleri korkunç bir şey. Bu da inanılmaz, yani en azından etik dışı bir şey yani. Hani ahlakla bağdaşmaz bir şey. Ha yaptınız bunu diyelim. Ondan sonra biz dava açmışız, dava sürüyor, dava devam ediyor. Buna rağmen sabahın 5'inde, sabahın 5'inde 600-700 polisle basıyorsunuz orayı. Ablukaya alıyorsunuz. Polisler ellerinde şeylerle kalkanlarla, başlarında işte kasklarla, gazlarla, coplarla vesaire bekliyorlar silahlarla falan. Yani kimden neyi koruyorlar? Yani o binanın İzmir Büyükşehir Belediyesi'nin elinden alınması için yapıyorlar bunu yani.

BUGÜNE KADAR BÖYLE BİR ŞEY GÖRÜLMEDİ
Bir kamu kurumunun, bir başka kamu kurumunun elindeki malı böyle zorla almayı bu şekilde yapması Türkiye tarihinde ilktir. Meslek Fabrikası ile ilgili konuştuğum pek çok konuşmada şunu söyledim: Yani bu hata, bu kötülük, bu yanlış normalleştirilmemeli. Normal görülmemeli, onun için biz itiraz ettik. Normal olmadığının anlaşılması için itiraz ettik. Vakıfların orada bir gram bir gram, bir kuruş bir kuruş şeyi yok ... Katkısı yok, hakkı yok, hiçbir şeyi yok. Tamamı belediyenin parasıyla restore edilmiş ama binayı yapan, ta 1908 yılında iki tane gayrimüslim, o zamanki İzmirli vatandaş; un fabrikası olarak yapıyor. Vakıfla makıfla alakası yok. Ondan sonra Cumhuriyetten sonra; Atatürk'ün Cumhurbaşkanı olduğu, İsmet İnönü'nün Başbakan olduğu dönemde bir Bakanlar Kurulu kararıyla burası kamulaştırılıyor ve İzmir'e veriliyor, İzmir Belediyesi'ne veriliyor. Ondan sonraki süreçte de sadece İzmir Belediyesi'nde kalıyor.

Arada böyle insanların kafasını karıştıran bir şeyler söyleyip duruyorlar, 'burası DGM'ydi' falan diye. Ya DGM olarak kullandıran o binaları 12 Eylul darbecileri, yani 12 Eylül darbe
yönetimi orayı DGM yaptı. Ama o dönemde zaten demokrasi sıfır. Yani belediye başkanı olan kişi zaten onların atadığı asker kökenli bir kişiydi. Ama bütün o şartlarda dahi oranın mülkiyetini DGMʼye ya da işte Adalet Bakanlığı'na falan vermediler ki. O zaman da mülkiyeti şeydeydi, Büyükşehir Belediyesi'ndeydi. Sadece tahsis ettiler yani DGM'nin kullanımına tahsis ettiler. Bir süre DGM kullandı, sonra DGM kapatılınca ondan sonra boş ve virane bir bina haline geldi. Bir süre öyle kaldı. Sonra Büyükşehir Belediyesi, Aziz Kocaoğlu zamanında burayı restore etmeye karar verdi. Hakikaten göstermelik bir iş yapılan bir yer değil yani. Halen, şu anda, yani kapatıldığı son güne kadar aktif olarak insanları bir iş yapma konusunda beceri sahibi yapan on binlerce insanın oradan aldığı eğitimle ya gidip bir yerde işe girdiği ya da kendi iş yerini açtığı bir eğitim veriliyor.




