SELİN YILDIRIM- İzmir Ekonomi Üniversitesi (İEÜ), Spor Yöneticiliği Programının açılışını 19 Ocak’ta Balçova Kampüsü’nde düzenlenen panelle yaptı. Spor dünyasının yöneticileri, kulüp temsilcileri, akademisyenler ve öğrencilerin buluştuğu etkinlikte; kulüplerin kurumsallaşması, altyapı planlaması, tesis yönetimi, veri odaklı karar alma ve insan kaynağı gibi başlıklar üzerinden “modern spor yönetimi” tartışıldı.

Açılış paneli, yalnızca bir eğitim programının başlangıcı olarak değil; üniversite–kulüp–sivil toplum iş birliğinin somut bir örneği olarak da dikkat çekti. Programın, sektöre sadece teorik bilgi değil, sahaya uygulanabilir pratik beceriler kazandırmayı hedeflediği vurgulandı.

D4B83A7A De49 4Ce4 A29B 4E2743E0Eb1E

Rektör Abacıoğlu: “Sürdürülebilir başarı, stratejik yönetimle mümkün”

Programın açılış konuşmasını yapan İEÜ Rektörü Prof. Dr. Yusuf Hakan Abacıoğlu, sportif başarıyı yalnızca sahadaki yetenekle açıklamanın eksik kalacağını belirterek; stratejik yönetim kapasitesi, kurumsallaşma, altyapı, insan kaynağı, finansal denge ve bilimsel temelli karar alma süreçleri gibi unsurların belirleyici olduğunu söyledi.

Abacıoğlu, İEÜ’nün sporu üniversite yaşamının merkezine koyduğunu, öğrencilerin akademik gelişimi kadar sportif ve sosyal gelişimini de destekleyen bütüncül bir yaklaşım benimsediklerini dile getirdi. Üniversitenin lisanslı sporcu sayısındaki artışı ve son üç yıldaki madalya-kupa performansı bu yaklaşımın göstergesi olarak paylaşıldı.

Rektör Abacıoğlu’nun verdiği bilgilere göre; son üç yılda 425 lisanslı sporcu üniversiteyi farklı branşlarda temsil etti. İEÜ’nün 2025–2026 akademik yılı itibarıyla 23 branşta 13 aktif spor takımı bulunuyor. Son üç yılda 5’i altın olmak üzere 13 madalya ve 18 kupa kazanıldığı bilgisi de paylaşıldı. Abacıoğlu, üniversite bünyesinde yürütülen destek mekanizmalarının altını çizerek milli sporcu bursu protokolünü ayrı bir başlık olarak öne çıkardı. Gençlik ve Spor Bakanlığı’yla imzalanan protokol kapsamında 15 milli sporcunun yüzde 100 burslu eğitimine devam ettiğini, ayrıca milli sporcu statüsü olmasa da başarılı spor geçmişi bulunan öğrencilere yönelik desteklerle 2025–2026 döneminde 19 öğrenciye burs sağlandığını açıkladı.

İEÜ’nün 2024 yılında başlattığı Sağlıklı Kampüs Programı kapsamında öğrenciler ile akademik-idari personelin spora teşvik edildiğini belirten Abacıoğlu, yeni Güzelbahçe kampüsünde spor altyapısının da güçlendirileceğini söyledi. Kapalı spor salonu, kapalı yüzme havuzu, nizami futbol sahası, atletizm pisti ve yürüyüş rotaları gibi alanların yeni kampüste yer alacağı ifade edildi. Rektör Abacıoğlu’nun paylaştığı program detaylarına göre Spor Yöneticiliği Programı; mesleki yeterlilikler doğrultusunda tasarlanmış 9 modülden oluşuyor. Eğitim içeriği 80 saat çevrim içi ve 32 saat uygulamalı olmak üzere kapsamlı bir yapıda kurgulandı. Programın Türkiye’de bu formatıyla “bir ilk” olma iddiası da vurgulandı.

Hedefin, spor endüstrisinde kurumsal yapıları büyütecek, sürdürülebilirlik temelli düşünecek ve sahaya “yönetim aklı” taşıyacak nitelikli spor yöneticileri yetiştirmek olduğu kaydedildi.

66C6B6E8 86Cb 4F74 Adb9 8E57F4548Fdb

Dr. Mehmet Muharrem Kasapoğlu: “Tokyo bir milattı; veri, sağlık ve psikoloji yönetimi belirleyici oldu”

Eski Gençlik ve Spor Bakanı Dr. Mehmet Muharrem Kasapoğlu ise konuşmasında olimpiyatların “sporun zirvesi” olduğunu vurgularken, başarının yıllara yayılan bir yönetim aklı ve eşgüdüm gerektirdiğini dile getirdi. Tokyo 2020 sürecini Türkiye için dönüm noktası olarak nitelendiren Kasapoğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Olimpiyatlar sporun zirvesi. Her sporcu için olimpiyatta yarışmak, olimpiyatta başarılı olmak güçlü bir hayal. Türkiye’nin spor yürüyüşü yıllara sali bir yürüyüş… Spor da başarı bugünden yarına gelen bir durum değil. Çok uzun bir süreç, güçlü bir yönetim gerektiren, fedakârlıklar barındıran ve sabırla taşlandırılacak bir süreç.”

Kasapoğlu, elit seviyede farkın artık milimetrelerle belirlendiğine dikkat çekerek, modern spor yönetiminin “veri okuryazarlığı” gerektirdiğini vurguladı:

“Elit sporcularda adeta milimetrelerle, saliselerle ipi göğüsleme durumunu görüyoruz. Bu da bize şunu gösteriyor: Bilgiyi, datayı, veriyi yorumlamayı ve başka süreçleri çok iyi yönetmeyi gerektiriyor. Sağlığı iyi yönetmeyi gerektiriyor. Psikolojiyi iyi yönetmeyi gerektiriyor. Hocasıyla, federasyonuyla, devletiyle güçlü bir eşgüdüm gerektiriyor.”

Pandemi döneminde sürecin nasıl yönetildiğini anlatan Kasapoğlu, sporcuya yaklaşımın “antrenman programı verip bırakmak” olmadığını ifade etti:

“Biz Tokyo’ya pandemi sürecinden hazırlandık. Pandemiye rağmen tesisleri açtık. Sporcularımızın tüm ihtiyaçlarını giderdik. A’dan Z’ye onların yanında olduk. Zaman zaman gittik evlerine misafir olduk… Bu bir süreç yönetimi; aileyle, federasyonla, hocayla, arkadaşlarıyla, sosyal çevreyle… An ve an onlarla birlikte olduk; müsabaka öncesinde, sonrasında, zaman zaman üzüntüyü paylaştık, zaman zaman sevinçle kucaklaştık.”

Kasapoğlu, Tokyo’nun branş çeşitliliği açısından da “bir müjde” olduğunu belirterek Türkiye’nin artık birkaç branşa sıkışmadığını söyledi:

“Türkiye Tokyo’da artık birkaç branştan ibaret olmayan bir yürüyüşünü ispat etti. Eskiden neydi? Halter vardı, güreş vardı… Artık Türkiye’de jimnastik var, atletizm var, okçuluk var, yüzme var… Tokyo’yu ben sadece bir başlangıç olarak değil, geleceğin müjdecisi bir süreç olarak yorumluyorum.”

Mahmut Özgener: “Yanıt tribünde değil; sahada, çocukların oynama süresinde başlıyor”

İZTO Başkanı Mahmut Özgener, özellikle altyapı ve genç futbolcu yetiştirme meselesine odaklandı. Sorunun “yetenek eksikliği” olmadığını vurgulayan Özgener, asıl problemin yeteneği sistemli biçimde geliştirecek yapının eksikliği olduğunu belirtti. Özgener, konuşmasında şu uzun vurguyu yaptı:

“Bu sorunun cevabı çoğu zaman düşündüğümüz yerden başlamıyor benim için. Yanıt bence kulüplerde ve tribünde değil, sahada başlıyor. Özellikle de çocuklarımızın ve gençlerimizin sahada ne kadar süreyle ve hangi şartlarda yer aldığı çok çok önemli. Mesele futbola ilgi duyan çocuk bulmak değil Türkiye’de. Mesele bu çocukları 12–13 yaşlarında oyuna sokup 18–19 yaşlarına kadar oyunun içinde tutabilmek.”

Genç yaş gruplarında skor baskısına dikkat çeken Özgener, “seçilme–elenme” döngüsünün gelişimi zedelediğini söyledi:

“Bizde futbol çok genç yaşta, daha başlama yaşında bir skor baskısına giriyor. Sonuç baskısına giriyor… Genç yaş grupları için oynamak yerini seçilmeye, gelişmek yerini elenmeye bırakıyor. Bu da gelişmeye darbe vuruyor. O yaş gruplarında şampiyonluk önemli olmamalı; geleceğin futbolcularını yetiştirmek ön plana çıkmalı.”

Özgener, modern oyuncu gelişiminin “bütünsel” ele alınması gerektiğini şu sözlerle ifade etti:

Hasan Tahsin Koşusu'nu Beyazışık kazandı
Hasan Tahsin Koşusu'nu Beyazışık kazandı
İçeriği Görüntüle

“Antrenman kalitesi, oynama süresi, bireysel gelişim planları, mental dayanıklılık, sakatlık önleme, beslenme ve uyku bir bütün olarak ele alınmazsa, ortaya çıkan oyuncu profilini tesadüfen yaratıyoruz. Futbol artık çok büyük bir ekonomi, çok büyük bir endüstri; her aşamasının titizlikle planlanması gerekiyor birinci günden itibaren.”

Programın önemini kendi kariyeri üzerinden anlatan Özgener, “öğrenmenin yaşı yok” diyerek şu cümleleri kurdu:

“Altay’da altyapıda göreve başladım, kulüpte her pozisyonda görev yaptım, fırında piştim… Federasyon başkanı oldum, daha büyük mertebe yok. Ama inanın bana bıraktığımda şunu dedim: Her yıl bir şeyler öğrenip kendime bir şeyler katma ihtiyacı hissettim. En yüksek mertebede bile. Dolayısıyla öğrenmenin yaşı, zamanı yok.”

Fd6A9A2C C11C 439C Af43 3Cce1D95Eb30

Sepil: “Sporun mutfağını kuran kadro konuşulmadıkça ilerleyemeyiz”

Göztepe Spor Kulübü Onursal Başkanı Mehmet Sepil ise Türkiye’de kulüplerin en çok ihtiyaç duyduğu alanlardan birinin spor yöneticiliği olduğunu belirtti. Sepil, özellikle olimpik branşlarda “yönetici açığı”nın daha keskin yaşandığını ifade ederek; başarıyı sadece başkanlar ve teknik direktörler üzerinden okumanın yanıltıcı olduğunu, asıl belirleyici unsurun “mutfağı kuran ekip” olduğunu söyledi.

Sepil, sporculuk kariyeri biten isimler için Türkiye’de seçeneklerin daraldığını; spor yorumculuğu ya da teknik direktörlük dışında alanların gelişmediğini, oysa deneyimli sporcuların spor yönetimi içinde farklı rollerde değerlendirilebileceğini vurguladı.

Tokyo Olimpiyatları’nda jimnastikte elde edilen başarıyı “Türkiye’nin teknik branşlarda da yapabileceğinin kanıtı” olarak gösteren Sepil, sporda artık saliselerin ve hatta binde birlerin belirleyici olduğu bir döneme girildiğini; bilimsel hazırlık, doğru planlama ve baskıyı yönetme gibi unsurların kritik hale geldiğini anlattı.

Futbola ilişkin değerlendirmelerinde ise harcanan kaynakların karşılığının her zaman alınamadığını söyleyen Sepil, en büyük sorunun kulüp yapılanmaları olduğunu savundu. Yabancı yatırımcı ilgisinin Türkiye’de sınırlı kalmasının da öngörülebilir ve istikrarlı bir yapının eksikliğinden beslendiğini dile getirdi.

Kaynak: SELİN YILDIRIM