banner112

Tarihi, mermerde yeniden yazıyor

Doğaltaş sanatçısı Dursun Köroğlu, Selçuk’ta yaşıyor. Yaklaşık 50 yıldır mermer ve doğaltaşlarla çalışan Köroğlu, tarihi yapılara yeniden hayat veriyor. Köroğlu’nun aslına uygun olarak mermere işlediği tapınak heykelleri müzelerde sergileniyor.

Tarihi, mermerde yeniden yazıyor

RÖPORTAJ / KARDELEN BUĞDAY

Küçük yaşlarda başladığı baba mesleğine yaklaşık 50 yılını veren Doğaltaş sanatçısı Dursun Köroğlu, ‘Dünyanın 7 Harikası’ arasında yer alan Artemis Tapınağı ve Halikarnas Mozalesi’ni mermere işleyerek yeniden harikalar yaratıyor. Apollon Tapınağı, Zeus Sunağı gibi antik miraslara da mermerde hayat veren Köroğlu, Selçuk’ta yaşıyor. Çalışmalarını ise Belevi’de bulunan atölyesinde yürütüyor. Dursun Köroğlu ile görüşmek için Belevi’ye gitmek üzere yola çıktım. İzmir’den Belevi’ye toplu taşıma ile ulaşmak 3.5 saat kadar sürdü. Tepeköy’den Selçuk’a devam etmek üzere banliyöden indim. Tepeköy ve Selçuk arasında sefer saatleri merkezdeki hatlara göre daha seyrek. Sefer saatleri arasındaki boşluğu gözden kaçırdığım için bir süre diğer treni beklemek zorunda kaldım. Neyse ki o sırada Kuşadası’na giden bir çiftle karşılaştım. Hasan ve Hülya Tat çifti Kuşadası’na giderken Selçuk Pazarı’na uğramadan geçmezlermiş. En erken Tepeköy-Selçuk seferine 1 saat olduğu için ‘Gel pastaneye gidelim, bu güneşte burada beklenmez’ tekliflerini geri çeviremedim. Pastaneye geçip sohbet etmeye başladık. Karşımdaki ‘Tat’lı çifte “Siz öğretmen misiniz?” diye sordum. Hani bazı insanlar yaptığı işi halinden, tavrından belli eder ya… Hasan Tat, “Öyle mi görünüyor?” dedi. “Evet” dedim alacağım cevabı da merak ederek. “Evet, öğretmenim. Emekli tarih öğretmeniyim” dedi. Yanımdaki not defterine bir şeyler not aldım. Kalem tutuşumdaki farklılık Hasan Tat’ın gözünden kaçmadı tabii. Gülerek, “İlkokul öğretmenin kimdi senin?” diye sordu. Nerede, nasıl okuduğumu anlatmaya başladım. Sonra kendisi anlatmaya başladı. Eski öğretmen okullarından söz açıldı. O da öğretmen okullarında okumuş, görev yapmış. “Eski öğretmen okullarında yetişen öğretmenlerin eğitimi farklıydı. Oradaki öğretmenler öğrencisinin duruşuna, yürüyüşüne bile bakardı. Her şeyde biraz deforme oldu tabii… Eğitimde, öğretmenlik de…” dedi. Bunları söylerken biraz da iç geçirdi. Daha sonra benim de aklıma geldi. Anadolu Öğretmen Liseleri vardı ülkede, kapatıldı. Köy Enstitüleri, Öğretmen Yüksek Okulları meselesine hiç girmiyorum… Vakit yaklaşınca Selçuk’a gitmek üzere banliyöye bindik. Bize, çiçek açmış şeftali ağaçları yolda eşlik etti. Selçuk’a giriş yaptığımızı Selçuk Kalesi haber verdi. Büyük bir bayrağın asıldığı kale, gelenleri selamlayan asker gibiydi. Su kemerlerinin kalıntıları meydanda, insanlar orada bulunan kahvehanede vakit geçiriyor. Hemen yakında kurulan pazarda alışveriş yapanlar fazla. Dükkanların çoğunun adı tanrı ve tanrıçaların ismini taşıyor. Mitolojinin kudretli tanrı ve tanrıçaları topraklarını hiç terk etmemiş belli ki… Pazarın içinden geçip beraber yolculuk yaptığımız Hasan-Hülya çiftinin tarifiyle Dursun Köroğlu’nun Belevi’de bulunan atölyesine gitmek üzere Selçuk otogarına yöneldim.

MÜZE GİBİ ATÖLYE

Belevi’ye gitmek için Tire dolmuşlarına binebilirsiniz. Köroğlu’dan aldığım adrese göre gideceğim yeri tarif ettim. Kime sorsam “Hocaya mı?” dedi. Dolmuştaki yan yana oturan iki güleç kadın, içerdeki yabancıyı hemen fark etti. Nereye gittiğimi sordular, söyledim. İkisi de “Hocaya mı?” dedi. Tekrar aldığım “Hocaya mı?” sorusundan sonra “Kim bu hoca, herkes onu söyledi” dedim kadınlara. Gelen gideni çokmuş, ün de yapmış. Sordum, araştırdım ama göremedim. Bedriye Hoca-Bedriye Ana olarak biliniyor. Metheden çok… İnsanı merak sarıyor kerameti nedir acaba diye. Dolmuş, Belevi’ye giriş yapınca, meydanda indim. İner inmez haliyle hocaya dair bir işaret, tabela aradım etrafta ama yoktu. Tepeköy’de 1 saat beklediğimden vakit kaybetmemek için Dursun Köroğlu’nun önceden tarif ettiği adresi bulmaya yöneldim. Evlerin sıralandığı, ahırlardan gelen koyun ve inek seslerinin bulunduğu bir sokağa yöneldim. Sıcak ama esintili beldede, yoldan geçen mobilet ve traktör de var olan tozu iyice havalandırdı. Birkaç metre ilerledikten sonra iki katlı taş bir ev dikkatimi çekti, diğerlerine göre daha farklı bir yapıdaydı. Avlusunu saran demirlere gözüm ilişti. Demirlere asılan tahta tabelada boyası silinmeye başlamış Köroğlu Kültür Sanat Evi yazısını fark ettim. Tabela etraftaki tozdan da nasibini almıştı. Birkaç saatlik yolculuktan sonra atölyeyi kolayca bulmak içimi rahatlattı. Eve yaklaştıkça demirlerin arkasında gizlenen işlenmiş mermerler belirmeye başladı. En sonunda heybetli bir Halikarnas Mozalesi kendini gösterdi. O an, ‘Ara Güler Aphrodisias Antik Kenti’ni keşfettiğinde neler hissetti acaba’ diye düşündüm. Avludan ve pencerelerden görünen ince ince işlenmiş mermerler yeni bir antik kent keşfetmişim gibi hissettirdi, büyük fark; benimkinin adresi zaten belliydi. Demir kapıyı açmaya çalışırken Dursun Köroğlu içerden çıkageldi. Kapıyı açıp içeriye buyur etti. İki katlı taş ve tuğladan yapılmış, pervazları tahtadan atölyenin girişinde demir ayaklı, mermer tablalı bir masa bulunuyordu. İçerideki bir odada aynı şekilde mermerden bir sehpa, şömine de vardı. Sayısız mermer biblo, vazo ve çeşitli nesne, antik çağları ve o çağlardan kalma tarihi eserleri anlatan kitaplar, fotoğraflar ve kataloglar vardı. Bina atölyeden ziyade müze gibiydi. Dursun Köroğlu, kazılarda ortaya çıkan kalıntıları mermere, aslına uygun bir şekilde işlerken bir tarihçi, bir arkeolog gibi çalıştığını söyledi. Doğal taşlarla çalışmaya nasıl başladığını anlattı: “Ortaokul ikinci sınıftan ayrıldım. Daha doğrusu babam ayrılmamı istedi ve yanında çırak olarak işe başlattı. 50 yıl oldu... İlk zamanlar hediyelik eşya tarzında el sanatları üzerine çalışıyorduk. Uzun yıllar babamın yanında çıraklık, kalfalık yaptıktan sonra 80’li yıllarda İzmir’e yerleştim. İzmir’de kendi atölyemi kurdum. Orada da el sanatları üzerine çalışmaya devam ettim. Bir dönem mermercilik yaptım ama sonrasında bu sanat bölümü daha ağır bastı. Arkeolojiyi araştırmaya başladım. Tabii Selçuk’ta yaşamanın bir de şöyle bir avantajı var, tarih her taraf.”

‘YAPTIĞIM İŞİ SEVİYORUM’

Köroğlu, Selçuk’u bir açık hava müzesi olarak tanımlıyor. İlk Artemis Tapınağı’nı mermere işlemiş. Bu fikrin nasıl oluştuğunu şöyle anlattı: “Baktım ki bir Artemis Tapınağı Dünyanın Yedi Harikası’ndan biri. Dünya tarafından biliniyor, tanınıyor ama maalesef bizde çok bilinmiyor ve pek de çalışılmamış. 1-2 tane çalışma olmuş, kağıt dökümden ve polyester dökümden çalışmışlar. O da ölçekli değil… Gerçeği yansıtmıyor. Dedim ki ben bunu yapıyorum. Neden Artemis Tapınağı’nı çalışmayayım.” İlk zamanlar görenler ‘boşuna uğraşma, olmaz emeğine yazık olur’ demişler. Çalışmalarını 2.5-3 yıl gibi bir sürede tamamlamış. Sonra bu süre 1.5-2 yıla inmiş ancak bu, yaptığı tapınağın boyutu ve detaylarına da bağlı. Çünkü Dursun Köroğlu, mermerleri iğne uçlarla en ince detaylarına kadar işliyor. Köroğlu, 2008 yılında Artemis Tapınağı’nı yapmaya başlamış. 2002 yılından beri de tapınaklarla ilgili çalışma ve araştırmalar yapıyor. Uzun süren bir çalışmada ilgisini nasıl koruduğu konusunda “Yaptığım işi seviyorum. Sevmezseniz olmaz. Çok bunalırsam birkaç gün farklı bir şeye yöneliyorum. Ama sıkıldığım da pek olmamıştır. Çünkü onun sonunu düşününce, insanların övgüsünü, sizden bahsedişini düşününce o şeyi yeniyorsunuz. Sevgiyle oluyor bazı şeyler, istemek çok önemli…” dedi.

Köroğlu’nun eski İzmir Fuarlarında mermerciler için ayrılan bölümlerde çok sayıda çalışması sergilenmiş, yoğun ilgi görmüş. İtalya’da mermer üzerine çıkan bir dergide yer almış. 90’lı yıllarda Torbalı’da Mermercilik Yüksek Okulu’ndaki öğrencilere eski atölyesinde pratik dersleri de vermiş. Uzun yıllar hediyelik eşya yaptığı için torna bilgisinin de iyi olduğunu söyledi. Şu anki heykellerde kullandığı özel bir malzeme ve teknik var mı diye sordum. Mermerle ilgili önemli detayları kısaca anlattı: “Heykellerde malzeme olarak Afyon Mermeri çok kalitelidir onu kullanmak lazım tabii doğrusu o. Onun dışında bir de Milas Sedef Mermeri var, o da güzel. Her mermerden her şeyi yapamazsınız. Yaparsınız ama estetik olmaz. Kırılma riski olur. Çok iri kristalli mermerden çalıştığınız zaman hoş görüntü vermez. O nedenle Afyon Mermeri çok önemli, kaliteli mermer olduğu için. Onun dışında benim farklı bir tekniğim var. O da daha çok çekiç-murç tekniği…” Köroğlu’nun önemli çalışmaları Urla’da bulunan Arkas Sanat Merkezi’nde sergileniyor. Bundan sonraki çalışmasının Aphrodisias olduğunu söyledi. Şölen Kapısı’na yeniden hayat verecek. Fikir Arkas’tan gelmiş. Çalışma tamamlanınca Urla’daki Arkas Sanat Merkezi’nin bahçesinde yer alması planlanıyor. Atölyeyi bulduğumda aklıma ilk gelen Aphrodisias yeniden karşıma çıktı. Öncesinde de Hasan Tat’ın öğretmen olduğunu tahmin etmiştim. Bir de Bedriye Ana var tabii. Tanrıça şehri Selçuk’un topraklarında bir keramet var…

'DEĞERİNİ BİLMİYORUZ'

Dursun Köroğlu ile heykel, mimari, tarih ve mitoloji üzerine konuşmaya devam ettik. Tarihten etkilendiği, kendisine ilham veren kişi ve olay var mı diye sordum. "Michelangelo'dan çok etkilenmişimdir mesela. Yani adamda her şeyden, ne ararsanız var… Ressam, heykeltıraş, mimar…" dedi. Üzerinde yaşadığımız topraklar çağlar boyu pek çok uygarlığı barındırmış. En çok hangi yapıdan etkilendiği sorusuna şöyle cevap verdi Köroğlu, "Tabii ki Efes başlı başına çok farklı bir yer ama Apollon Tapınağı… Bizde Apollon Tapınağı'nın birçok kalıntısı duruyor. Sütunların çoğu yerinde hala, Artemis Tapınağı'nda öyle bir şans yok, bir tane sütun kalmış. Yani şimdi çok daha farklı olurdu eğer Apollon Tapınağı gibi Artemis Tapınağı'nın da o kadar kalıntıları olsaydı bizde çok daha farklı turist çekerdi Selçuk." Turizmden konu açılınca ülkedeki tarihe ve sanata yabancıların daha çok ilgi gösterdiğini, var olan zenginliklerimizin değerini koruyamadığımızı konuştuk. Şunları söyledi: "Değerini bilmiyoruz, anlamıyoruz oysa ki sanattan mahrum olan toplumların gelişmesi de çok yavaştır. Yani bir toplum sanatıyla, sanatçısıyla gelişir zaten. Sanatçı sadece yaptığı işle ilgili değildir. Aynı zamanda toplumdan da sorumludur. Topluma örnektir bir sanatçı. Ama ne yazık ki sanatçıya o destek verilmeyince bizde birtakım şeyler eksik kalıyor. Üzücü…"

GENÇ KUŞAKLARA AKTARALIM

"Heykel ve doğaltaşlarla ilgilenenlere ne yapmalı, tavsiyeleriniz nelerdir?" soruma, "Tavsiye olarak şudur, tabii ki isteyecek, sabredecek, araştıracak bir de bu araştırmadan, sevmeden olmaz. Ben aslında hep şunu istedim; Destek verilsin, genç kuşaklara aktaralım, eğitelim ama bir türlü olmadı. Mesela çocuklarım işimle alakalı değil. Üç çocuğum var ama hepsinin farklı mesleği var. Şimdi işi benimseyen, seven insanlara bunu aktarmak lazım. Neticede belirli bir yaştayız. Bizden sonra bunu devam ettirecek kimse yok yani. Üzücü… Şundan dolayı, benim dışımda bu tarz çalışan kimse yok. Hiçbir yerde örneği yok…" şeklinde cevap verdi. Öğrenci yetiştirmek ister misiniz diye sorduğumda "Tabii isterim" dedi.

Tanrı ve tanrıçaların eşliğinde yolculuk

Dursun Köroğlu'nun Belevi'deki atölyesinde antik bir yolculuğa çıktık. Bu yolculukta bize Ege ve Akdeniz topraklarında yaşamış tanrı ve tanrıçalar da eşlik etti. Püf noktasını bildikten sonra taşın her türlü işlenebileceğini de öğrendim. Köroğlu'nun yaptığı çalışmaları görmek için Belevi'yi ve Urla'daki Arkas Sanat Merkezi'ni ziyaret edebilirsiniz. Aslına sahip çıkamasak da mermeden gözalıcı bir Bergama Zeus Sunağı sizi bekliyor. Artemis ve Apollon Tapınağı'nı da görebilirsiniz.

Taşlardan yapılan boyasız resim

Dursun Köroğlu'nun atölyesinde bir sürü taş, mermer var. Üst katın neredeyse tamamı mermer eşyadan oluşuyor. Mermerden büyük bir çalışma masası, vestiyer, kitaplık, aynalı, evyeli büyük bir banyo dolabı, vazolar, mumluklar, bardak altlıkları, mermerden havan... Ayrıca mermerden bir saz... Hepsi el yapımı. Bunun dışında duvardaki resimler de dikkatimi çekti. Renkli ama ışık vurdukça parıldıyor. Resimlere yaklaştıkça taş kırıntılarından oluştuğunu gördüm. Resimlere Tanrıça Venüs, Venüs'ün Doğuşu, İsa ve Meryem, Hacı Bektaş Veli, Yunus Emre işlenmiş. Onlar da Köroğlu'nun emeği. Resimlerde boya kullanmadığını, taşların doğal rengi olduğunu söyledi. "Bunun adı taş resim diye geçiyor ama çok fazla yapan yok. Şimdi birkaç kişi yapıyor bunu. Renkli olan her taşı dövüyorum. Boyama falan yok. Taşların kendi rengi. MDF üzerine tek tek yapıştırarak oluşan bir resim. Bunun özel bir makinası yok, dövüyorsunuz tek tek taşları, eleklerden geçiyorsunuz. Bu kadar renkli taşları bir araya getirmek zor, kolay değil o anlamda. Bunun kursunu verebilirsiniz, öğrenci yetiştirebilirsiniz. Birkaç defa halk eğitim merkezinden teklif geldi. Burada kurs verir misiniz diye. Öğrenciye diyeceksiniz malzemeyi git getir… Nereden, nasıl getirecek malzemeyi, yok ki… Piyasada satılan bir malzeme yok. Siz yapacaksınız, hazırlayacaksınız bunu. Onun için malzemeyi temin etmek biraz sıkıntılı bunda."

Güncelleme Tarihi: 14 Nisan 2022, 17:45
YORUM EKLE

banner101

banner100