banner112

Şiddetin görünmeyen yüzü ‘Hayalet Şiddet’

Bugüne kadar birçok sergi ve çalışmaya imza atan sanatçı Metin Ünsal, Mart ayında İzmir’de yeni bir sergiye imza atacak. Şiddetin görünmeyen yüzünü kendi tarzıyla ürettiği eserlerde anlatan Ünsal’ın sergisinin adı ‘Hayalet Şiddet’ adını taşıyor. Sergide resim ve heykelden oluşan çok sayıda eser yer alacak.

Şiddetin görünmeyen yüzü ‘Hayalet Şiddet’

Röportaj / Kardelen BUĞDAY

Sanatçı Metin Ünsal, ülkemizin kanayan yarası ‘kadına şiddet’i farklı bir boyutta ele alıyor. Sadece fiziksel şiddete değil, kişinin bir başkasına uyguladığı yıpratıcı, yaralayıcı her türlü davranışa dikkat çektiği sergisini Mart ayında İzmir’de açacak. ‘Hayalet Şiddet’ adıyla açılacak sergi Galeri A ve İzmir Sanat olmak üzere iki farklı mekanda sanatseverlerle buluşacak. Sergide çok sayıda resim ve heykel, Metin Ünsal yorumuyla İzmirlilere sunulacak. Galeri A’da bir araya geldiğimiz Metin Ünsal ile sergiyi, şiddet kavramını konuştuk.

Bugüne kadar pek çok sergiye ve çalışmaya imza atmış, tanınan bir sanatçısınız. İlk serginizi 15 yaşında açtığınız biliniyor. Sizi yakından tanımak isteyenler için kendinizden biraz bahseder misiniz?

İstanbul’da 1958 yılında doğdum. Doğduğumdan beri de çoğunlukla İstanbul’da yaşadım. 5-6 yaşlarındayken resme kabiliyetim ortaya çıkmıştı. Okula başladıktan sonra da resimden uzak kalmadım. İlkokulu, ortaokulu ve liseyi Nişantaşı Işık Lisesi’nde okudum. İlk kişisel sergimi 15 yaşındayken açtım. 22 tane yağlı boya tablo vardı. O zamanlardan beri bu işi hep ciddiye aldım. Boğaziçi Üniversitesi’ni kazandım. Sanat ağırlıklı bir bölüm istedim, mimari istedim ama yoktu, inşaat mühendisliği bölümüne girdim. O zaman akademiye falan da gittim ama içeride talebe yoktu. Bütün talebeler birbirleriyle savaş halindeydi o zamanlar. Sağcı, solcu diye insanları ayıran bir dönem vardı. Ben de burada okuyayım da ondan sonrasına bakarım dedim. Boğaziçi’nde okurken de 3 yıl üst üste sene sonlarında Boğaziçi Üniversitesi'nin kırmızı salonunda sergi açtım. Son yılımda da dışarıda ilk profesyonel sergimi açtım. 1980 yılıydı. O zamandan bu zamana hiç bırakmadan devam ettim.

Sizin hayatınızdaki önemli sergiler 80’li yıllarda olmuş. Ülkenin geçmişine baktığımız zaman da şiddetin en yüksek seviyede olduğu dönemler. Bugün her türlü şiddete karşı oluşunuz o günlerde tanık olduklarınızdan mı geliyor?

Şimdi doğrudan öyle bir bağlantı kurmadım ama hayat boyu şiddetten nefret etmişsen eğer, mutlaka bunun birtakım birikimleri olmuştur. Aynı günlerde kantinde bir kişiyi kanlar içinde gördüğümüz o an hafızamızdan hiç gitmedi. Bu ve bunun gibi birçok şey… Birçok genç insan can verdi o zamanlarda, bunların üzerimizde muhakkak ki etkileri vardır. Bugün de şiddete karşı üretim yapmamızın, şiddeti protesto etmemizin ve ülkede şiddetin azalmasını istememizin nedenleri arasında tabii ki bunlar da yer tutar. Zaten şiddeti seviyorum diyen kimseye pek rastlamayız.

‘HAYALET ŞİDDET’

İzmir’de açacağınız sergilerde şiddeti nasıl ele alacaksınız?

İzmir’de açacağımız serginin ismi ‘Hayalet Şiddet’ olacak. Hiçbirimiz hayaletin varlığını kabul etmiyoruz ama o bir hayalet gibi hepimizin yanında, arkasında, önünde, içinde dolaşıp duruyor. Şiddet insanda bulunan bir duygu, bir his grubu. Şiddet hiçbir zaman sevgi ile yan yana gelemiyor. Bir sevgisizlik ortamında hakim oluyor. Şiddet, insanın insana, insanın hayvana, insanın doğaya ve bütün varlıklara uyguladığı bir hareket dizisi. Şimdi bunların arasında insanın insana şiddet uygulaması konumuzun en önemli kısmını teşkil ediyor, özellikle dünyada ve Türkiye’de kadına yönelik şiddet ön planda olduğu için şiddet kavramına kadına şiddetten girmek istedim. Hayatı boyunca ne yazık ki kötü ve acımasız insanlarla bir arada yaşamak zorunda kalan, acı çeken kadınların üzerinedir İstanbul ve İzmir’deki serginin ana çizgileri. Burada şunu da belirteyim: Gerçekten acı çeken, ezilen, haksızlığa uğrayan, şiddet gören kadınların çoğunluğunun hayatında bebeklikten başlayan, çocuklukta oluşan, gençlik ve olgunluk yıllarında devam eden şiddetin varlığı hakikaten insanlık ve ülkemiz adına utanç kaynağı. Bu elbette toplumun yüzde yüzünü kapsamaz; ama ne yazık ki ülkemizdeki suç oranlarına bakarsak dünyada ön sıralarda olduğumuzu görürüz.

Biraz önce şiddet ve sevgi yan yana gelemez diye konuştunuz. Bizim toplumumuzda şöyle bir algı da var ne yazık ki; eşinden hem fiziksel hem psikolojik şiddet görenler bunu şuna bağlıyor, “Beni seviyor, bu yüzden kıskanıyor. Sevdiği için yapıyor aslında”. Bunun bir bilinçsizliğe dayandığını düşünüyorum. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Bu hislerini ve düşüncelerini rahatça dışarı, doğru yönde dışarı vuramamanın bir tezahürüdür. Çünkü, evet seviyor, sevdiğim için kıskanıyorum diyor ve şiddet gösteriyor. Kıskandım seni, niye perdeyi açtın, niye sokağa çıktın diye bir kadını dövmek arkasında sevgi varsa bile bağışlanamayacak bir eylem. Dolasıyla sevgimizi insana nasıl göstereceğimizi de öğrenmemiz lazım. Bu da insanların kültür ve eğitim bakımından maalesef yanlış bir şekilde büyüdüklerini gösteriyor bize. Bu aile, içinde de olabilir, okulda da olabilir. “Eğer beni seviyorsan bana niçin vuruyorsun”un cevabı bence insanların yeterince bilinçli olmaması. Bizler buna "dengesizlik" diyoruz; ama o bunun bir denge olduğunu düşünüyor. Çünkü ailende yıllarca babanın anneni dövdüğünü görürsen, evlendiğinde de bunun gayet doğal olduğunu düşünerek eşini döversin ya da bu sana uygulandığında karşı çıkmazsın.

2023’E KADAR DEVAM EDECEK

Projeye tekrar dönersek, 2017 yılında başlamışsınız bu çalışmaya. 2023’e kadar da devam edecek doğru mudur?

Tabii içine pandemi de girdi. Pandemiden dolayı bazı değişiklikler oldu. 6 Ocak’ta Işık Lisesi’nde açılacak olan sergimizin geçen sene açılması gerekiyordu. O dönemlerde pandemi yüzünden birçok yer kapalıydı. Sergiler iptal edilmişti vesaire. Gecikmeler oldu. Ancak bu sergimizin İstanbul’da ve arkasından mart ayında İzmir’de iki ayrı noktada gerçekleşmesini sağlarsak bundan sonra yolumuzun üzerinde Ankara, Mardin ve Bodrum var. Ama bu sergiler birbirinin tekrarı olmayacak. Aynı işlerden oluşmayacak. Sürekli çalıştığım için en az sergilerde yüzde 60’ın, 70’in üzerinde yeni iş göstermeye gayret ediyorum. Mevcut sergilerin dolaşımının bitmesi 2024’ü bulabilir. Bu arada aynı sergiyi birkaç farklı yerde gösterme talepleri de gelebilir.

Ziyaretçileri neler bekliyor sorusuna da cevap oldu. Her sergide farklı bir eser yer alacak. Farklı bir oluşum olacak, kendini tekrar eden bir sergi olmayacak diyebilir miyiz?

Yani durduğumuz yerde hazır olan birtakım şeyleri dolaştırmıyoruz. Ben bunu istemiyorum. Çünkü konuda ilerlediğiniz zaman, çalıştığınız zaman her seferinde yeni bir şeyler aklınıza geliyor. İlk sergideki eserlerin tümüyle Türkiye’yi dolaşmayı düşünmem. Bende şöyle bir duygu var; onları yaptım bitti, şimdi daha iyisini yapmalıyım. Sanat dediğiniz şey insanın kısmen kendini tatmini ve daha başarılı olduğuna inanması ile sonuçlandığında keyifli hale gelen, size bir yenilik arzusu getiren bir etkinlik. Elimden geleni yapıyorum bu konuda.

Şununla devam edelim o zaman. 2023-2024’e kadar devam edecek bu sergi. 2017’den bu yana da ne yazık ki şiddet olayları da artıyor. Her gün yeni bir olay yaşıyoruz. Yakın geçmişte bir insan sadece kadın olduğu için öldürüldü. Siz 2023’te nasıl bir Türkiye görmek istiyorsunuz?

Son derece demokratik, bütün insanların eşit haklarla yaşadığı, kadınlarla erkeklerin hem kanunlar önünde hem uygulamada eşit olduğu bir yaşam görmek istiyorum ama ne ben görebilirim, ne siz görebilirsiniz. Türkiye’de bunu herhangi birimizin göreceğine dair ne yazık ki bir gösterge yok.

Hayallerle gerçekler çelişiyor diyebilir miyiz?

Aynen, hayallerle gerçekler çelişiyor. O zaman diyecekler ki; sen niye bir hayal için çalışıyorsun. Türkiye’de bu durumun yeteri kadar farkında olmayan insanlara, bunu bir kez daha hatırlatmak isteyen bir birey olarak çalışıyorum. Benim gibi başkalarından da gelecek hatırlatmaların, en sonunda, bu haksızlığı, toplum olarak doğru konumlandırmamızı sağlayacağına inanıyorum.

Bedel ismini taşıyan serginiz için hazırladığınız manifestoyu, “Erkek olmaktan utanç duymadığımız bir toplum için…” diyerek noktalıyorsunuz. Peki sizce şiddet olgusu hayattan nasıl çıkabilir?

Kadınlar ve erkeklerin bu konuda birleşmeleri lazım. Hayatı paylaşmak lazım. Kadın ve erkeğe ayrı ayrı bakmamak lazım. Geçmişten beri erkek savaşçı kadın toplayıcı anlayışından uzaklaşmak lazım. Yani böyle böyle çıkacak. Ben sergi açtım diye çıkmayacak. Ama ben bu sergide halkın içinden 5-10 kişiye daha bunu düşündürebilirsem", bu kadar emek veriyorlar, demek ki bu konuya dikkat etmek lazım" dedirtebilirsem, sergiye gelen erkekler arasında da konuya daha büyük duyarlılıkla bakacak bireyler mutlaka çıkacaktır. Dileğim bu yönde.

Mart ayında açılması planlanan ‘Hayalet Şiddet’ isimli sergiye dönelim, sergide kaç eser yer alacak?

Sergi, resim ve heykel türünde 15-20 kadar yapıttan oluşacak. Burada mühim olan bütünlüğü, hissi, ruhu yakalamak. İçeriğe yeniden dönecek olursak, çocukluğundan beri tanık olduğu acıların katmanlar haline birikmesinden dolayı deforme olmuş bir ruh söz konusu. Bu bir acımasızlık ve suistimal sembolü. Bu tür formlar kullanmamdaki amaç şiddetin ne kadar çirkin olduğunu anlatmak. Hep şunu gördüm: kadın estetik bir varlık. Kendini tüm bunlardan uzakta gösterebilir, makyaj yapabilir vesaire… Ama travması geçmemiştir.

Sanatseverlere mesajınız nedir?

Ben bir farkındalık yaratmaya uğraşıyorum. Ciddi bir ekip çalışması yapıyorum. Seçkin galerilerle bunu Türkiye’nin birçok yerinde dile getirmeye, insanları bu konulardan haberdar etmeye çalışıyorum. Lütfen onlar da gerek yayınlardan gerek gördüklerinden bir pay çıkarsın, bu konularda bizim tamamlayıcı parçamız olarak eşitliği kuvvetlendirmemiz için herkesin üzerine düşeni yapmasını istiyorum.

Güncelleme Tarihi: 06 Aralık 2021, 10:05
YORUM EKLE

banner101

banner100