Her eğitimli kadının Cumhuriyet'e borcu var

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi CHP Grup Sözcüsü Avukat Nilay Kökkılınç ile Türkiye’deki hukukun ve siyasetin özellikle kadın üzerindeki etkisini konuştuk. Kökkılınç, Türkan Saylan’ın “Her eğitimli kadının bu Cumhuriyet’e borcu var” sözünün kendisine ışık tuttuğunu söyledi

Her eğitimli kadının Cumhuriyet'e borcu var

Röportaj/ Didar DEMİRCİ

İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi sıralarından tanıdığımız, sakin ve sağduyulu kişiliğiyle dikkat çeken Cumhuriyet Halk Partili (CHP) Meclis Üyesi Avukat Nilay Kökkılınç’ı hem daha yakından tanımak hem de ülkemizdeki cinsiyet eşitsizliğini konuşmak için bir araya geldik. Kültür Park’ın keyifli atmosferinde buluştuğumuz Kökkılınç, İzmir’in yetiştirdiği önemli kadın siyasetçilerinden biri... Annesi İzmirli, Babası Eskişehirli olan Kökkılınç, 1965 İstanbul doğumlu. Kökkılınç, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nden mezun. Emekli olduğu 2011 yılından bu yana da bir yandan çeşitli sivil toplum kuruluşlarında görevler üstlenmiş bir yandan da CHP’de siyaset ile uğraşıyor. İzmir I. Bölge'de iki dönem üst üste milletvekili adayı olan Kökkılınç, yerel yönetimler alanında uzman bir hukukçu olması nedeniyle CHP Genel Merkezi'nce, Belediye Meclis Üyesi adayı olarak gösterildi. Meclis üyesi adaylığının kendi talebi olmadığını partisinin Genel Merkezi'nin verdiği bir görev olduğunu dile getiren Kökkılınç, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer’in başkanlığı sürecinde partisinin grup sözcülüğü görevini üstleniyor. Öte yandan Kökkılınç, 2019 yılında İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi Hukuk Komisyonu Grup Başkanı olarak da görev yaptı. Son 2 yıldır da Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Komisyonu Başkanı olarak görevini sürdürüyor. Bu kısa özgeçmiş bilgilendirmesinden sonra şimdi sizi Sayın Kökkılınç ile yaptığımız keyifli söyleşi ile baş başa bırakıyorum.

Avukatlık mesleğinin yanı sıra bir de siyasi titriniz var. Siyasette bir kadın olarak hedefleriniz nelerdir? Türkiye’de kadının siyasetteki yerini nasıl görüyorsunuz?

Türkan Saylan’ı hepimiz biliyoruz. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'ni kuran değerli bilge kişi! Onun çok güzel bir sözü var; “Her eğitimli kadının bu Cumhuriyete borcu var” der. Gerçekten çok anlamlı, çok değerli bir söz. Bizler de aynı yoldan devam ederek ülkemize birikimlerimiz çerçevesinde hizmet etmek istiyoruz. Bir kadın olarak Türkiye Cumhuriyeti’yle haklarını elde etmiş, seçme ve seçilme hakkını elde etmiş, medeni hakkını elde etmiş bir kadın olarak öncelikle bu borcumu yerine getirmek istiyorum. Dolayısıyla siyaseti seçmemdeki sebep, parlamentoda ülkeyi yöneten yasalar yazıldığı için, bu yasaların kurgulanmasında düzenlenmesinde katkı sunmak istememdir. Meclis'te 600 milletvekilimiz var. Bunların 103’ü kadın! İzmir Büyükşehir Belediye Meclisi'nde 176 meclis üyesi var. Bunların 29’u kadın! Türkiye’de milletvekili sayısal oranları bu noktadaysa, ne yazık ki kadınlar temsil noktasında hak ettikleri yerde değiller. Oysa kurucumuz Mustafa Kemal Atatürk, temsil noktasında kadınların dünyada ikinci sırada yer aldığı bir dönemde, Seçme ve Seçilme hakkını kadınlara tanıdı. Kadınlar, çok daha fazla oranlarla siyasi yaşamda ve karar alma mekanizmalarında yer alıyorlardı. Bugün baktığınızda ne yazık ki çok gerilerdeyiz. Aslında medeni yasada olsun, anayasada olsun, kadın ve erkeğin eşit haklara sahip olduğu yazar. Ama dünyada ve ülkemizde bu eşitlik fiilen gerçekleşmiyor. Bunun sosyo-ekonomik sebepleri var; ataerkil bir toplum yapısı olmamızın önemli bir rolü var; erkek egemen bir toplum anlayışı var; kadına toplumda biçilen roller var; kadına yönelik bir algı, erkeğe yönelik bir algı var. Öncelikle bunların aşılması gerekiyor. Kadınlar gerçekten çok büyük sorumluluklar üstlenmiş durumda! Dolayısıyla bu görevlerin rahatlatılmasıyla, kolaylaştırılmasıyla, paylaşılmasıyla erkekler tarafından kadınların önü daha çok açılır. Bir de kadın hakları üzerinden uluslararası sözleşmelerde şu noktadan yaklaşılır; İstanbul Sözleşmesi de dahildir bu konuya... Şunu söylüyor, kadın ve erkek eşittir tamam ama bu eşitlik, fiiliyata geçmiyorsa devletlere idarelere düşen bir görev daha vardır. Kadın ve erkeğin yaşamın içinde fiilen eşit olarak yer alabilmesi için gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Bugün eşit temsil yoksa; az önce bahsettik, belediyelerdeki ve meclislerdeki kadın erkek oranlarından bu eşit olarak gerçekleşmiyorsa yapılması gereken şey, siyasi partiler yasasında bir değişiklik yapmak. Eşit temsil, vatandaşa da olumlu yansıyacaktır. Çünkü nüfusumuzun yarısı kadın! Yaşamın her alanında kadınların, kendiliğinden üstlendikleri sorumluluklar eşitlikle paylaştırılarak; kadınların önlerindeki engeller, yasal düzenlemeyle kaldırılarak desteklemek gerekiyor. Kadınlara yardım değil destek olmak gerekiyor, zaten yardım sözcüğünü kabul etmiyoruz. Çünkü yaşam müşterek. Kadın ve erkek aynı şekilde dünyaya geliyorlar. Onlara biçilen rolleri toplum veriyor. Zekanın işlediği bir çağdayız, biyolojik farklılıklarımız olabilir ama haklar ve fırsatlar noktasında mutlaka eşit olmalıyız.

Bu zamana kadar ne gibi sosyal sorumluluk projelerinde yer aldınız? Bu projelere nasıl katkı sundunuz? Sizi etkileyen bir olay yaşadınız mı?

Meclis üyesi oluncaya kadar olan süreçte pek çok sivil toplum örgütünde üye olarak görev aldım. Engelli yurttaşlarımızla ilgili çalışmalar yapan bir dernekte başkan yardımcısı ve sekretaryasında görev yaptım. Sonra kadın haklarıyla ilgili çalışmalar yapan bazı derneklerde görev aldım. CHP’nin siyasi organlarında görev aldım. 2011 senesinde emekli olduktan sonra hem sivil toplum örgütleri içinde yer aldım hem de üyesi olduğum CHP içinde görevlerim oldu. İl Başkanlığı'nın Bilim Yönetim Kültür Platformu vardı; orada kadın çalışma grubunda görev yaptım. Parti okulumuzda Türkiye ölçeğinde eğitmenlik yaptım. Yine parti okulu içindeki projelere danışmanlık yaptım. CHP bünyesinde Uyuşturucu ve Uyarıcı Maddeyle Mücadele noktasında bir ekip kurulmuştu. O ekip içerisinde bir hukukçu olarak yer aldım. 7 ay boyunca Dikili’den Bergama’ya kadar İzmir’in her yerinde çalışma yaptım. O çalışmalarda bir çıkarımım olmuştu. Açıkçası buna kendim de şaşırmıştım! Bu çalışmalara başlamadan önce uyuşturucu ve uyarıcı madde konusunda çıkarılan yasaların çok doğru olduğu noktasında bir görüşüm vardı. Fakat alanda 7 ay boyunca çalışınca bu görüşüm değişti. Yasaların yetersiz olduğunu gördüm ve Avrupa’daki örnekleri inceledim! Bizdeki mücadele sistemi ve Avrupa’daki mücadele sistemini inceledim. Bizde bu konuda Emniyet Müdürlüğü'nün bilimsel yapılanması olduğunu fark ettim. Ama tıbbi noktada ilaçla tedavi süreci var idi. Bir de hukuk ayağında yani yaptırımlar noktasında daha çok uyuşturucu kullanan insanların topluma kazandırılmasına yönelik bir yasal düzenleme olması gerektiğini fark ettim. Burada daha çok itirafçı olmaya bağlı bir takıp teşvikler var. Ama yeterli değil. Hala vatandaşlar çok korkuyorlar, ürküyorlar. ‘Benim çocuğum ceza alır mı?’ diye çekinip korkuyorlar. O nedenle çocuğu için yardım da isteyemiyor veya bir şekilde tespit edilmişse kişi tedavi sürecindeyse örneğin Avrupa’da bununla mücadele köyleri oluşturmuşlar hiç ilaç kullanmadan çocukların bu illetten kurtulmasını sağlıyorlar hem de topluma kazandırıyorlar. Bu noktada bizim daha çok geride olduğumuzu fark ettim. Ayrıca o zaman şunu da fark etmiştim. Masa başında çalışmakla yeterli yasaları yapamayız. Mutlaka alanın içerisinden muhatap insanları dinleyerek, bizzat alandan gelen insanları dikkate alarak bu yasaları yapmamız gerektiğini gördüm. Bu da benim için çok önemli bir deneyimdi. Yani orta yaşa gelmiş bir hukukçu olarak çok çok değerli bir deneyimdi. Daha sonra parti genel merkezimize bu konuda mücadeleyle ilgili neler yapılması gerektiği konusunda bir bildirimde bulundum. Rapor sundum. Biz henüz iktidar olmadığımız için bu konu daha çok bizim parti programımızda ve seçim programlarımızda yerini aldı. Şu anda bundan daha öteye gidemiyor maalesef… Ama belediye çalışmalarında bununla ilgili komisyonlarımız var. O komisyonlarımızda daha çok çocukları topluma kazandırabilecek çalışmalar yapılabiliyor. Çünkü yerel yönetimler de önemli bir basamak. Bütün kenti spor merkezleriyle, spor alanlarıyla donatmamız gerekiyor; çocuklarımızı sosyal projelerle geliştirmemiz gerekiyor, hepsine ulaşmamız gerekiyor. Bu konuda İzmir Büyükşehir Belediyesinin yaptığı güzel çalışmalar var.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Komisyonu hakkında bilgi verir misiniz? Komisyon bu zamana kadar ne gibi işler yaptı?

İzmir Büyükşehir Belediyesinde kadın erkek eşitliği alanında çalışan bir komisyon vardı. Kadın Erkek Eşitliği Komisyonu ismiyle çalışmalarını yürütüyordu. Fakat biz göreve geldikten sonra geçmiş dönemde hizmet yapan arkadaşlarımızın, yaptıklarının üzerine neler ekleyebiliriz onu düşündük. Biraz araştırma yaptığımızda Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinin 5’inci maddesinde toplumsal cinsiyet eşitliğinin çalışıldığını gördük. Bu doğrultuda dedik ki, biz önce ismimizi değiştirelim ve evrensel değerlerle literatürle uyumlu olalım; kapsayıcı bir isim olsun! Birleşmiş Milletlerin Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri doğrultusunda bir çalışma yürütelim dedik. Ben meclis üyesi olmadan önce İngiltere de bir sivil toplum örgütünün düzenlediği organizasyona katılmıştım. Orada Londra Belediyesi'nin neler yaptığını görmüştüm. Hem merkezi iradeyle olan bağları hem uluslararası dayanışma… Bunları izlemiştik. Evrensel ortak dili konuşmak önemli, evrensel ortak dili yakalamak önemli. Dolayısıyla biz ismini değiştirelim dedik ve evrensel olsun istedik. İlk meclis kararımız isim değişikliğiydi. Daha sonrasında bu alanda yaptığımız çalışmaların fark edilmesi daha bir dikkate değer olması için bir logo oluşturalım dedik. Gökkuşağı renklerinden oluşan logoyla başladık. Önce kamu spotları yaptık. Kadın, erkek eşitliğine yönelik erkek ebeveynleri ortaya çıkardık. Daha çok toplumda erkek işi olarak algılanan konuların kadınlar tarafından istenirse ve fırsat verilirse yapılabileceğini göstermek istedik. Bu şekilde toplumsal algıyı etkilemeye yönelik çalışmalar yaptık. İlk çalışmamız buydu! Daha sonra toplumsal cinsiyet eşitliği alanında başta erkekler olmak üzere eğitimler verelim dedik. Taksicilere, otobüs şoförlerine, kurum personele bu konuda eğitimler verdik. Bu eğitimleri ilçelere taşıdık. İlçe belediyelerinden gelen taleplerle gerçekleştirdik. Yine eğitimler devam edecek. Eğitimlerle yaklaşık 15 bin kişiye ulaşmışız, bu bizi mutlu etti. Toplumsal Cinsiyet eşitliği ismini değiştirdikten sonra belediye meclisimizdeki erkek meclis üyelerimizin dikkatini çekti bu çalışmalar. Nedir bu toplumsal cinsiyet eşitliği noktasında olmuşlar ve bizim çalışmalarımıza katıldılar. Bu bile büyük bir adım. Bir merak uyandırmak. Çünkü toplumsal cinsiyet eşitliği, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinde şöyle tanımlanıyor; kadının güçlendirilmesi, ekonomik yaşamda bağımsız kılınması, kız çocuklarının güçlendirilmesi, kadın -erkek eşitliği, şiddetle mücadele, kadına dair ne varsa bu kriterlerin içinde var. Toplumsal Cinsiyet Eşitliği, toplumda kadına ve erkeğe biçilen rollerde eşitliğe varan çalışmalar yapmayı emrediyor. Bunu yaparken de kişinin kim olduğunun hiçbir önemi yok! Din, dil, ırk, cinsiyet gözetmeksizin kişiye eşit yaklaşımla hizmetlerin verilmesi noktasında karşılık buluyor. İnsan hakları konusunda herkese eşit mesafedeyiz. Kişinin kendini nasıl tarif ettiği önemli değil. Bizim için insan önemli.

Güvenilirliğimiz yönünden önemli

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Komisyonu'nun yanı sıra, Cumhurbaşkanlığı Kararıyla feshedilen İstanbul sözleşmesi hakkında da görüşlerini dile getiren Kökkılınç, “Her şeyden önce bir hukukçu olarak Uluslararası İstanbul Sözleşmesi'ne şu noktadan yaklaşıyorum: 2011’de imzaya açılmış bir Avrupa Konseyi sözleşmesi. Biz AB’ye adaylık süreci olan, Birleşmiş Milletler üyesi, uluslararası alanda ithalatı, ihracatı olan bir ülkeyiz. Dolayısıyla uluslararası sözleşmeler, o ülkelerin güvenilirliği yönünden çok önemli bir kriterdir” diye konuştu. Kökkılınç, söz konusu sözleşmeyi Türkiye olarak, İstanbul’da kendi misafirperverliğimizde imzaya açtığımızı hatırlatarak, sözleşmenin yürürlüğe girerek iç hukuk normumuz haline gelmesine değindi. Bu doğrultuda İstanbul Sözleşmesi gereğince 6284 sayılı yasanın çıktığına değinen Kökkılınç, “6284 sayılı yasa, aile içi şiddetle mücadele ile kadınların ve ailenin korunmasına dair. Ben buna kısaca ‘şiddetle mücadele yasası’ diyorum. Dayanağı aslında İstanbul Sözleşmesi” dedi. Öte yandan sözleşmenin feshedilmesiyle uluslararası bir ağdan çıktığımıza da dikkat çeken Kökkılınç, ülkenin itibarını zedeleyen bir karar olmasına değinerek, “Ülkenize yapılan yabancı yatırımlar önemlidir. Ne derler önce hukuki teminatlar önemli. Dolayısıyla Uluslararası İstanbul Sözleşmesi gerçekten hem ülkemizde yapılması sebebiyle hem kurucu unsur olmamız sebebiyle hem de Avrupa Konseyi'nin bir parçası olması sebebiyle ve de şiddetle mücadelede önemli bir dayanak olması sebebiyle çok önemli bir sözleşmeydi. Çıkılması bizim için de üzüntü verici oldu” dedi. Son olarak İstanbul Sözleşmesi hakkında şu ifadelere yer veren Kökkılınç, “Şiddete karşı önleyici ve koruyucu tedbirlerin uygulanması noktasında İstanbul Sözleşmesi önemliydi. Bizim gelenek ve göreneklerimize, aile hukukumuza zarar verdiği yönünde eleştirildi. Ama 10 yıldır varlığını sürdüren bir sözleşmede ne zarar gördük? Sadece 4’üncü maddesinde ‘cinsel yönelimi ne olursa olsun herkes eşittir’ diye bir ibare var. O, İnsan Hakları Sözleşmesi'nde de var. Keşke feshedilme kararının üzerinde biraz daha düşünülseydi. O nedenle çok doğru bulmuyorum” açıklamasını yaptı. Kökkılınç, şiddetle mücadele konusunda yerel yönetim ve merkezi hükümetin iş birliği yapması gerektiğini dile getirerek, yerel yönetimlerin konuya ilişkin daha fazla inisiyatif kullanma hakkının olması gerektiğini paylaştı.

Fermuar sistemi

Kadın ve erkeğin eşit oranda siyasette temsil edilmesi adına Fransa yerel meclislerinde uygulamada olan Fermuar Sistemi’nden bahseden Kökkılınç, “Bu sisteme göre bir kadın bir erkek gelecek şekilde seçime girmek gerekiyor. Öyle olduğunda yerel meclislerde yarı yarıya kadın ve erkek görme imkanı oluyor. Aynı şekilde parlamentoda da bugün çok farklı bir oran var. Parlamentoda da yarı yarıya kadın ve erkek temsili söz konusu olacak. Bunu Fransa gerçekleştirmiş, yerel meclislerinde bu kanuni düzenlemeyle eşitliği sağlamış” dedi. Kökkılınç, 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Gününde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun meclise sunduğu kanun teklifinde Fermuar Sistemine benzer bir seçim şeklini önerdiğini hatırlatarak, “Dileriz tüm partilerden destek görür; teklife, siyaset üstü yaklaşılır, tüm partilerin oy birliğiyle bu kanun çıkar” temennisinde bulundu. Kökkılıç, öte yandan bu teklifin hayata geçmesiyle kadına tanınan Seçme Seçilme Hakkının yanı sıra büyük bir gelişme daha olacağını kaydetti.

YORUM EKLE

banner97

banner96