Aynayı kırmanız gerçeği değiştirmez

Cengiz Toraman, “Kaçacak yeriniz yok ve frenleri patlamış bir kamyon son hızla üzerinize geliyor. Gözlerinizi kapatmanız kamyonun size çarpacağı gerçeğini değiştirmez. Siyasetle ilgilenmemek de biraz böyledir. Yani sizin siyasetle ilgilenmiyor oluşunuz siyasetin sizinle ilgilendiği gerçeğini değiştirmez” diyor.

Aynayı kırmanız gerçeği değiştirmez

Röportaj/ SİNAN KESKİN

Devekuşu Kabare'yi hatırlar mısınız? Haldun Taner'in öncülüğünde Ahmet Gülhan, Zeki Alasya ve Metin Akpınar tarafından 1967'de İstanbul'da kurulan tiyatro topluluğu. Toplumsal ve politik taşlamaya oyunlarıyla dikkar çeken ve kapalı gişe oynayan efsane bir topluluktu. 1978'de Haldun Taner ve Ahmet Gülhan'ın “sergilenen oyunlarda belli bir düzeyin altına düşüldüğünü” öne sürerek ekipten ayrılmalarıyla Zeki Alasya ve Metin Akpınar'ın öncülüğünde oyunlar sahnelemeye devam ettiler. Devekuşu Kabare'nin, Aşk Olsun, Beyoğlu Beyoğlu, Deliler, Dün Bugün, Reklamlar ve Yasaklar adlı oyunları önce ses kaydı, daha sonra video kaydı olarak yayınlandı. O dönemde görüntü ve ses kaydı yapılan Geceler oyunu ise, Sansür Kurulu tarafından fazla müstehcen bulundu ve tüm kayıtları imha edildi. Ülkemizde kabare tiyatrosunun öncüsü kabul edilen Haldun Taner, Devekuşu Kabare'nin dışında Bizim Tiyatro ve Tef Kabare Tiyatrosu’nun da kuruluşunda yer aldı. Kabare tiyatrosu şimdi Aziz Nesin Kabare ile yeniden ayatımıza girdi. Usta oyuncular Cengiz Toraman, Levent Üzümcü, Mehmet Küçükgünaydın ve Ali Hakan Beşen'den oluşan ve İzmir Halk Tiyatrosu bünyesinde kurulan Aziz Nesin Kabare izleyiciyle buluşmaya devam ediyor. Aziz Nesin Kabare, seyirciyi şaşırtan, düşündüren bir anlamda olaylara farklı bir penceren bakmaya çağıran metinlerle bir yolculuğa çıkarıyor.

Mehmet Küçükgünaydın, Mehmet Sayın ve Çetin Ok'un rol aldığı Maskeliler, Cezmi Baskın ve Nazlı Masatçı'nın rol aldığı Bir Picasso Lütfen oyunları ile dikkat çeken İzmir Halk Tiyatrosu'nun Genel Sanat Yönetmeni Cengiz Toraman ile İzmir Halk Tiyatrosu'nu, Aziz Nesin Kabare'yi, tiyatroculara uygulanan siyasal baskıları ve yeni projelerini konuştuk.

İzmir Halk Tiyatrosu ne zaman kuruldu?

İzmir Halk Tiyatrosu, yaklaşık 2 yıl önce kuruduldu. İzmir'deki alternatif ve muhalif tiyatroların geleneğini yüklenen bir tiyatroyuz.

Sizin İzmir Halk Tiyatrosu ile yolunuz nasıl kesişti? Hangi oyunları sahnelediniz?

Arkadaşlarımız tiyatroyu kurduklarında benden bir oyun yönetmemi istediler. Seve seve çalıştım ve tiyaromuzun ilk oyunu Maskeliler böyle çıktı. Çok başarılı bir prodüksiyon oldu. Maskeliler 30'a yakın temsil sayısına ulaştı. Bu İzmir için önemli bir rakam. Bu oyundan sonra arkadaşlarımız tiyatronun Genel Sanat Yönetmeni olmamı istediler. Kabul ettim ve yola koyulduk. Maskeliler'den sonra Bir Picasso Lütfen oyunumuz geldi. Cezmi Baskın ve Nazlı Masatçı ile çalıştık. Oyun seyirci tarafından çok sevildi fakat sekteye uğradı. Oyuncumuz Nazlı Masatçı tiyatro yaptığı için hapse girdi. Nazlı nihayet serbest kaldı ve oyunumuz yeniden sahneleyeceğiz. Cezmi abinin programı uygun olduğunda Bir Picasso Lütfen yeniden perde diyecek. Üçüncü oyunumuz Keloğlan adında bir çocuk oyunu oldu. Hemen ardından da Aziz Nesin Kabare geldi. Levent Üzümcü, Ali Hakan Beşen, Mehmet Küçükgünaydın ve ben oynuyoruz.

İzmir Halk Tiyatrosu'nun tiyatroya bakışı nedir? Sahnelediğiniz oyunlar felsefenizi yansıtıyor mu?

İzmir Halk Tiyatrosu, tiyatro adına seyirciyi tatmin edecek, yüksek nitelikli işler yaratırken cümlesi olan oyunlar sahnelemeye gayret ediyor. Repartuarımızı inceleyen herkes ne demek istediğimi anlayacaktır. Maskeliler Filistinli 3 kardeşin hikayesine odaklanan bir oyundu. Biliyorsunuz Ortadoğu dünya için kanayan bir yara. Biz de bunun bir parçasıyız. Filistin hem kendi gerçekliği açısından hem de ülkemizde yaşanan gerçeklikler açısından yeniden yeniden üzerinde düşünmemiz gereken bir konudur. Bir Picasso Lütfen de İkinci Dünya Savaşı'nda Nazi işgali altındaki Paris'te baskıya maruz kalan Picasso'nun aslında kendini, sanatını ve eserlerini savunmasını ele alan son derece ilginç bir oyun. Aziz Nesin Kabare ise Aziz Nesin'in metinlerinden yola çıkıp benim oyunlaştırdığım bir oyun. Bizim İzmir Halk Tiyatrosu olarak en temelde şöyle bir savımız var; seyircinin sanatsal olarak tatmin olduğu, haz duyduğu, teknik olarak yüksek düzeyde işler seyredebildiği ama cümlesini de es geçmeden, korkmadan, çekinmeden kurabilen bir tiyatro olmak.

En çok merak edilen konulardan biri de İzmir Halk Tiyatrosu'nun, bir süre önce KHK ile kapatılan Yenikapı Tiyatrosu'nu devamı olup olmadığı. Bu konuda ne söylemek istersiniz?

Aslında Yenikapı Tiyatrosu kısmen yarı profesyonel bir tiyatroydu. Yenikapı'nın kapatılmasından sonra arkadaşlarımız bir arayış içindeydi. İzmir Halk Tiyatrosu'nun tam anlamıyla Yenikapı Tiyatrosu'nun devamı olduğunu söyleyemem ama oradan belli bir geleneği taşıdığını söyleyebilirim. İzmir Halk Tiyatrosu'nun kendine ait yeni bir tiyatral felsefesi var. Yenikapı Tiyatrosu daha çok sokak oyunlarına yönelmiş bir yapıdaydı. İzmir Halk Tiyatrosu sahneleme teknikleri, oyunculuk, unsurlarının bir araya getirilmesi ve oyunların seyirciyle buluşması açısından daha profesyonel bir noktada.

Muhalif bir tiyatro olarak siyasal baskılara maruz kalıyor musunuz?

Aslında gözle görülür bir baskı yaşadığımız söylenemez. Ama bir baskı olduğu da gerçek. Oyuncuların bu biçimde siyasal yapılar tarafından tukaka ilan edilmesi yeni bir şey değil. Bu bizim bildiğimiz, biraz da alışık olduğumuz bir şey. Öte yandan alışkın olmamız bu durumun tuhaf olduğu gerçeğini değiştirmez. Sanatçılar dediğiniz insanlar bu toplumun sorumluluğunu omuzlarında hisseden, Atatürk'ün deyişiyle söylemek gerekirse; alnında ışığı ilk hisseden insanlardır. Siyasal yapılar, mevcut iktidar da olabilir başka siyasal yapılar da olabilir, sanatçıları çeşitli zamanlarda hedef haline getiriyor. Bizim buna top yenük itiraz etmemiz gerekiyor. Bizim muhattabımız siyasetçiler değil. Biz doğrudan insanların yaşadıklarıyla ilgileniriz. Bize bazen 'siz sanatınızı yapın, siyasetle ilgilenmeyin' derler. Aslında biz de siyasetle ilgilenmek istemiyoruz ama galiba siyaset bizimle çok ilgilendiği için insanlar bizim de siyasetle ilgilendiğimiz gibi bir sanıya kapılıyor. . Herkesin bildiği bir masal vardır, Pamuk Prenses. Orada kraliçe aynaya; 'ayna ayna söyle bana benden güzel var mı bu dünyada' diye sorar. Ayna ona 'senden güzel yok' dediği sürece kraliçe açısından bir sorun yoktur. Ama ne zamanki 'evet var kraliçem, Pamuk Prenses senden daha güzel' dediği anda kraliçe aynayı kırmaya kalkar. Aynayı kırmanız bu gerçeği değiştirmez. Eğer tiyatro hayatın aynasıysa size gerçekleri göstermekle yükümlüdür. Bazı tiyatrolar bu gerçeği doğrudan göstermemeyi seçebilirler. Siyasetle daha fazla ilgilendiğini düşündüğünüz tiyatrolara gitmeyiverirsiniz olur biter. Ama birilerinin hangi ölçüde siyasetle ilgileneceğine karar vermek kimsenin haddi değildir.

Kadronuzda bir dönem tutuklu olan Nazlı Masatçı ve siyasi iktidarın çok hazzetmediği Levent Üzümcü'nün bulunması nasıl karşılanıyor?

Maalesef siyaset çok kirlenmiş bir alan olduğu için, insanlar siyasetle ilgilenmeyi kirli ya da sıkıcı bir şeyle ilgilenmek olarak tarif ederler. Böyle düşünen dostlar varsa onlara kişisel olarak şöyle bir öneride bulunabilirim; kaçacak hiçbir yeriniz yok ve frenleri patlamış bir kamyon son hızla üzerinize geliyor. Bu noktada sizin gözlerinizi kapatmanız kamyonun size çarpacağı gerçeğini değiştirmez. Tyatrocular ayna olma görevlerini yerine getirdikleri için baskıya maruz kaldıklarından sanki politik figürlermiş gibi algılanıyor. Ama aslında öyle değil. Onlar sadece işlerini yaptıkları için, layıkıyla ayna oldukları için bir takım siyasi odakların tepkisini çekiyorlar. Tepki çekmeyen sanatçı arkadaşlarımın vay haline. Onların şapkayı önlerine koyup düşünmeleri lazım.

Tam sezonun ortasındayız ama yeni projeleriniz var mı?

Düşündüğümüz birkaç proje var. Fakat bu projelerin takvimi belli değil. Bu sene içinde belki bir oyun daha yapabiliriz. Kadın sorununa odaklanan bir oyun yapma isteğimiz var. Tüm toplumu olduğu gibi bizi de rahatsız eden şeyler var. Kadın cinayetleri çok önemli bir mesele, bunu tartışmamız, gündeme getirmemiz lazım. Üzerimize düşeni yapmak istiyoruz.

Biraz da sizden konuşalım. Geçmişte televizyondaki bazı projelerde de yer almıştınız. Yeniden televizyonda olacak mısınız?

Televizyon sizden sadece ona zaman ayırmanızı isteyen bir şey. Yapımcılar, tiyatro yapıyorsanız size pek sıcak bakmazlar. Aslında siz soruncaya kadar aklıma gelmemişti. Şu an yoğun olarak tiyatroyla ilgileniyorum. Oyun yazıyorum, yönetiyorum, oynuyorum... Yoğun bir takvimim var. O nedenle TV yapımcılarınn tercih edeceği bir noktada değilim.

Sinema konusunda ne düşünüyorsunuz?

Sinemaya her zaman açığım. Sinemada biraz müşkülpesentim. Çünkü takdir edersiniz ki televizyona yapılan işler hemen unutuluyor. Televizyon en nihayetinde reklam satan bir şirkettir. Ama sinema bir sanattır. Sanat olduğu için de kalıcı. O nedenle senaryo seçme özgürlüğümü kullanmak istiyorum. Bundan 40 yıl sonra kızım babasını izlediği zaman, 'baba çok güzel bir filmde oynamışsın' desin.

Televizyonda yapılan işler çabuk unutuluyor diyorsunuz ama sizin Samanyolu TV'de oynadığınız rol hiç unutulmadı.

Evet o iş çok tuttu. Halbuki 3 yıl rol aldığım ve 10 yıl önce biten bir dizi ama unutulmadı. Ülkemizde sanatçı olarak yaşamak çok kolay değil. Hayatta kalmak zor. Bizi ekranlarda, ışıltılı bir dünya içinde görünce nedense kredi kartı borcu olmayan, ev kirası ödemeyen, doktora gitmeyen, eve ekmek almayan insanlar olarak düşünüyorlar. Bizim hayatımızın diğer insanların hayatından farkı yok. Televizyon en temelinde oyuncuların borcunu harcını kapatmak için yer aldıkları bir mecra. Fakat bizim toplumumuzda televizyon fazla önemseniyor. Bizim gibi bir Akdeniz ülkesinde, Anadolu'da, sosyal ilişkilerin gelişmiş olduğu bir ülkede yaşayıp da gününü televizyon karşısında geçirmeyi anlamıyorum. TV seyredeceğine bir çay içeceğin dostun da mı yok demek lazım. Bana göre TV kumandasınn en iyi tuşu kapatma tuşudur. Seçerek seyretmek lazım. Evde başkalarıyla yaşadığımızı farketmemiz lazım. İnsanlar birbirinin yaşlandığını görmüyor. “Egemenler”, kimse artık onlar, bütün zamanımıza hakim olmak istiyorlar. TV bunun müthiş bir aracı. Gündüzümüz, işten güçten bizim değil zaten, ama artık gecelerimizi de verdik.

Siz hem oyun yazıyorsunuz hem beste yapıyorsunuz, sahnede şarkı söyleyip dans ediyorsunuz. Müzikal yapmayı düşündünüz mü ya da müzikal projeniz var mı?

Müzikal niyetim var. Şimdilik çok açık etmeyeyim ama bir Antik Yunan metnini alıp müzikal yapma niyetim var. Üzerinde çalışıyorum. Hatta yapabilirsem çok uluslu bir proje olarak düşünüyorum.

Aziz Nesin Kabare

Nitelikli kabare uzun zamandır yapılmıyordu. Bir kabare yapma niyetim vardı. Bir taraftan da Aziz Nesin metinlerinden bir oyun sahnelemek istiyordum. Neden ikisini birlikte yapmıyorum dedim. Bence Aziz Nesin metinlerinin daha farklı ele alınmaya ihtiyacı vardı. Pek bilinmedik hikayeleri alıp tiyatro gömleğine bürüyüp, şarkılı danslı, bazen şaşırtan bazen şoke eden, hiciv dolu, eleştirisini komikçe söyleyen bir metin çıktı ortaya.

Önemli bir deneyimdi

Yenikapı Tiyatrosu çok önemli bir deneyimdi. Keşke akamete uğratılmasaydı. Ama her yitiriliş yeni bir olanağın da önünü açıyor. Belki o devam etseydi biz bugün böyle bir yapıyı yaratma gereği

hissetmeyecektik.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner40