Anlatılan Selçuklu'nun hikâyesidir

Selçuk’un 8500 yıllık bir tarihi var ve Efes gibi çok görkemli dönemler yaşanmış bu tarih boyunca. Ama bundan ibaret değil. Bunun gölgesinde kalmaması gereken bir birikimi var Selçuk'un.

Anlatılan Selçuklu'nun hikâyesidir

Röportaj/ Baha OKAR/ Seferi Keçi

Selçuk’un en etkileyici mekanlarından biri Selçuk Efes Kent Belleği Merkezi. Buram buram tarih kokan kocaman bir taş bina. Eski bir tütün deposu, kitaplarda bulamayacağınız insan hikâyeleriyle oluşmuş bir tarihin ev sahibi olmuş şimdi... Selçuk’un nasıl bugünkü Selçuk olduğunu belki en iyi orada anlayacaksınız. Kent Belleği Merkezi 2012 yılında Selçuk Belediyesi tarafından açılmış.
Kent Belleği'nin kuruluşuna da emeği geçen Selçuk Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürü sosyolog Osman Gülmez’e ve yine Kültür Müdürlüğü’nde arkeolog olarak görev yapan Özgür Gökdemir ile Kent Belleği Merkezi’nin hikâyesini konuştuk.

Hangi ihtiyacın ürünüydü böyle bir merkezin kurulması, nasıl kuruldu?

Özgür Gökdemir: Selçuk Efes Kent Belleği Merkezi 2012 Eylül'ünde açıldı. İçerik çalışmaları ise daha eskiye, 2006 yılına dayanıyor. Şöyle bir ihtiyaçtan, üstelik de acil bir ihtiyaçtan doğdu; Biliyorsunuz, Selçuk nüfusunun önemli bir kısmını mübadeleyle gelenler oluşturuyor ve birinci nesil mübadilleri yavaş yavaş kaybediyoruz. Onların anılarını bir an önce kayıt altına almasaydık, belki bu tarih de onların anılarıyla birlikte yavaş yavaş silinecekti. Bu kaygıyla arama toplantıları düzenledi Selçuk Belediyesi. Bu toplantıları akademisyenler ve bu alanın uzmanlarıyla birlikte yürüttü. Kent Belleği ismi de bu süreçte Oktay Ekinci tarafından önerilmişti. Sonrasında Melek Göregenli’nin yaptığı çalışmayla aidiyet duygusu, hemşerilik kültürü ve bir arada yaşama üzerine alan araştırmalarına yoğunlaşıldı. Tüm bu süreçte sözlü tarih çalışmasının yanı sıra insanlardan fotoğraflar, kentin geçmişine dair simgesel objeler toparlandı. Ve nihayet, Kent Belleği böyle bir çalışmanın ürünü olarak ortaya çıktı.

Bu çalışmalardan çıkan sonucu özetler misiniz? 'Selçuk büyük ölçüde göçlerle oluşmuş' dediniz, bu göç nasıl bir seyir izlemiş?

Özgür Gökdemir: Çıkan sonuç şu: Aslında Selçuk’un yerlisi yok, herkes dışarıdan gelmiş. Bugünkü Selçuk nüfusunu oluşturan beş ana göç evresi var. İlki 1912-1923 arası göçler. Bu göçler Balkan harbinden hemen sonra başlamış, Girit’ten ve Balkanlardan gelen bir nüfus var. Yine aynı dönemde Yörükler gelmiş bölgeye. Daha sonra 1923-1934 arasında mübadele ile gelenler var. Bu ikinci evre. 1934-59 arası göçler var, yine dışarıdan gelen bir dalga bu ve daha çok Makedon göçmenleri Selçuk’a gelmiş. 1960-1990 arasında ekonomik sebepli iç göçler yaşanmış ve devamında, son olarak da 1990 sonrası.

Kent Belleği Merkezi'nde neler sergileniyor? Selçuk’un ve Selçuklunun oluşumunu nasıl aktarıyor bugüne?

Özgür Gökdemir: Çevredeki kent müzelerinden farklı bir yer burası. Biz buranın etnografik bir malzeme deposu olmasını istemedik. O yüzden aslında 19. yüzyılda herhangi bir Anadolu kasabasında bulunabilecek gelin sandığı, berber malzemeleri, sünnet yatağı gibi objelerin sergilenmesinden ibaret olmayan bir içerik kazandırmaya çalıştık. Kentte yaşanan önemli siyasi ya da toplumsal olayların, kent eşrafının yapıp ettiklerinin değil, bunlar da var tabii ama, esas olarak kentte yaşayan sıradan insanların bugüne dek taşıdıkları anılar üzerinden bir bellek oluşturmaya çalıştık. Kent Belleği’nin böyle şekillenmesinde o sürece danışmanlık yapan Orhan Silier’in katkısı büyük olmuştur.

Şöyle bir yapısı var Bellek’in; burası üç katlı bir bina. En alt katta Efes’in 8500 yıllık tarihine hızlı bir bakış atıyoruz kronolojik bir gelişim eşliğinde. Yine aynı katta, binanın tarihine ilişkin bir bölüm var. Bina tütün deposu olarak kullanılmış ve tütün ekimi bütün Ege bölgesinde olduğu gibi burada da ekonominin önemli bir unsuru. İnsanların tütüne dair çok anıları var. Onlardan bahsediyoruz.

İkinci katta “Yeni Efesliler Sergisi” dediğimiz, yaklaşık 200 kişiyle yapılan derinlemesine görüşme ve sözlü tarih çalışmalarıyla ortaya çıkmış hayat hikayelerinin fotoğraflar eşliğinde bir aktarımı var. Selçuk’un bugünkü nüfusunu ortaya çıkaran beş göç evresini burada takip edebiliyorsunuz. Melek Göregenli tarafından 1000 kişiye yakın Selçukluyla yapılan saha araştırmasının sonuçları da burada sergileniyor. Üçüncü katımız ise söyleşi, belgesel gösterimi ya da geçici sergiler gibi etkinlikler için kullanılıyor.

Hiç bilmeyen birisi Selçuk’a ilk ayak bastığında burayı gezse, nasıl bir Selçuk temsiliyle karşılaşır sizce? Nasıl duygular uyandırıyor burası?

Özgür Gökdemir: Kendimizden örnek vereyim mesela. İkimiz de Selçuklu değiliz ve Selçuk’a ilk yerleşip Belediye’de çalışmaya başladığımız dönem Kent Belleği’nin kurulduğu döneme denk gelir. Selçuk’u burası üzerinden tanıdık yani. Sevmemizi, bağlanmamızı sağlayan da bu Merkez olmuştur bir anlamda.

Selçuk’un 8500 yıllık bir tarihi var ve Efes gibi çok görkemli dönemler yaşanmış bu tarih boyunca. Ama bundan ibaret değil. Bunun gölgesinde kalmaması gereken bir birikimi var buranın aynı zamanda. Anadolu’nun yakın tarihiyle ilgili çok önemli hikâyeler var burada. Bunlar sizin ailenizin, geçmişinizin parçası olduğu kadar Türkiye tarihinin de bir kesiti aynı zamanda. Bugünkü Türkiye’yi anlamak için çok güzel ipuçları veriyor dolayısıyla. Burası bunu hissettiriyor, bir tarihin parçası olarak görüyorsunuz kendinizi. Bizim bu merkezi kurarken önümüzü açan da “anlatılan senin hikayendir” sözü olmuştu zaten.

Göçlerin sonucunda ortaya çıkmış bir yapı aynı zamanda bir çok renklilik yaratıyor. Ben bunu hissettim biraz. Bir de bu oluşumun mübadele gibi acı dolu bir noktadan başlamış olması gerçeği var, buranın atmosferine bir hüzün, bir vakar katan. Öte yandan da Selçuk’un yeni umutlara, yaşamı yeniden kurma uğraşına ev sahibi olması var tabii. Siz nasıl duygular gözlediniz ziyaretçilerde?

Osman Gülmez: Bu eski tütün deposunun kendi atmosferi, kendi değeri bile bir şey anlatıyor aslında. Sorduğun soruya kendi doğallığında cevap veriyor. Kapısını açıp bu binaya giren insanlar, daha ilk adımda yaşanmışlıklar hissediyor. Ahşabın kokusu, taşın hissettirdikleri var binanın kendisinde.

Binanın içinde dolaşmaya başladığında ise Selçuk’un çok farklı sosyokültürel gruplardan, etnik gruplardan, farklı kökenlerden gelen insanlardan oluşan bir kent olduğunu yaşıyor insan. Dünyanın en önemli müzelerinden birisi var burada, Efes Müzesi. Orada antik dönemi görüyorsunuz, iki üç bin yıl öncesinden bugüne kalanları izleyip o dönemi anlamaya çalışıyorsunuz. Burada ise farklı olarak bu tarihin son halkasını, kendinizin de parçası olduğu bir dönemi yaşıyorsunuz. Mübadeleyle gelen, göçlerle gelen insanların bir arada yaşamayı becerebilmelerine, kendi zenginliklerini koruyarak hemşeri olabilmelerine, bir kenti oluşturmalarına şahitlik ediyorsunuz. Aslında Selçuk’ta dolaşırken Çarşı içine çıktığınızda, demiryolunun üzerindeki sokaklarda yürüdüğünüzde insanlardan dinleyeceğiniz hikâyeler bunlar. Bu yüzden yaşayan bir tarih var burada.

Kent Belleği Merkezi, hemşehrilik bilincinin ve duygusunun çoğalmasında, kente aidiyet duygusunun gelişmesinde nasıl bir rolü oluyor? Buna dair gözlemleriniz var mı?

Osman Gülmez: Önceden insanlar gelen misafirlerini, akrabalarını Efes’e götürürlermiş. Efes onlar için her zaman kıymetli ve değerli bir yer olmuş haklı olarak. Siyah beyaz fotoğraflarda görüyoruz, hıdrellezi orada kutlarlarmış mesela. Bayramlarda güzel güzel giyinip taşların yanında çektirdikleri fotoğraflar var. Şimdi misafirlerini buraya da getiriyorlar. Bak burada bizim hikâyemiz anlatılıyor diye fotoğrafları gösteriyor, kendi geçmişlerini paylaşıyorlar. Hikâyelerinin bu şekilde sergilenmesi onları çok mutlu ediyor.

Şunu özellikle vurgulamak lazım yalnız. Bu sözlü tarih çalışmalarında gördük ki, insanların geçmişe dair hikâyelerinde zaten bu hemşerilik, kardeşlik var. Mesela Yörükler anlatıyor, “O dönemde biz Rumlarla kardeş gibiydik. Birbirimizin hastasına, cenazesine, düğününe giderdik, zor zamanında yanında olurduk” diye. Yani bu topraklarda birlikte yaşama kültürü aslında çok eski. Bellek zaten var olan bir şeyi sergiliyor aslında. Bunun gelişmesine bir katkısı var muhakkak ama bu katkı, bu duyguyu hatırlatmak, diri tutmak şeklinde gerçekleşiyor.

Osman Gülmez: Hemşerilik bilincinin oluşması yeni bir şey değil gerçekten. Sancılı ve acılı bir mübadele süreci var. Hiçbir göç zaten kolay değildir. Zorunlu ve zorlu süreçler. Dolayısıyla insanlar buraya geldiklerinde, kendinden önce benzer sıkıntılar yaşayarak gelmiş insanlar sahip çıkmış onlara. Kardeşlik bağı o zaman kurulmuş. Komşuluk kültürü o zaman oluşmuş. Birbirlerine bakmışlar, dayanışma içinde olmuşlar, dertlerini paylaşmışlar. O hemşerilik bilinci dediğimiz şey, gerçek manasıyla daha o zamanlar, kent kurulmadan başlamış. Bizim bu Merkez’de yaptığımız çalışmalarda gözlemlediğimiz, anladığımız şey bu oldu.

Yeni Efesliler Sergisinde insanlar kendi ailesinden birilerini, dedesini, nenesini görebiliyor, onun hatıralarını bulabiliyor. Hemen yanında da sokakta birlikte top oynadığı arkadaşının dedesinin de başka bir dönemde başka bir yerden geldiğini, başka köklere sahip olduğunu görüyor. Düğünü, derneği, yemek kültürü ya da gelenekleri farklı olan hemşerisinin, tıpkı kendi ataları gibi köklerinden kopup bir Selçuklu haline gelmesinin izini sürebiliyor. Yani Kent Belleği insanların gündelik hayatta çok farkına varmadan yaşadıkları şeyi biraz daha görünür kılıyor. Bu da insanları mutlu ediyor.

Güncelleme Tarihi: 09 Nisan 2020, 10:26
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER