banner112

İzmir'in iki farklı yüzü

İZMİR’İN BİRİ İLK BAKIŞTA GÖZE ÇARPAN, DİĞERİ YAKINDAN BAKMADAN GÖRÜLMEYEN İKİ AYRI YÜZÜ VAR

İzmir’in baktığınız yöne göre değişen iki ayrı yüzü olduğu dikkatinizi çekti mi? Pırıltısı ve görkemiyle hemen göze çarpan İzmir’in, pek de dikkati çekmeyen farklı bir yüzü de var.

Ege’nin incisi, Türkiye’nin göz bebeği İzmir’in seçkin iş ve ekonomi, eğitim, kültür, bilim, sanat, spor çevreleri, örnek alınacak amaçlar doğrultusunda faaliyet gösteren kurum ve kuruluşları ilgiyle izleniyor. Şehrin çok özel ve güzel insanlarının ortaya koyduğu önemli ve değerli eserler beğeniyle karşılanıyor.

Bu güzelliklerin yanı sıra, dünyanın her yerinde olduğu gibi burada da; kolay para kazanmak için her şeyin göze alınabildiği, insani değerlerin fazlaca önemli sayılmadığı, kendine özgü kuralların geçerli olduğu bambaşka bir dünyanın da var olduğunu inkar edemiyoruz.

İzmir’de geçmişte yaşamış ve halen yaşamakta olan insanların hayatları aslında çok da değişikliğe uğramadan devam edip bugünlere kadar gelmiştir.

Bilinen tarihi 5000 yıldan daha eskilere giden, son buluntulara göre ise en az 8500 yıl öncesine, neolitik çağa uzanan İzmir’in Smyrna olduğu zamanlarda, hatta daha da öncesinde günümüzdeki yaşam tarzını çağrıştıracak unsurlar kendini göstermekteydi. Her çağın uygarlık merkezinde, denizinin, verimli topraklarının, yumuşak ikliminin gelişmeye en elverişli olanaklarla donattığı Smyrna’da yaşayanlar hayatın zevklerini tatmayı, sefasını sürmeyi de iyi bilirlerdi. Arkeologların ortaya çıkardığı pek çok buluntu, kadim İzmirlilerin gayet keyif ehli olduğunu ortaya koymaktadır.

İzmir’in ticaret yolları üstündeki konumunu iyi değerlendirerek her çağda zenginliğin getirdiği ayrıcalıklara sahip olabilen varlıklı kişiler, kazandıkları parayı zevk ü sefa alemlerinde harcayarak güç gösterisi yapmaktan fazlasıyla hoşlanırlardı. Onların paralarını almanın yolunu bilen “girişimci ruhlu” bazı insanlar da bu şehri hiçbir zaman eğlence mekanlarından yoksun bırakmamışlardır.

Sadece bugün değil, antik dönemlerde de İzmir’de ve tabii ki bölgenin en güçlü şehri olan Efes’te kumar, gece alemleri, devrine göre bilinen türlerde, bugün yasaklı madde olarak isimlendirdiğimiz bağımlılık yapıcı envai çeşit zararlı malları müptelasına sunan mekanlar eksik olmamıştır.

BU GÜNÜN TEMELLERİ 100 YIL ÖNCE ATILDI

İzmir’in 5000 yıldan uzun süren tarihi boyunca eğlence hayatına değil, sadece son 100 yılında gayrimeşru alem diye adlandırılan ortamlarda yaşanmış olanlara bakarak günümüzde olup bitenleri anlamaya çalışmaktayız.

Tarih sahnesinde yüzyıllar geride kalır, yıllar biner biner değişirken kadim Smyrna şehrinde yaşayan insanların kökenleri, ırkları, dinleri, dilleri değişti ama yaşayışları pek de fazla değişmedi. Bu şehir her çağda tüm diğer özelliklerinin yanı sıra ve aynı zamanda eğlence mekanları merkezi oldu.

Meyhane, birahane, bar, pavyon, müzikhol ve daha türlü çeşitli eğlence mekanı geçmişte olduğu gibi bugün de İzmir’in sosyal hayatının parçası olmaya devam etmektedir. Bu tarzdaki yerlerin yaşamasına elverişli olan ortam geliştikçe, müdavimi arttıkça getirisi de artar. İşin hacmi genişledikçe bu olguya gece alemi, gayrimeşru alem gibi adlar verilmeye başlanır.

Bu yerler pek çok semtin oluşumunda ve gelişiminde de rol oynadı. Son yüzyılda eğlencenin merkezi, ilk adımda Basmane’den, Tepecik’ten Alsancak semtine kaydı. Önceleri şehrin göbeğinde kalan Basmane, Çankaya gibi semtlerde yoğunlaşan bu mekanlardan bir çoğu daha sonra Yeşillik Caddesi gibi iş merkezlerinin yoğun olduğu yerlere yayıldı. Mobilya atölyeleri ve mağazalarının aralarında bulabildikleri boş işyerlerine sokulan içkili mekanlar, cadde boyunca sağlı sollu sıralandı.

Kendine yeni yerler arayan eğlence mekanları daha sonra şehrin dışlarına, eskiden tarla, köy yolu olan yerlerin kıyılarına, Menemen, Aliağa Narlıdere, Menderes gibi kenar köşe yerlere kadar uzandı.

İçkili mekanlar her zaman pek masum ortamlar da sayılmazlar hani. Çoğu zaman gayrimeşru alemin bir parçasıdırlar. En azından bu dünyaya açılan yolun ilk adımında yer alırlar. Bu işlerden geçimini sağlayan, yüzlerce, binlerce insan bu büyük çarkın dişlileri arasına kapılıp giderek hem bir dilim ekmek yer, hem de yenilip içilen, tüketilen kendileri olur.

Bu yerlerin çoğunda yasal düzenlemelere uyulmakla birlikte, servis hizmetlerinde kadınların da çalıştırılması oldukça yaygındır. En masum haliyle olsa ve sadece görsellik sağlamaktan ileri geçmese de kadın cazibesinden yararlanmanın işin içine girdiği herkesçe bilinmektedir. Buralarda alkol tüketimi yasal sınırlar içinde tutulsa dahi madde kullanımı tehlikesinin her zaman söz konusu olduğu göz ardı edilemez. Kaldı ki bu yerlerde yapılan ticaretin ne boyutlara kadar gidebildiği mekanına göre değişiklik gösterir. Aslında hem mekanlar, hem de mekanların müdavimleri bu gerçeklerin elbette farkındadırlar.

Sistemin çarkına kapılanlar dişlinin parçası olarak görevlerini yapmaya devam ederken mekan sahipleri de kendi düzenlerini korumak amacıyla çarkın dönmesini, aksamamasını isterler. Bu gidişatı bozacak her türlü dış müdahaleye de çeşidine göre karşı durmak için gerekli tedbirleri alırlar. Eğer bu kanuni bir engelse, uyuşma, uyum sağlama yoluyla olayı geçiştirmenin çarelerine bakılır. Müdahale zorluysa gerim adım atma yolu seçilir.

Söz konusu müdahale, ele geçirmek amacıyla dönen çarka çomak sokmaya çalışan bir hevesliden geliyorsa en şiddetli önlemlerle saldırgana geri adım attırılır. Tehdit unsuru olan kişi geri adım atmamakta direnirse kesin olarak ortadan kaldırılmaya çalışılır. Rakipler eşit derecede güçlüyse bu noktada testiler birbirine çarpar. Kimi kırılır, kimi çatlar.



ZAYIF DÜŞEN SİLİNİP GİDER

Gayrimeşru alemin sağladığı gücün, nüfuzun, bol paranın çekiciliğine kapılan pek çok yeni hevesli bu türden maceralara girişmeye can atarken zayıf düşen taraf da ortadan kaybolmaya mahkumdur. Birçokları gözünü budaktan sakınmayarak bu tehlikeli hayata adım atar. Kendine yer edinmek için vurur, kırar, can yakar, kan akıtır.

İzmir’in günümüzdeki eğlence, zevk ü sefa düzeninin temelleri yaklaşık olarak yüz yıl önce atıldı. Bu günkü sistemin temelleri o günlerde kurulmuştu. Zaman içinde pek çok şey değişmiş olsa da ana sistem aynı kaldı. Temel kurallar geçerliliğini korudu. O günden bu güne değişmeden aynen kalan pek çok şey de oldu. Eğlence hayatına damgasını vuran, bu alemde söz sahibi olan girişimci ailelerden bazıları yerlerini korumaya devam etti. Bu aileler konumları için savaş vermeleri ve ağır bedeller ödemeleri gerekse de düzenlerini ellerinde tutmayı başardılar.

Kimileri pozisyonlarını geliştirip daha etkili konumlara gelirken, pastadan aldıkları payları da arttı. Kimileri de tabiidir ki iddialarını sürdüremediler. İddiasını kaybedenler zamanla etkisiz kaldılar ve ortadan kayboldular. Yeterince gücü olmayan, ya da girdikleri mücadeleleri kaybeden taraf olan aileler; yeniden ayağa kalkmalarını sağlayacak dayanakları, para ve insan kaynakları, dolayısıyla savunma güçleri yoksa gayrimeşru alemden tamamen silinip gittiler.

Kendine özgü kuralları olan bu dünyada geçerli olan ve “yiğit namıyla bilinir” diye ifade ettikleri anlayışa göre bu alemde herkesin bir lakabı olurdu. Çoğu zaman bu insanların kendi ismi unutulur, çevrelerinde tanındıkları kendilerine özgü unvanla çağrılırlardı. İzmir’in son yüzyılına ise namlı kabadayılar damgalarını vurmuş, isimleri kendi zamanlarında pek çok yüreğe ürküntü vermişti. Aileleri hala varlığını koruduğu için adlarını anmaktan kaçınacağımız bu eski zaman kabadayılarının, gayrimeşru faaliyetleri bir yana yine de kendilerine göre farklı bir ahlak anlayışları ve bazı prensipleri bulunurdu.

Bunların arasında kumarcılıkla, yani gizli saklı, yasa dışı kumar oynatmakla uğraşanların kendilerine tahsis edilmiş özel günleri olurdu. Gün tahsisi kararları, mekan sahiplerinin aralarında anlaşması yoluyla alınırdı. Ancak doğada da geçerli olan kuvvet kanunları gereği en güçlü olan aile aslan payını kimseye kaptırmaz, kumarla uğraşanların aşina olduğu tabirle parsayı toplardı. Yani getirisi en fazla olan günleri güçlü aileler kendilerine ayırırdı. Genellikle ortada daha fazla paranın döndüğü cumartesiler, en çok istenen oyun günleri olurdu. Bu günü almak için vuranlar, vurulanlar olmuştur. Kumar günü için kan döküldüğü, can verildiği görülmemiş şeylerden değildir. İzmir’in en iddialı ailelerinden birinin gözünü budaktan sakınmayan genç reisi böyle bir çekişmenin kurbanı olarak silahlı çatışmada hem kendi vurulup can vermiş, hem de adamları ona kıyan rakibinin vücudunu oracıkta ortadan kaldırıvermişlerdi.

Son derece netameli olan ve en az kumar ve alkol kadar ocaklar söndüren, ev bark yıkan, aile dağıtan borç para kullandırma (tefecilik), alacak verecek tahsilat işlerine ise geçmişte olduğu gibi bugün de bulaşan fena halde yanmakta, bir kere dokunan bin kere pişman olmaya devam etmektedir.

BUNLAR NE BİR MASAL NE DE ÖYKÜ

Bütün bunlar ne bir masal, ne de bir öyküdür. Aslında sadece, bir dönem bu topraklar üstünde yaşayanların hayatından seçilmiş bir kesittir. Tarih sahnesinde kılıktan kılığa girip en sonunda günümüzdeki rolüne bürünen o heybetli aktörün, kadim şehir İzmir’in hikayesinin bir kısmıdır.

Zaman değişse, insanlar ve onlara hizmet veren mekanlar gelip geçse, yerlerini yenileri alsa da insan ilişkilerindeki kurallar hiç değişmiyor. Küçük farklılıklarla her çağda aynı kalmaya devam ediyor. Günlük hayatın yükünü üstünden atmak, biraz açılıp havasını değiştirmek isteyenlerin, eğlence dünyasının parlayan çehresine kapılmadan, görünmeyen çarkın dişlilerine yakalanmadan bu işi başarabilmeleri için epeyce dikkatli olmalarında her zaman fayda bulunuyor.

YORUM EKLE

banner101

banner100