Türkiye'yi derinden sarsan ve asrın felaketi olarak tarihe geçen 6 Şubat Kahramanmaraş depremleri, yüz binlerce insanın hayatında onarılması güç yaralar açtı. O büyük yıkımın tam ortasında kalan isimlerden biri de yıllarını gastronomiye adamış olan kırk altı yaşındaki depremzede şef Gökçe Eker'di. Afetten tam on yıl önce büyük umutlarla açtığı ve kentin gastronomi kültürüne önemli katkılar sunan gözde restoranı, o karanlık gecede saniyeler içinde yerle bir oldu. Enkaz altında sadece yılların emeği ve iş yeri değil, aynı zamanda canından çok sevdiği on sekiz yakını da kalmıştı. Yaşadığı tarifsiz acıların ardından bir süre daha doğup büyüdüğü topraklarda kalarak yaraları sarmaya çalışan Gökçe Eker, hayatın zorunlulukları karşısında mecburi bir karar alarak İstanbul'da tıp fakültesinde eğitim gören kızının yanına yerleşti. Ancak içindeki mutfak aşkı ve üretme tutkusu onu hiçbir zaman bırakmadı. Bir meslektaşının Ege'nin incisi İzmir'den açtığı sürpriz bir telefon, acılarla yoğrulan bu yetenekli şefin hayatında yepyeni ve umut dolu bir sayfanın açılmasına vesile oldu.

Beklentileri aşan ilgi lobiye kadar taştı
İstanbul'daki yeni yaşamına alışmaya çalışırken aldığı bu teklifle rotasını Ege'ye çeviren başarılı şef, kentin önde gelen otellerinden birinde on bir ayın sultanına yakışır bir projeye imza attı. UNESCO tarafından tescillenmiş eşsiz Hatay mutfağı zenginliğini batıya taşıyan Eker, otelin özel olarak hazırlanan iftar menüsü konseptinin başına geçti. Geleneksel tarifleri aslına sadık kalarak hazırlayan şef, yaşadığı o coşkulu süreci şu sözlerle anlattı: "Bizler yemeğin ve lezzetin tam kalbinde, o bereketli topraklarda doğuyoruz. Bu inanılmaz bir avantaj ama ne yazık ki hayat o güzel şehrimizi kaybettikten sonra bizleri dört bir yana savurdu. İzmir'deki serüvenimize başlarken aslında çok mütevazı hedeflerimiz vardı. Günde belki otuz kırk kişiye özel bir sunum yaparız diye düşünmüştük. Ancak Egelilerin o sıcak ilgisi karşısında çok şükür hazırladığımız sofralar otelin lobisine kadar taştı." Ev yapımı tuzlulardan şerbetli tatlılara, özel çekim biber salçalarından coğrafi işaretli künefeye kadar Antakya sokaklarında bile zor bulunacak kusursuz bir ziyafeti İzmirlilere sunduklarını belirten Eker, bu yoğun ilginin kendisine yaşama sevinci aşıladığını ifade etti.
Memleket esnafına can suyu olan ramazan dayanışması
Bu anlamlı buluşmanın arkasındaki tek amaç sadece lezzetli yemekler sunmak değil, aynı zamanda memleketteki üreticiye nefes olabilmekti. Projenin mimarlarından olan otelin mutfak şefi Murat Yıldız, depremin hemen ardından Gökçe şef ile yollarının kesiştiğini ve en büyük hedeflerinin bölgedeki insanlara ekonomik bir destek sağlamak olduğunu vurguladı. Hataylı kadın üreticilerin ellerinden çıkan doğal ürünleri otele getirterek adeta küçük çaplı bir yöresel lezzetler festivali yarattıklarını söyleyen Yıldız, "Bu yıl üst üste üçüncü senemiz ve aldığımız tepkiler muazzam. Her seferinde misafirlerimiz masadan büyük bir mutlulukla ayrılıyor. Biz aslında sadece yemekleri değil, o güzelim kadim şehri buraya getirmeye çalıştık" dedi. Özellikle maneviyatın tavan yaptığı ramazan ayı boyunca kullanılan tüm ana malzemelerin ve baharatların doğrudan Hatay'daki yerel esnaftan satın alınması, deprem bölgesindeki ticari hayatın yeniden canlanması adına çok kıymetli bir dayanışma köprüsü oluşturuyor.

Egeliler unutulmaz tatlarla hasret gideriyor
Otelin restoranını dolduran misafirlerin memnuniyeti ise bu anlamlı projenin ne kadar doğru bir noktaya temas ettiğini kanıtlıyor. Ailesi ve dostlarıyla birlikte orucunu açmak için mekana gelen doğma büyüme İzmirli Burhan Kesebir, yıllar önce ticaret amacıyla gittiği medeniyetler beşiği şehirde yediği yemeklerin damağında bıraktığı o eşsiz tadı asla unutamadığını dile getirdi. Ege'nin kalbinde, üstelik asıl ustasının ellerinden çıkan otantik bir sofra kurulduğunu duyar duymaz hiç düşünmeden rezervasyon yaptırdıklarını belirten Kesebir, "Burada gerçek bir Hatay sofrası kurulduğunu duymak beni inanılmaz heyecanlandırdı. Şimdi o eski güzel günlerdeki gibi, dostlarımla birlikte bu eşsiz lezzetleri tadarak iftar yapmayı sabırsızlıkla bekliyorum" sözleriyle, yemeğin sadece doyurucu bir eylem değil, aynı zamanda anıları tazeleyen kültürel bir bağ olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.




