..Ve Tanrı insanı yarattı.



Sakarya'nın Sapanca ilçesinde ayakları ve kuyruğu kesik halde bulunan yavru köpek kurtulamadı.
Görüntüler insanın yüreğini dağlıyor.
Özellikle sosyal medyada büyük tepki var.
Kim bu vahşeti yapan?
Hangi sapık ruhlu cani?
Bir toplum böyle bir insanı nasıl yetiştirebilir?
Yoksa, dedikleri gibi bu talihsiz yavruyu bir iş makinesi mi biçti?
Hiç umudum yok ama dilerim soruşturma sonunda gerçeği öğreniriz.
Aslında Sapanca'daki ayakları kesilen bu yavru köpeğin başına gelenler hemen her gün ülkenin çok yerinde yaşanıyor.
İşkenceler, tecavüzler, dayaklar, ağaca asmalar.
Neden?
İnsan olarak bu hakkı nereden buluyoruz?
Kutsal kitaplardaki “Sizi diğer canlılardan üstün kıldık” sözünden mi?
Bu sözden yola çıkarak, “Bitkilerin, hayvanların ve tüm evrenin bize hizmet etmek için var olduğunu ve üzerlerinde hiçbir sınır tanımayan bir hakka sahip olduğumuzu savunan, yüzyıllar öncesinden gelen bir ön yargının yansıması”ndan mı?
Gerçekten... Neden?

Biliyor musunuz?
Eskiden hayvan mahkemeleri vardı..
Hayvanlar tıpkı insan gibi yargıç karşısına çıkarılıyor, haklarında hüküm veriliyordu.
Cezalar çeşitliydi.
Kırbaç da vardı, ölüm de.
Hücre hapsi de, sürgün de.
Kimi asılıyordu.
Kimi elektrik verilerek öldürülüyordu.
Hem de çok uzak değil.
Yakın geçmişte, yaşadığımız bu dünyada.



Tarih 1875'di.
Topsy isimli fil Forepaugh sirki tarafından Tayland'tan Amerika'ya getirilmişti..
Yaptığı şovlarla izleyenleri etkiliyordu..
Ancak bir sorunu vardı.
Üç bakıcısını öldürmüştü.
Son bakıcısı kendisine yanan bir sigara yedirmek istemişti.
Bağlanıp Coney Adası'ndaki hayvanat bahçesine gönderildi.
Dosyaya bakan mahkeme ölüm kararı verdi.
O zamanlar elektrikli sandalye ile idam yeni başlamıştı.
3 tonluk hayvanı iki elektrik direği arasında binlerce voltajlık bir akımla yaka yaka öldürdüler.
İnfazı yapan cellat kimdi biliyor musunuz?.
Edison.
(Topsy'nin idam görüntüleri: https://www.youtube.com/watch?v=NoKi4coyFw0&has_verified=1)



Tarih 13 Eylül 1916 idi..
Amerika'nın Tennesse eyaletine bağlı Erwin kasabasında Spark sirkinde gösteri yapan Mary isimli fil, kendisini kızdıran bakıcısına saldırarak öldürmüştü..
Hemen tutuklandı..
Cinayet suçundan yargılandı..
Mahkeme ölüm cezası verdi..
Dev bir vinçle asarak idam etmeye çalıştılar..
İlk denemede vincin zinciri koptu..
Yere düşen Mary'nin ayakları ve kalçası kırıldı..
İkinci denemede zincirleri güçlendirdiler ve infazı başardılar..
İzleyenler filin asılmasını dakikalarca alkışladı..



İnsanlık tarihinde tıpkı insan gibi mahkemeye çıkarılıp, cezalandırılan çok hayvan var.
1314 yılında Fransa’da bir köy meydanında etrafa saldıran bir boğa, yakalandıktan sonra aynı yerde asılarak idam edildi..
1474’te Basel’de yumurtlaması anormal bulunan bir tavuk yakılarak öldürüldü..
1494’te Cecile adında 4 yaşında bir domuz, bir bebeğin ölümüne neden olmakla suçlandı. Hayvan mahkemesine çıkartılan Cecile, yargılandıktan sonra idam edildi.
1712’de Fransa’da mahkeme konseyine saldıran ve üyelerden birini ısıran köpek, bir yıl boyunca zincirlere vurularak hapsedildi.
1864 yılında Hırvatistan’ın Pleternica bölgesinde küçük bir kızın kulağını ısıran bir domuz yargılandı ve idam edildi.
Aynı yıl bir adamı sokan arının kovanı yakılarak cezalandırıldı.
Bunlar gibi örnekler o kadar çok ki.



17'nci yüzyılın başlarıydı..
İstanbul'da maymun besleyenler çoğalmıştı..
Özellikle gemiciler "gemi maymunu" yetiştiriyordu..
Bu maymunlar yelken direklerinin tepesine tırmanarak korsan gözcülüğü yapıyordu..
Galata'da iki köprü başı arasında gemicilerin tüm ihtiyaçlarının satıldığı dükkanlar vardı..
Sokollu Mehmet Paşa Camii (Azapkapısı Camii) civarında da bir sıra maymuncu dükkanı bulunuyordu..
Bu dükkanlarda çok iyi eğitimli gemi maymunu satılıyordu..
Padişah 3. Murat'ın hocası Rumeli Kazaskeri Molla Abdülkerim Efendi, hayvanları sevmeyen biriydi..
Birgün "Kadınlar maymunları fuhuş aracı yaparlar." diye bir vaaz verdi..
Ardından arkasına yüzlerce insanı toplayıp Galata'daki maymun dükkanlarını bastı..
Tüm maymunlar toplandı..
Halkın gözü önünde ağaçlara asılıp idam edildi.



Yıl 1910'du. Aylardan Haziran.
Sultan 2. Abdülhamit devrilmişti.
İttihat ve Terakki dönemiydi.
Talat Paşa Dahiliye Nazırı'ydı.
Hükümetin emriyle İstanbul Belediye Başkanı Suphi Efendi, kentteki tüm köpeklerin toplanıp Hayırsız Ada'ya bırakılmasına karar verdi.
İstanbul sokak sokak arandı. Köpekler dev kerpetenlerle tek tek yakalandı.
Teknelerle Hayırsız Ada'ya bırakıldılar.
Sayıları 80 bin kadardı.
Hayırsız Ada sert kayalıklı.
Üzerinde tek bir ağaç yetişmemişti. Yiyecek ve tatlı su da yoktu.
Hayvansever vatandaşların kayıklarla yetirdiği mamalar yetmiyordu.
Köpekler birbirlerini yediler.
Feryatları geceleri İstanbul'a kadar ulaşıyordu..
80 bin köpek kısa sürede yok oldu.
Acılar içinde öldüler. Adanın etrafı aylarca leş koktu.
Bu dünya tarihinin en büyük köpek katliamıydı.



İki yıl önce Hindistan’ın Mumbai kentinde makak cinsi bir maymun yakalanmıştı.
Suçu yiyecek çalmaktı.
Halk şikayet edince, görevliler gelip maymunu domuz bağı ile bağlamıştı.
Hayvan yerde acı içinde kıvranırken, çoğunluk sevinç çığlıkları atmıştı.
Bu vahşet sadece Hindistan'da değil dünyada da tepkiyle karşılanmıştı.
Sorumlular ceza almadı.



Nobel Edebiyat Ödüllü Alman yazar William Ralph Inge der ki;
“Tüm hayvanları kendimize köle kıldık.. Eğer hayvanların dini olsaydı, şüphesiz şeytanı insan şeklinde hayal ederdi.”
Kızılderili reisi Seattle şu sözleri ne kadar doğru.
“Hayvanlar olmadan insanlar nedir ki? Eğer bütün hayvanlar kaybolup giderse insanoğlu büyük bir ruh yalnızlığı içinde ölecektir. Hayvanlara ne olduysa insanlara da aynısı olur. Her şey birbirine bağlıdır. Yerkürenin başına gelen, yerkürenin çocuklarının da başına gelecektir.
Her şey aynı nefesten alır: Hayvanlar, insanlar, ağaçlar... Hayvanlar olmazsa insanlar ne yapar? Tüm hayvanlar gitse insanların ruhu büyük bir yalnızlığa boğulur; insanlar yalnızlıktan ölür."


İnsan denen yaşam türü içindeki şeytanı öldürmeden dünyaya huzur yok.
Hayvanları öldürmeyin.
İçinizdeki şeytanı öldürün.