Savaştan kaçtılar yoksulluktan kaçamadılar

İzmir'in Torbalı ilçesinde kurdukları çadırlarda yaşam mücadelesi veren Suriyeliler, zor şartlarda hayata tutunmaya çalışıyor. Temel ihtiyaçlarının çoğunu karşılayamayan mülteciler, geçimlerini tarlalarda mevsimlik işçi olarak sağlamaya çalışıyorlar

Savaştan kaçtılar yoksulluktan kaçamadılar

Hazırlayan/ Gökçe ADAR

Yaşantıları oldukça kötü. Tek bir kişi bir günde 30-35 TL kazanabiliyor. Çoğunun 7-9 çocuğu var. Tuvaletleri yok. Bir çukur kazarak, etrafını battaniyeler ile çevirirken, çocuklarını çadır önlerinde kazanlarda kaynattıkları sularla yıkıyorlar

Suriye’deki savaşın ardından Türkiye’ye göç etmek zorunda kalan mülteciler, İzmir Torbalı'da çadırlarda yaşam mücadelesi veriyor. Mülteciler, düşük ücretler ile sigortasız çalıştırılıyor.

Kışın tarlalardan pırasa toplayan Suriyeli mülteciler, yeterli ücret alamadıkları için çadırlarda çocukları ile birlikte aç ve susuz hayatta kalmaya çalışıyor. Mülteciler, kış aylarında, çevreden topladıkları çalı çırpıyı yakarak soğuktan korunuyor. Bölgede özellikle bebek ve çocuklarda solunum hastalıkları, zatürre görülüyor. Kronik hastalıkları bulunan mülteciler ise ilaç sorunu yaşıyor. Bölgede yaklaşık 20 adet çadır mevcut. Bir çadırda kalanların sayısı ise 10-15 mülteciyi buluyor. Çadırlarda yaşayan mültecilerden 40 yaşındaki Yunus Abdullah, mültecilerin çadırlarda hem maddi hem de manevi sıkıntılar yaşadıklarını söyledi. Abdullah, mesleğinin sınıf öğretmenliği olduğunu ifade ederek, Türkiye'de mevsimlik işçilik yaptığını dile getirdi.

'Zor bir hayatımız var'

Zor bir hayatlarının olduğunun altını çizen Abdullah, “Beş yıldan beri Türkiye'deyiz. Biz, çadırlarda kalan en eski ailelerdeniz. Aramıza yeni katılanlar da var. Haseki, Halep, Derizör'den çok gelen var. Memleketimizde hepimizin ayrı meslekleri vardı. Ben Suriye'de öğretmenlik yapıyorken burada mevsimlik işçilikten para kazanıyorum. Yaşantımız gerçekten çok kötü. Burada, 2 kişi 60-65 TL kazanıyor, yani tek bir kişi 30-35 TL alıyor. Bu da bizim ihtiyaçlarımızı karşılamamıza yetmiyor. Biz, yevmiyelerin arttırılması gerektiğini söylüyoruz ancak olmuyor. Daha güzel bir yaşamımızın olmasını istiyoruz. Tuvaletimiz yok. Bir çukur kazarak, etrafını battaniyeler ile çevirdik. Banyo yapabileceğimiz bir alan da yok. Çocuklarımızı kovalarda sular ısıtarak, çadır önlerinde yıkıyoruz. Konserveler ile veya bazlama ekmeği yaparak karnımızı doyuruyoruz” diye konuştu.

Avrupa'ya gitmek istiyorlar

Kaldıkları çadırlara da kira ödediklerini söyleyen Abdullah, Avrupa'ya gitmek istediklerini söyledi. Abdullah, “Bazıları ev tutmamızı söylüyor. Ancak biz buraya da kira ödüyoruz. Kaldığımız her gün cebimizden para çıkıyor. Bazı çadırlarda iki aile yaşıyor. Çadırlarımızın bölgesi 7 dönümlük bir alan. Bu alanın sahipleri bizden 3 bin TL kira istiyor. Çadır başına bölüp, kirayı ödüyoruz. Ayrıca elektriğe de 100 TL veriyoruz. Yani burada her şeyimiz para. Ailelerimiz Suriye'de kaldı. Onlara ne para gönderebiliyoruz ne de görebiliyoruz. Çocuklarımızın büyük çoğunluğu okuyamıyor. Bazıları merkezdeki okula gitmeye çalışıyor. Ancak büyük çoğunluğu gidemiyor. Bizim en büyük amacımız; hem çocuklarımızın hem de kendi geleceğimiz için Avrupa'ya gitmek. Türkler bize çok iyi davranıyor ancak burada çok zor günler geçiriyoruz. Suriye'nin tekrar gidilebilecek durumda olduğunu düşünmüyoruz. Artık ülkemizin güvenli olduğuna dair inancımız kalmadı” şeklinde konuştu.

Kadınlar için daha sıkıntılı

Çadırda yaşayan Labaha Abdullah ve Vetha Hamdi ise, Torbalı'da geçirdikleri hayatın kadınlar için daha sıkıntılı olduğunu dile getirdi. Kocasını savaşta kaybeden ve çocuklarını memleketinde bırakmak zorunda kalan Labaha Abdullah, “Bizim için burada yaşam çok zorlu. Kocam savaşta öldü. 7 çocuğum ile kaldım. 5'ini Suriye'de bırakmak zorundaydım. 2 çocuğum yanımda. Birlikte bu çadırlarda yaşıyoruz. Ben ikiye bölünmüş durumdayım. Yarım orada kaldı, yarım burada. Çok, çok üzgünüm. Yanlarına gitmek istiyorum. Ama memleketimiz yaşayabilecek kadar güvenli değil” dedi. Vetha Hamdi ise, çadırlarda temel ihtiyaçlarını karşılamakta bile sıkıntı yaşadıklarını ifade ederek,

“Tuvaletimiz, banyomuz sıkıntılı. Temel ihtiyaçlarımızı karşılamak bile bizim için sıkıntılı. Hepimizin 8-9 çocuğu var. Bazı çadırlarda iki aile kalıyoruz. Kadınlar, hem çocuklara bakıyor hem çadırın düzenini sağlıyor. Yardıma ihtiyacımız var. En azından bize verilen yevmiye paraları arttırılırsa geçimimiz daha iyi olabilir” şeklinde konuştu.

'Sesimizi keşke duysalar'

Torbalı'da çadırda yaşayan mülteciler kadar, kiralık evlerde kalan mülteciler de mevcut. Ancak, evde kalan mültecilerin maddi durumu, çadırda kalan mültecilere göre daha iyi durumda. Mültecilerin en büyük isteklerinden biri de; Türkiye'de kendi mesleklerini yapabilmek. Edebiyat öğretmeni Abdullah Hasangül, Suriye'de edebiyat öğretmeni olduğunu söyleyerek, İzmir'de pırasa tarlasında pırasa toplayarak geçimini sağladığını ifade etti. Hasangül, “Suriye'deyken edebiyat öğretmenliği yapıyordum. Memleketimde annem ve babam ile yaşıyordum ancak savaş başlayınca, ailem onları bırakıp Türkiye'ye gelmemi istedi. Türkiye'ye yerleştim. Çok zorluk çektim. Burada ne iş yapacağımı bulamadım.Torbalı'da mevsimlik işçiliğe başladım. Kışları pırasa topluyoruz. Ben Suriye'de sadece 6 saat çalışıyordum burada daha fazla çalışarak daha az para kazanıyorum. Pırasa toplamaya gitmediğimiz zaman ücret vermiyorlar. Günlük, çalıştığımız kadar para alıyoruz. Ben Torbalı'da kiralık evde kalıyorum. Kira çok fazla geliyor. Kendimi çaresiz hissediyorum. Orada öğretmenlik yaparken birden hiç bilmediğim bir mesleğin içerisinde buldum kendimi. Yardım sesimizi keşke duysalar. Kendi mesleklerimizi yapabilsek” ifadelerini kullandı.

Mülteciler dayıbaşı kurbanı

Suriye’deki savaştan kaçarak Türkiye’ye gelen yüzlerce mülteci Torbalı-Bayındır Yolu üzerindeki boş bir arazide kurulu olan derme çatma çadırlardan oluşan ‘toplama kampında’ yaşam mücadelesi veriyor. Arap Kürtler'den oluşan mülteciler bu bölgeye dayıbaşları olarak bilinen aracılar tarafından tarımda ucuz iş gücü olarak çalıştırılmak için getirildi. Ancak Suriyeli mülteciler, dayıbaşı sisteminden şikayetçi. Çünkü tarlada çalışan dayıbaşları, mültecilerin günlük paralarından ya kesintiler yapıyor ya da mültecileri çalıştırıp tüm parayı kendisi alıyor.

Dayıbaşılık sistemi nedir?

Dayıbaşılık kısaca emek yoğun sektörlerdeki iş gücü ihtiyacını karşılayan, işveren ile işçiler arasındaki iş bağlantısını kuran ve iş gücünün devamlılığından sorumlu olmayı kendine iş edinen kişilerin yaptığı işe verilen isimdir. Dayıbaşılık bir nevi enformel-kayıtdışı istihdam bürosu olarak iş görmektedir. İşverenin dayıbaşından beklentisi emek arzının sürekliliği ve işçilerin verimli bir şekilde kesintiye uğramadan çalışmasıdır. Dayıbaşılık sistemi yoğun emek gücüne gereksinim duyulan sektörlerde işlevsel olmaktadır. Sanayi ve tarım sektörlerinin yoğun olarak kümelendiği bölgelerde yerel işgücü genellikle istihdam talebini karşılamakta yetersiz kalmaktadır. Bu durumda dayıbaşı olan kimseler söz konusu iş gücü eksikliğini gidermek için, işsizliğin yoğun olduğu bölgelerdeki iş gücünü, bireysel bağlantılarını kullanarak, emek talebinin yoğun olduğu bölgelere sevk etmektedirler. İlk bakışta bu süreç yerel ekonomiye katkı sağlayan, işsiz kitlelerin ise çalışmasına olanak tanıyan bir süreç olarak görünse de kanuni bir dayanaktan yoksun olan, herhangi bir yazılı sözleşme ile işçi haklarının korunmadığı ve kayıt dışı bir süreç olduğu için sistemin en zayıf halkası olan işçiler açısından tehlikeler barındırmaktadır. Bütün bunlara rağmen yoksulluğun ve işsizliğin yoğun olduğu bölgelerde insanlar bir umutla dayıbaşının yönlendirdiği bölgelere göç etmekte, yılın belli aylarını buralarda çalışarak geçirmekte ve eğer her şey yolunda giderse emeklerinin karşılıklarını alarak memleketlerine geri dönmektedirler. Dayıbaşı komisyonunu aldığı sürece ve getirdiği işçiler de verilen işleri yaptıkları sürece sistem işlemektedir.

Torbalı’da sığınmacılardan önce dayıbaşları kimleri çalıştırmaktaydı?

Suriye’de yaşanan savaştan önce dayıbaşları Torbalı ve çevresindeki mandalina, portakal, pamuk vb. tarım ürünlerinin toplanması için Urfa, Mardin, Diyarbakır gibi doğu illerinde yaşayan işsiz ve topraksız köylüleri tercih etmekteydi. Bu bölgelerden gelen işçiler, iş alanına yakın ya da uygun her hangi bir yerde oluşturulan çadır kamplarda ya da uygun meskenlerde barınıyorlardı. Dayıbaşı ile anlaşan işçiler genelde ailenin çalışabilecek durumda olan kadın ve erkek bireylerinden oluşuyordu. Mevsimlik işçi olarak da adlandırılabilecek bu bireyler, çalışma yerine giderken çocuklarını ailenin diğer bireylerine emanet ediyorlar, çalışma süresi dolduktan sonra da memleketlerine, köylerine geri dönüyorlardı. Edinilen bilgilere göre; Suriye savaşından önce doğu illerinden göç eden erkeklerin gündelikleri 55 TL, kadınların gündelikleri ise 48 TL’ydi. Dayıbaşları kadın çalışanlardan kişi başına 3 TL, erkek çalışanlarda ise kişi başına 5 TL komisyon alıyordu. Bu durumda doğu illerinden gelen erkek işçilerin ellerine günlük 50 TL, kadın işçilerin ellerine günlük ise 45 TL geçmekteydi.

Dayıbaşları neden mültecileri tercih ediyor?

Yaşam ihtiyaçlarını karşılamak için sığınmacıların son derece düşük ücretlerle kayıtdışı çalıştırıldığı bilinen bir gerçek. Dolayısıyla dayıbaşları da onları daha düşük ücretlerle çalıştırarak kendi gelirlerini artırdıkları için mülteci-sığınmacıları tercih ediyor.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER