Geçiş noktası mı? Kalıcı adres mi?

Türkiye'de, 2011 yılından itibaren giderek artan göç sorunu, farklı zamanlarda tartışma konusu oldu. Ülkeye dönüş veya Avrupa'ya kaçış umutları azalan mülteciler, İzmir'i bir geçiş noktası değil, yaşayacakları şehir olarak görmeye başladı

Geçiş noktası mı? Kalıcı adres mi?

Hazırlayan/ Özde KOCA

Küreselleşmenin de etkisiyle artarak devam eden göç hareketleri, Türkiye’yi büyük ölçüde etkiledi. Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal İşler Organizasyonu'nun (DESA) Eylül 2019 verilerine göre dünya üzerinde bulunan 272 milyon göçmen ve mültecinin 5 milyon 678 bininin yaşadığı Türkiye, dünyanın en fazla sayıda göçmen ve mülteci barındıran ülkesi oldu. Güncel veriler bu durumun hala sürdüğünü gösteriyor.

Türkiye’ye göçü artıran en önemli nedenlerden biri Arap Baharı’nın etkisiyle başlayan Suriye’deki iç savaş. Suriyeli göçünün başladığı Nisan 2011’den bu yana en fazla sayıda Suriyeli mülteciyi barındıran ülke olarak Türkiye, mülteciler için hem geçiş hem de konaklama ülkesi oldu. Öyle ki maruz kalınan kitlesel göç hareketi, göç mevzuatını değiştirmiş, Suriyeli mültecilerin hukuki durumunun belirlenmesi için “geçici koruma” statüsü getirildi. İzmir ise Suriyeli mülteciler için hem yaşama hem de Avrupa’ya geçiş noktası olarak tercih edilen illerden biri.

Çalışmaya başladılar

Her gün -eskisi kadar çok olmamakla birlikte- Yunanistan’a kaçmak isteyen göçmenlerin yakalandığına ilişkin haberler okuyoruz. İzmir’deki mültecilerin bir kısmı hala Avrupa hayali kurarken büyük bir çoğunluğu da buraya entegre olmaya ve yaşamını sürdürmeye çalışıyor. Yapılan bir araştırmada, Avrupa’ya kaçak gitmenin imkansızlaşması nedeniyle İzmir’deki mültecilerde çalışan sayısının arttığı görülüyor. Özellikle Suriyeli mültecilerde yüzde 60’ı aşan çalışma oranı dikkat çekiyor. Ayrıca anket araştırmalarında, Suriyeli mültecilerin, yüzde 50’sinin 3-5 yıldır İzmir’de ikamet ettiği açığa çıkıyor. Bu bağlamda belki de İzmir’i bir geçiş noktası olarak ele almak yerine mültecilerin, özellikle de sayıları oldukça fazla olan Suriyelilerin ne kadar uyum sağlayabildiği üzerinde durmak gerekiyor.

Uyum sürecini etkiliyor

İş ve çalışma, mültecilerin uyum sürecini hızlandırmada büyük bir rol alıyor. Saha araştırması sonuçları, Suriyeli gençlerin büyük oranının Türk çoğunluklu iş toplumunda çalıştığını, kalan kısmının ise Suriyelilerle Türklerin oluşturmuş olduğu karma iş toplumunda çalıştığını gösteriyor. Ekonomik bağımsızlığı elde etmek aynı zamanda yerleşim yerinde istikrara kavuşmanın, uyum ve entegrasyona doğru yönelim sağlamanın da başlangıcı kabul edilebiliyor. Çalışmak, gençlerin anavatanla olan ilişkisinde ve Türkiye'de kalmalarına ya da Suriye'ye geri dönmelerine veya Avrupa'ya göç etme çabalarına ilişkin geleceğe yönelik planlarını şekillendiriyor. Öte yandan iç savaş veya açlıktan kaçan mültecilerin hemen hemen hepsi ülkelerindeki karmaşanın çözülebileceği konusunda umutlu görünmüyor. Özellikle burada iş bulan mültecilerin, yasadışı yollardan Avrupa’ya gitme fikrine de sıcak bakmadığı belirtiliyor.

Kültürel uyum sorunu

Mülteci, sığınmacı ve göçmen gibi farklı tanımlardan da anlaşılacağı üzere göç kavramının çok boyutlu ve karmaşık bir yapıya sahip olduğunu belirten Uzman Psikolog Esra Aydınlı, “Görülmektedir ki ortak unsur olan yer değiştirme hareketi toplumların demografik, kültürel, sosyo-ekonomik yapısını ve bunların gelişimini biçimlendiren dinamik bir süreç olarak karşımıza çıkmakta. Bir ülke ve toplum için göçün konusu yalnızca toplumsal, siyasal, kültürel, ekonomik, yönetsel ve hukuksal yönlerden ibaret değil. Göç, bireyleri ve toplumları temel insan haklarından, yaşama hakkı ve can güvenliğinden yoksun bırakma gibi kapsamlı ve insani niteliği olan bir olgudur. Farklı kültürlerden gelen bireylerin etkileşimi, ortaya çıkan kültürel uyum sorunlarını beraberinde getirebilmektedir” dedi.

Türkiye için zor bir sınav

“Son birkaç yıldır bir arada yaşadığımız Suriyelilerin, Türk toplumuna uyum sağlayabilmesi ve Türk toplumunca da sosyal kabul görüp görmeyeceği birçok araştırmanın da konusu olmuştur” diyen Aydınlı, sözlerine şöyle devam etti: “Elde edilen son verilere göre, dünyada en fazla mülteciye sahip ülke olarak ifade edilen ülkemiz için bu denli fazla sayıda sığınmacıyı uzun süre için kabul etmek zor bir sınavdır. Ancak her ne kadar toplumsal kabul üst düzeyde gerçekleşse de sürdürülebilir olması için sürecin iyi yönetilmesi ve toplumsal desteğin de alınması son derece önemli. Göçmenlerin kendi uyumlarının yönetiminde daha büyük rol oynayabilmelerinin teşvik edilmesi için özellikle dil kursları yaygınlaştırılmakta, çeşitli kültürel oryantasyon programları düzenlenmekte ve ayrıca uyulması gereken prosedürlerin detaylı anlatımını içeren bilgilendirmeler yapılmaktadır.”

Güvensizlik duyuluyor

Üzerinde önemle durulması gereken bir başka faktörün göçmenlerin bir iş sahibi olması yani para kazanabilmeleri olduğuna dikkat çeken Aydınlı, “Nüfusun giderek artmasıyla özellikle iş kaybı ve bunun neticesinde gelir kaybı gibi durumların yaşanması söz konusu olup buna ilaveten, toplumların zihninde göçmenlerin başta sosyal güvenlik hizmetlerine yük getirmesi ve kamu hizmetlerini aksatması düşüncesi hâkim olabilmektedir. Ayrıca, göçmenler üzerinden bulaşıcı hastalıkların görülme oranının artması ve suç olaylarının yaygınlaşmasıyla göçmenlere karşı güvensizlik duyulmaktadır. Tüm bu hususlar düşünüldüğünde göçmenlerin toplumsal uyumunun, toplumsal kabul dâhilinde güçleşmesi ortaya çıkabilmektedir” ifadelerini kullandı.

Güncelleme Tarihi: 13 Ocak 2020, 17:37
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner92