Hindistan dedikleri…

Hindistan deyince aklınıza ne gelir? Hijyen sorunlu kalabalık bir ülke mi? Hindistan deyince benim aklıma SPEKTRUM geliyor. Bu öyle bir spektrum ki sadece görüntüdeki bir renk spektrumu değil, kültür spektrumu. Din ve dili de içeren geniş bir spektrum.

Hindistan dedikleri…

Hazırlayan / Neşe BAYRAÇ

Nüfusu 1.2 milyarın üzerinde ve Çin’den sonra dünya 2.si. Yüzölçümü olarak Türkiye’nin iki katı büyüklükte iken nüfusu yaklaşık 15 kat fazla. Nüfus yoğunluğunu hayal edebiliyor musunuz?

İşte Hindistan demek bu kadar yoğun nüfusun geniş bir kültür spektrumunda yaşaması demek.

Konuşulan dillerin sayısı 300’den fazla. Halk, çoğunlukla birbirinin dilini anlamıyor. Bunu hayal etmekte zorlanıp Hintli arkadaşlarıma hep sorarım, ‘gerçekten doğru mu?’ diye. İnanılması güç. Öyle diyalekt farklılığı filan değil, apayrı diller. Ortak dil İngilizce. Tabii onu da bilmeyen ya çok lokal kalmış veya eğitimsiz Hintliler var.

Eğitimli Hintli’lerin kendi aralarında İngilizce konuştuklarını ilk kez gördüğümde ne kadar şaşırdığımı hatırlıyorum.

Dinleri de ayrı bir spektrum ve bize çok uzak. Yüzde 80 oranında Hindu, yüzde 15 İslam, sonra küçük oranlarda Hıristiyanlık, Budizm, Sihlik, Jainizm… Jainizm’i bir önceki yazımda açıklamıştım. Sihleri de başka bir yazıda anlatmak isterim, bir başka çok ilginç din olarak.

Din sayısının fazla olmasının yanında, Hinduizm gibi dinlerde Tanrılar da fazla. Hindu olan Hintli komşum hiç adını bile duyup bilmediğim Tanrılarımız var diyor.

Kısaca Hindistan çok insan, çok dil, çok din ve çok Tanrıların oluşturduğu kültür spektrumu demek.

Bu durum kıyafet ve kostümlerinde hissediliyor zaten.

Bu kadar farklı din görünürde bir arada yaşıyor gibi ama kesinlikle kaynaşmıyor. Örneğin, evlenmiyorlar. Kaynaşmamalarına şöyle bir örnek vereyim; Hindistan seyahatimiz öncesi Hintli arkadaşlarıma sorular soruyordum. Bizim gittiğimiz bölge daha Hindu ağırlıklı bir bölge. Müslüman Hintli arkadaşım bana "ben bile daha sizin gideceğiniz yerlere gitmedim. Bizde Müslümanların o bölgelerde dolanması pek hoş karşılanmaz" dedi. Durum bu merkezde. Ama biz gittiğimiz zaman bu kadar bir keskin ayrım hissetmedik. Bölgede yaşayan Müslümanları gördük. Ancak genelde toplu olarak ayrı mahallelerde yaşıyorlar gibi.

Benim Katar'da arkadaş olduğum Hintlilerden Müslüman olanlar oldukça koyu. Aslında genel olarak, Hindistan'da din hayatın merkezinde. Sadece Müslüman Hintliler değil, diğer dinler için de aynı olduğunu gördük. Bu konunun nedeni aslında çok açık. Burada Cem Yılmaz’ın yaptığı espri geliyor aklıma. Adamlar sefil koşullarda yaşıyorlar ama “korkma reenkarnasyondan sonra iyi olacan.” Sıkıntı yaşadıkça kendilerine Tanrı yaratmışlar gibi.

Yakın tarihine bakarsak; Portekizli Vasco De Gama Ümit Burnu'nu 1492 yılında geçip Hindistan'ın güneyine önce Kerala sonra da Goa bölgesine yerleşen ilk Avrupalı oluyor. Bugün buralar Hindistan’ın en güzel güney sahillerinin olduğu bölge. İngilizlerin gelmesi ise 16. yüzyılı buluyor. İngilizler, Kraliçe’nin yeni ticaret yerleri bulma isteği ile Hindistan'a geliyor. Ticaret yapmak için geldikleri ülkenin yönetimini zamanla ele geçiriyorlar ve yaklaşık 250 yıl kadar ülkede kalıyorlar. Kime sorsak, nasıl bir etkisi oldu, diye herkes hem iyi hem kötü diyor. 'Bizi sömürdüler ama aynı zamanda geliştirdiler' diyorlar. Gelişmeden verdikleri örnekler ise; İngilizce artık ortak kullanılan bir dil haline gelmiş, eğitim sistemi kurmuşlar ama ezberci (neden acaba, hiç şaşırmadım desem), tren yolları yapmışlar ki sömürdükleri malları taşıyabilsinler. Bu arada bazı acımasız geleneklere de el atmışlar, örneğin kocası ölen kadının kendisini kocasının arkasından öldürmesi gerektiği geleneğiyle savaş gibi.

1919 yılında Mahatma Gandhi ile birlikte Hintliler İngilizlere karşı pasif direnme ve protesto hareketlerine başlıyor ve bu hareket, dünyada çok yankı uyandırıyor.

Gandi çok barışçıl bir kişilik. Çok ilginç bir hayat hikayesi var. Ailesinden derin bir Hindu eğitimle yetiştiriliyor. 13 yaşında evlendiriliyor ama çok mutlu bir evlilik. Karısı aynı zamanda yoldaşı. İngiltere’de hukuk okuyor. Bağımsız Hindistan’ı, şiddetsiz kurmaya adanmış bir hayat. Bağımsızlık için şiddetten başka yol bilmeyen insanları, şiddetsizlik konusunda ikna etmek için tek başına çıktığı yolda verdiği mücadele. Kemal Kılıçdaroğlu’nun Ankara’dan İstanbul’a yaptığı protesto yürüyüşünün ilk örneğini Gandi, İngilizlerin tuz vergisini protesto etmek için 1930 yılında yapmış.

Ne kadar halkı şiddetsiz mücadele yolunda yönlendirse de İngilizler tarafından, halkı provake ettiği öne sürülerek tutuklanıyor. Yıllarca hapislerde, açlık eylemleri ile geçmiş, ideallere adanmış bir ömür. Hayatı sadece Bağımsız Hindistan yolunda adanmış değil insan olarak da Tanrı’ya adanmış. Onun için Tanrı’yı seçmek demek, doğayı korumak, Tanrı’nın yarattığı canlılara zarar vermemek ve gereğinden fazla tüketmemek. Tek öğün ve basit yemek, veganlık, şiddetsizlik ile başlayan bu hayat stili zamanla simgesi haline gelen elleriyle dokuduğu kumaşlara sarınarak giyinip, 36 yaşında cinselliğine bile son vermesi boyutuna kadar ilerliyor.

En dramatik olanı ise Gandi yine bir Hindu tarafından, Müslümanlara destek olduğu ve Hint halkının onurunu kırdı denilerek, önce önünde saygı ile eğilerek sonra da yakından 3 el silah atışı ile öldürülmesi. 30 Ağustos 1948.

Yeni Delhi’de bulunan anıt mezarı bu hayat tarzını simgeler gibiydi. Her tarafta mermerlere yazılmış birbirinden anlamlı özlü sözleri ile dolu. Aslında burası sadece anıt mezar. Vefatından sonra bedeni yakılıp, külleri dünyanın ve Hindistan’ın dört bir yanına dağıtılmış. Tabiki başta Hindu geleneklerine uygun olarak Ganj’a serpilerek.

Halen Hindistan’da doğum günü olan 2 Ekim Milli Gün kabul ediliyor.

Hindistan’da 1935’te ilk anayasa kabul edilerek parlamenter düzen kuruluyor.

18 Temmuz 1947’de ise tam bağımsızlığını kazanarak, dünya devletleri tarafından tanınıyor. Bugün bu tarih bağımsızlık günü olarak kutlanıyor.

Hindistan, önceden Pakistan, Bangladeş ve Myanmar ülkelerini kapsıyor ve yöneticisi İngiliz Kraliyet ailesi, Başkenti Kalküta. 1947 yılında kurulan Hindistan Cumhuriyeti'nin başkenti ise Yeni Delhi olarak ilan ediliyor.

Hindistan ve Pakistan birlikteyken, 1947’de Müslümanlar Pakistan’a yerleşerek ayrılıyorlar. Gandi’nin yıllar süren her türlü karşı çıkmalarına, bu ayrılma bir İngiliz oyunudur demesine, rağmen ayrılmanın önüne geçemiyor. O dönemde ülkede büyük bir iç göç yaşanıyor.

Hindistan, aynı zamanda Asya’nın güneyinde ekol yaratmış, komşularına kültür kaynağı olmuş bir ülke.

Pakistan, Afganistan, Nepal, Sri Lanka, Bhutan; Hindistan ekolünden kopmuş ülkeler.

Dünyada saygın bir eğitim modeli olan Montessori eğitim sistemini kuran Maria Montessori 2. Dünya Savaşı'nda Avrupa'dan kaçarak o yıllarda Londra'da tanıştığı Mahatma Gandi’nin daveti üzerine Hindistan'a geliyor ve adıyla anılan Montessori eğitim sistemini kuruyor. Hindistan'da toplam 7 yıl boyunca kalıyor ama Mussolini'nin, İtalyanları Almanların yanında savaşa sokması nedeniyle, İngiliz sömürgesi Hindistan'da, yıllarca ev hapsinde tutuluyor. Bu arada fırsatınız olduğunda Maria Montessori'nin hayatını incelemenizi öneririm. İtalya’da kadınların evlenip çoluk çocuk sahibi olup çalışmalarının yasak olduğu bir dönemde aristokrat ailesine karşı gelip tıp okuyor. Çocuk eğitiminde bugün bile baştacı bir ekol yaratıp ancak kendi çocuğunu yıllarca saklıyarak yaşıyor. Tutkulu ve tutkuları için çok çile çekmiş bir karakter.

Türkiye’de son yıllarda görmeye alıştığımız Montessori eğitim sistemi tüm Asya ülkelerinde yıllardır uygulanmakta. Ben hem Sri Lanka hem de Nepal'de Montessori ekolünden birçok okul görmüştüm.

Hindistan konusunda belki en ilginç konulardan birisi Kast sistemi. Yani doğduğunuz ailenin bağlı olduğu sosyal sınıf. Sadece evlilikler ile değişiyor. Bu kastlar da soyadlarından anlaşılıyor. Başlıca 4 sınıf var ve birbirlerine karışmıyorlar. Hani belki kız alma oluyormuş ama erkeğin alt sınıftan olmasına kesin izin yok. Kim ister alt kasta gitmeyi. Ama günümüzde okumuş gençler arasında artık bu kurallar da yıkılmaya başlamış.

Hindistan'da astroloji çok yaygın kullanılıyor. Her aşamada problem olduğunda gidip baktırıyorlar. Biz de 2 sefer denedik. 1.si çok kötüydü. 2.si ise kötünün iyisi denilebilir. Bayağı ulu orta bakıyorlar. Genelde bilgisayar programı ile bakılıyordu.

Hindistan’da evlilik ailelerin anlaşması ile oluyor. Hala öyle olmakla birlikte, günümüzde aşk evliliği yapanlar da oluyormuş. Ailelerin en uygun aday bulma konusunda bir kontrol listeleri var. Kriterlerinin en başında kast uygunluğu, sonra astrolojik uygunluk, damadın iyi eğitim almış özellikle de devlette çalışıyor olması (devlet memurları özel sektöre göre 2-3 kat fazla maaş alıyorlarmış.) var. Bizim Varanasi'deki genç rehberimiz sevdiği kızla evlenebilmek için, büyük bir sabırla, devlet memuru olmayı bekliyordu. Bu kızın babasının isteğiymiş. Devlete girebilmek için de doktora yapıyordu. Ben durumuna üzüldüm o ise kanıksamış görünüyordu.

Bir başka örnek yine bir arkadaşımdan; Eşiyle okudukları üniversitede tanışıyorlar ve evlenmeye karar veriyorlar. Kızın kastı oğlanın kastından yüksek. Neyse, zorla kız ailesini ikna ediyor. Bu kez de ikinci aşama aileler yıldız haritalarına baktırıp uygun olup olmadıklarını kontrol ettirmek istiyor ve kız annesiyle baktırdığında bakan kişi ‘kesinlikle uygun değiller’ diyor. Kız hemen erkek arkadaşına telefon edip ‘sakın annenle gitme uygun değilmişiz, hiç olmazsa başka bir yerden de aynı sonucu almayalım. Ben buradan ailemi ikna etmeye çalışıyorum’ diyor ve ediyor, evleniyorlar. Şimdi bu sevimli çifte bakıyorum. Hakikaten çok farklı iki karakter. Mutlu görünüyorlar dışardan. İlerde ne olur bilinmez.

Kültüre meraklıysanız Hindistan bir cevher. Meraklıyım ama hijyen takıntım nedeniyle çekiniyorum veya güvenli bulmuyorum diye korkup gitmekten korkanlara naçizane tavsiyem, iyi bir seyahat şirketi ile rehber eşliğinde gezmeniz. Rehbersiz bu kadar derin bir kültürü tanımak zaten çok zor. Rehber, ayrıca sizin güvenliğinizi de sağlayacaktır. Dışardaki yoğun ve kirli hayatın ağırlığını da akşam düzgün bir otelde kalırsanız atlatabilirsiniz. Toplu taşımayı hayal bile etmeyin derim.

Bizim gezimiz, Katar Airways Holidays tarafından organize edildi. 2 kadın olarak, tahsis edilmiş bir şoför, araba ve rehber eşliğinde olduğu için tedirginlik duymadan, zevkli oldu.

Maddi açıdan bakınca da Asya oldukça ucuz. Yeter ki biletleri ayarlayın. Mil biriktirmek veya early bird denilen erken rezervasyonlar rahatlık getirebilir.

Türkiye’den bakınca Asya ürkütücü ve kaotik gibi görünüyor. Ancak, bu önyargı ile bana katılan hiç kimse artık dönüşte aynı kişi değildi. Korkmadan deneyebilmek lazım.

Güncelleme Tarihi: 27 Ocak 2020, 13:20
YORUM EKLE
YORUMLAR
Gul Suzer
Gul Suzer - 3 ay Önce

Cok bilgilendirici bir yazi, bana bedava bilet verseler de gitmeyi istemedigim bir yere gidesim geldi

nese bayrac
nese bayrac @Gul Suzer - 3 ay Önce

Bu etkiyi olusturabilmişsem ne mutlu bana. Çok teşekkürler bu cesaretlendirici yoruma.

Eren özkan
Eren özkan - 3 ay Önce

Neşecim ne güzel dolu dolu gezip, dolu dolu yazıyorsun. Misafir olduğun ülkelerin sosyal hayatlarına dahil olman, kültürleri, dinleri, eğitim, sanat, tarihlerini anlamaya çalışıp paylaşmana bayılıyorum. İyi bir rehber olabilirmiş senden. Birdahaki rota ne tarafa? Ayakların, ellerin, zihnin açık olsun

nese bayrac
nese bayrac @Eren özkan - 2 ay Önce

cok Tesekkurler. bir sonrakı rota sıngapur malezya.

SIRADAKİ HABER