Rojda DOLGUN/ Zeren Ertaş’ın Aydın’da Güzelhisar KYK yurdunda asansörde hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan olay, aradan geçen iki yıla rağmen kapanmayan bir yara olarak duruyor. Zeren Ertaş’ın ölümü yalnızca bir teknik arızanın değil, öğrencilerin yaşadığı barınma krizinin de bir simgesi hâline geldi. Kızını devletin sorumluluğundaki bir yurtta kaybeden anne Serpil Ertaş, suskunlukla örülen bu süreci ve bitmeyen adalet arayışını anlattı. İki yıldır süren adalet arayışında kurumların sessizliği bir annenin sözleriyle gün yüzüne çıktı.
Zeren’i kaybedeli iki yıldan fazla oldu. Zaman sizin için acıyı hafifletti mi?
Hayır, tam tersi zamanın geçmesi acımı daha da arttırdı. İlk günlerde belki ne olduğunu anlayamadığım için acım bu denli değildi. Mesela beş dakika önce ağlıyordum.
Olanı biteni gördükten sonra, ülkenin vahim durumunu fark edince ümitsizliğe kapılıyorum. Bir şeyi aydınlatamayacak düşüncesi bende daha da yoğunlaşmaya başladı. Ondan dolayı da üzülüyorum. Bir şeyler yapmak için elimden geldiği kadar çabalıyorum. Ama hiçbir sonuç alamayacağımız endişesi, acımızı daha da katlıyor. Benim öbür dünya inancım var. Zeren'le buluşacağımı düşündüğüm için elimden gelen her şeyi yapmanın savaşını da veriyorum. Elimden geldiği kadar bir yerlere duyurmaya çalışıyorum. Ama inanın ki, insanlarımız artık çok duyarsız. Ben birçok ünlüye de mesaj gönderdim, gazeteciye de haber gönderdim. Bunları görüp cevap bile vermeyen insanlarla karşılaştım.
Sizce denetimler olması gerektiği gibi yapılsaydı, Zeren bugün hayatta olur muydu?
Tabii ki olurdu. Çünkü o asansöre Zeren'den önce birçok çocuk bindi ve bozuk olduğunu söylediler. Ama asansöre hiç bakılmadı.
Zeren, ayın 18'inde asansöre bindi, sabah 8'de asansörde kaldı. Bana mesaj attı. Asansörde kaldığını ama güvenliğe haber verildiğini aktardı. Zeren'le olan yazışmamızı emniyete de verdim. Ayın 18'inden 25'inin akşamına kadar geçen sürede asansöre hiç bakılmamış. Yani orada öğrenciler var. Önlem alınmamış. Gelip asansöre bakıldığına dair hiçbir evrak yok.
İki yıldan fazla süren adalet arayışınızda kurumların sessizliğiyle karşılaştınız mı?
Tabii ki karşılaştık. Yani hiç kimse gelmedi. İlk gün bütün siyasi partiler evimizdeydi. Bütün devlet temsilcileri aradılar. Ama o gündü sadece. Biz o gün kendi acımızdayız zaten. Ben ne siyaseti düşünebildim, ne gelen gideni görebildim. Olaydan üç ay sonra bizi kimse aramadı. Beş ay sonra, kimse yok. Eşimden ve benden başka kimsenin olmadığı mahkemelere gittik. Her mikrofon bulduğumda bunu dile getiriyorum. Adliye de emniyet de sessiz. Bir çocuğun canı gitti ama devlet de önemsemedi. Millet de önemsemedi. Bu çok sıradan bir durummuş gibi karşılandı.
Böyle olması benim çok ağrıma gitti. Ben çocuğum için 19 yıl emek harcamışım. Zeren’i dershanelere göndermişim, özel hocalar tutmuşum, evde ders verdirmişim. Hayalleri vardı, yarım kaldı. 25 gün nedir ya, 25 gün? O asansöre, öğrenciler oraya gelmeden önce bakılması gerekiyordu.
Olayda sizi en çok yaralayan detay ne oldu?
Şu an mahkeme devam ediyor, kamu personeli davası devam ediyor. Bana göre yurt müdürü oranın sorumlusu, orayı idare eden kişi demektir. Yurt müdürünün göz boyanarak açığa alınıp, 6 ay sonra tekrar başka bir gençlik merkezine müdür olarak atanması beni en çok yaralayan kısım oldu. Bir kişinin ölümünden sonra böyle bir ödül verilmesi, umursanmaması bizi ailecek kahretti.

Dava devam ediyor çünkü suçlu ya da suçsuz diye bir ibare yok. Ama neden müdür tekrar göreve iade ediliyor, bunu anlamış değilim. Eşim bununla ilgili Gençlik ve Spor Bakanlığı'na Cimer'e yazı yazdı. Mahkeme süreci devam eden bir kamu personelini neden siz tekrar bir atamayla neden göreve geri veriyorsunuz? Davadan sonra karar verileceğine dair eşime mail geldi. Dava devam ederken bu kişi neden atanıyor?
Hiçbir şekilde Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından tekrar bizimle hiç ilgilenilmedi. Yani bir geri dönüşü olmadı. Mahkemede bakanlıktan gelen hiçbir temsilci yoktu. Sanki sıradan birisi benim çocuğumu öldürdü. Devletin sorumluluğunda olan bir çocuktan bahsediyoruz. İnsanlar beni baskılamaya çalışsa da bu olay kaza değil. Çünkü kaza kendi kendine gelişen, ansızın olan bir olaydır. Burada insan eliyle çalışması gereken bir asansörün bakımları yapılmıyor. Yapılması gereken hiçbir şey yapılmıyor.
Zeren’in yaşadığı olayın ardından farklı yurtlarda başka asansör kazaları da yaşandı. Bunları duyduğunuzda ne hissediyorsunuz?
Çok kötü hissettim. Zaten bir haber kanalına bakıldığı zaman sürekli hep aynı haberler gösterilmeye devam eder. Sürekli asansör, hep asansör. Zaten Bakanlık birçok yurdun asansörünü kapattı. Asansörler daha yeni açıldı. Bu sefer çocuklara işkence yaşattılar. Yedi katı yürüyerek inip çıktılar. Böyle bir sorumsuzluk olabilir mi ya? Devlet olarak beş, altı katlı bir binanın asansörünü yapabilmek bu kadar zor mu?
Hem bir anne hem yurttaş olarak size en ağır gelen ne oldu?
Yaşanan olayda daha çok kişi binebilsin diye, daha çok kişi sorunsuzca inip çıksın diye asansörün sistemi iptal ediliyor. O yurtta iki asansör varken birisi tamamen bozuk olduğu için kapalı durduruluyor, diğerine yük biniyor. Bütün yurdun öğrencileri bakımı eksik olan asansöre biniyor. Belki de o gece sadece benim kızım değil, birçok çocuk ölecekti. Ama bir tane çocuk öldüğü için bu kadar ilgileniliyor. Bana en ağır gelen bu gerçek oldu. Eğer iki tane çocuğa bir şey olsaydı mahkeme ağır cezada görülecekti. Böyle bir şey olabilir mi ya? Benim çocuğumun canı can değil mi?

Bugün yetkililer sizi dinliyor olsaydı ilk olarak neyi anlatmak isterdiniz?
Bir annenin yaşayabileceği en büyük acıyı yaşadığımı anlatırdım. Ben ve eşim 48 yaşındayız. Bu ülkeye kötü hiçbir şey yapmadığımızı, trafik cezamızın bile olmadığını söylerdim. Hakkımı helal etmediğimi de eklerdim. Ben eğer bu ülkenin vatandaşıysam hakkımı helal etmiyorum. Kötü bir insan değilim. Benim acımı onlar da yaşasın, demeyeceğim. Çünkü çok zor. Ama hak, hukuk yerini bulmalı. Çekilmesi gereken cezalar çekilmeli.
17 Şubat’ta Zeren’in İzmir’de davası görülecek. Buraya dair bir söz söylemek ister misiniz?
Şu an dört ceza alan kişinin hiçbirisi içeride değil tabii ki. Çok az ceza aldıkları için hepsinin serbest bırakılmasına karar verildi. İçeride yattıkları göz önünde bulundurularak kınama cezası verildi, meslekten men cezası verildi.
Sadece elektrik mühendisi olan kişiye ceza verilmemişti. Biz de ona itiraz etmiştik. Bu seferki davada büyük ihtimalle avukatımızın aktardığına göre elektrik mühendisine ceza verilecek. Diğerleri zaten hiçbir şekilde ceza almayacaklar. Bu yüzden zaten çok büyük cezalar beklemiyoruz. En fazla 6 yıl ceza verilir. Onun da indirimleri falan olur. Böylece 4- 5 yıla kadar düşebilir.

Adli sürecin bu kadar uzaması sizi yordu mu?
Tabii ki yordu. Yormaz mı? Ben Aydın'a nasıl gidiyorum, geliyorum? Bu davayı İstanbul'a talep etme hakkımız da yok. Bana alternatif olarak gelmeyip uzaktan bağlanmak sunuluyor. O zaman da ben kendimi suçlu hissediyorum.
Gittiğim zaman da psikolojik açıdan çok etkileniyorum. Maddi boyutunu zaten umursamıyorum. Ben İstanbul'dan İzmir’e geliyorum. İş yerlerimizden izin alıyoruz. Bunu her seferinde 3-4 ayda bir yapmak kolay mı? Sonuçta ben kendi işimde çalışmıyorum. Başkasının iş yerinde çalışıyorum. Bir de o kadar saçma ki. 12'sinde Aydın’da, 17'sinde İzmir’de mahkeme var. O süreçte ben iş için geri geleceğim. Sonra bir daha tekrar gideceğim.
Zeren Ertaş’ın nasıl hatırlanmasını istersiniz?
Öğretmeni Zeren'in bir misyonu olduğundan bahsetti. Hayata dair dertleri olan biriydi. Belki de benim kızım, hayattaki misyonunu yerine getirdi. Çok güler yüzlüydü. Hiç kimseye hiçbir kötülüğü dokunmamıştır. Zeren herkes tarafından gülen yüzüyle hatırlanıyor. Şimdi tanımadığım insanlar bile fotoğrafını görünce böyle söylüyorlar.
Bana mesaj atanlar ve beni tanımadan takibe alanlar bile bunu dile getiriyor. Çocuğumun gülüşündeki incelik ve ruhundaki temizlik hemen fark ediliyor. Onun için ben de öğretmeninin inandığı gibi düşünüyorum. Belki de Zeren bir misyon için gelmişti. Bir şeylerin fark edilmesi gerekiyordu. Onun için de bu devlette belki daha dikkatli olunur. Belki herkes görevini daha iyi yerine getirebilir. Bu da belki Zeren'in vesilesiyle olur.
