Haber / Özge Uyanık - Bir kişinin hiçbir engelle karşılaşmadan kız öğrenci yurduna girip öğrencilerin bulunduğu alana kadar ulaşabilmesi, artık bunun bir “ihmal” değil, göz göre göre sürdürülen bir çürüme olduğunu ortaya koydu. Öğrenciler hem barınacak yer bulamıyor hem de kaldıkları yerde güvende değil.
İzmir’in Çiğli ilçesi Balatçık Mahallesi’nde bulunan KYK’yabağlı kız öğrenci yurdunda bir kişinin yangın merdivenini kullanarak binaya girdiği ve öğrencilerin bulunduğu alana kadar ulaştığı ortaya çıktı. Öğrencilerin durumu fark ederek ihbarda bulunmasının ardından güvenlik görevlileri müdahale etti, şüpheli polis ekiplerince gözaltına alındı. U.K. (27), çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi. Olayın ardından İzmir Valiliği idari soruşturma başlatıldığını duyururken, yurt müdürü görevden alındı.
Öğrenciler yurda gelmek istemiyor
Yaşanan olayın ardından yurtta kalan öğrenciler, yalnızca o geceyi değil, uzun süredir görmezden gelinen güvenlik sorunlarını anlattı. Karanlık yollar, göstermelik önlemler ve idarenin yetersiz müdahalesi, öğrencilerin her gün yaşadığı endişeyi büyütüyor. Yurtta kalan öğrencilerden biri yaşadıklarını 9 Eylül Gazetesi’ne anlattı:
“Bulunduğumuz yerde, özellikle İZBAN yolu çevresinde ışıklandırma çok yetersiz ve yollar karanlık. Bu durumu daha önce idareyle paylaşmıştık. Bir ay kadar göstermelik bir şekilde bekçi koydular, sonra o bekçileri bir daha görmedik. Yani alınan önlem bu kadarla sınırlı kaldı. Bunun dışında çok ciddi bir olay yaşamamış olsak da, bu eksiklikler zaten biliniyordu.
Olay yaşandıktan sonra ise bir fişleme durumu oldu. O gece olayın üstünü örtmek için hepimiz tehdit edildik. “İsimlerini alın, fotoğraflarını çekin” gibi söylemlerle karşılaştık. Bu sözleri eski yurt müdürümüzden duyduk. Şu anda yurtta yeni bir müdür var. Yeni müdürün daha yapıcı bir yaklaşım sergilemeye çalıştığını düşünüyoruz. Şu an için doğrudan bir baskı yok ama olayın yaşandığı gece ciddi bir baskı ve tehdit hissettik.
Bu olaydan sonra kendimizi kesinlikle güvende hissetmiyoruz. Örneğin dün akşam arkadaşım ile terastaydık, bir ıslık sesi duyduk ve ne yapacağımızı şaşırdık. Hemen etrafa bakmaya başladık. Yolda yürürken bile birini gördüğümüzde “Acaba bizi takip mi edecek?” diye endişe ediyoruz.
Arkadaşlarımızdan duyduğumuz kadarıyla gece uykusundan sıçrayarak uyananlar var. Doğru düzgün uyuyamayanlar var. Hatta ders çalışmak için yurda gelmeyip kafelerde vakit geçiren arkadaşlarımız var. Yurda gelmek istemeyen çok kişi var.
Yurttan çıkmayı düşünsek bile maddi olarak böyle bir imkanımız yok. Ev kiraları zaten çok yüksek. Yanınıza bir arkadaş bulamazsanız tek başına kirayı karşılamak mümkün değil. Ailelerimizin de bunu karşılayacak gücü yok. Bu yüzden çoğumuz mecburen yurtta kalıyoruz. En azından bir süre daha burada kalmak zorundayız.
Bir de şunu eklemek istiyorum; eski müdürün kardeşi sosyal medyada şahıs hakkında “düzgün bir çocuk” gibi ifadeler kullanıyor ve sanki bir öğrenci tarafından yurda alınmış gibi bir algı yaratılmaya çalışılıyor. Yani suçun öğrencilerin üzerine yıkılmaya çalışıldığını düşünüyoruz. Bu durumun hukuki süreçte de benzer şekilde örtbas edilmeye çalışılabileceğini düşünüyorum. Çünkü yetkililerin “yurda girmedi”, “yangın merdiveninde yakalandı” gibi açıklamalar yaptığını duyduk. Ancak bu doğru değil. Şahsın yurdun içine girdiği kesin. Ayrıca bu olay basit bir taciz olayı da değil. Planlı bir şekilde yapılmış. Çünkü akşam saatlerinden itibaren yurdun çevresinde görüldüğünü söyleyen arkadaşlarımız var. Yani bu kişinin uzun süre orada olduğu biliniyor.”
Öğrenci velisi: “Çocuklarımızı devlete emanet ediyoruz”
Kızı yurtta kalan ve yaşananlara tepki gösteren öğrenci Nazmi Baysal yurtların artık güven vermediğini dile getirdi:
“İzmir Bakırçay Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi’nde okuyan bir kızım var.
Kızım, Çiğli’de bulunan Bakırçay Üniversitesi bünyesindeki kız öğrenci yurdunda kalıyor. Yurtta yaşanan bu durum bizleri çok derinden üzdü. Biz ebeveynler olarak çocuklarımızı el bebek gül bebek büyütüyoruz. Bu nedenle içimiz rahat etsin diye özel evler yerine devlet yurtlarını tercih ediyoruz. En azından giriş-çıkış saatleri belli, güvenlik var diye düşünüyoruz.
Çocuklarımızı devletimize ve yurt yetkililerine emanet ediyoruz. Ancak yaşanan bu olay, bizleri ciddi şekilde endişelendirdi. Yetkililerden ricamız, güvenlik zafiyetlerinin bir an önce giderilmesi ve gerekli tüm önlemlerin alınmasıdır.
Kızım uzun süredir arkadaşlarıyla birlikte eve çıkmak istiyor. Ancak biz ebeveynler için özel evler, yurtlara kıyasla daha fazla endişe yaratıyor. Sürekli aklımız çocuklarımızda kalıyor.
Yurtta kalmaları bizim için daha güvenli bir seçenekken, maalesef yaşananlar bu güveni sarsmış durumda. Yaşanan olayı bir kez daha kınıyorum. Devlet yetkililerimizin konuya ivedilikle müdahil olmasını ve gerekli adımları atmasını talep ediyorum. Lütfen güvenlik tedbirleri artırılsın. Biz ebeveynler de çocuklarımız okurken başımızı yastığa rahat koyabilelim.”
Kulis: “Bu artık sistematik bir güvensizlik”
Ege Üniversitesi öğrencilerinin iletişim ağı Kulis de yaptığı açıklamada, yaşananların tekil bir olay olmadığını vurguladı:
“Bugün yurtlarda yaşanan güvensizlik, sadece kapıların kilitli olup olmamasıyla ilgili değildir. Bu güvensizlik; denetimsizliktir, ciddiyetsizliktir, sorumluluktan kaçıştır. Bu güvensizlik; öğrencilerin en temel haklarının yok sayılmasıdır.Güvenlik, idarenin keyfine bırakılacak bir tercih değil; öğrencilerin vazgeçilmez, ertelenemez bir hakkıdır. Bu yaşananlar, sene başından beri Ege Üniversitesi’nde yaşanan onlarca yurt sorunundan bağımsız değildir. Öğrencilerin yaşam alanlarında giderek büyüyen güvensizliği, ihmali ve baskıyı kabul etmiyoruz. Güvende hissetmediğimiz bir yerde yaşamayı da, okumayı da reddediyoruz.”
“Gece saatlerinde Balatçık’ta bulunan Bakırçay Kız KYK Yurdu Ek Blok’ta yaşanan olay, yurtlarda kalan öğrencilerin nasıl sistematik bir güvensizlik ortamına mahkûm edildiğini bir kez daha açıkça ortaya koymuştur. Artık bu durum tekil bir “ihmal” değil; öğrencilerin yaşam alanlarının bilinçli biçimde güvencesiz bırakıldığının göstergesidir. Böylesine ağır bir durumda dahi yetkililerin müdahalesinin ciddiyetsiz kalması, güvensizliğin ne kadar derinleştiğinin kanıtıdır. Failin yalnızca “sohbet edilerek” uzaklaştırılması, öğrencilerin hayatlarının ne kadar değersiz görüldüğünü ortaya koymaktadır. Daha da vahimi, öğrenciler bu açık tehdit karşısında güvenlik talep ettiğinde, yurt yönetiminin çözüm üretmek yerine öğrencilerle tartışmaya girmesi, kimlik bilgileri talep etmesi ve tutanak tehdidinde bulunmasıdır. Yani burada sorun yalnızca bir güvenlik zafiyeti değil; aynı zamanda öğrencilerin susturulmaya çalışıldığı, korku ve baskı ile sindirildiği bir ortamın varlığıdır”




