Gazeteci İnci Ongun ve İzmir’in “Sokak Gazetecisi” olarak bilinen Mustafa Oğuz’un Kubilay Mahallesi’ne gerçekleştirdiği ziyaret ve yaptıkları çekimler; bir yanda definecilerin talan ettiği türbeleri, yıkılan cumbalı evleri, minaresiz camileri ve girilemeyen sokakları, diğer yanda ise toprağın altından gün yüzüne çıkan antik tiyatroyu, körfeze bakan eşsiz manzarayı ve mahallesini terk etmeyen fedakâr bir muhtarın mücadelesini gözler önüne serdi.
MAHALLENİN GEÇİRDİĞİ DÖNÜŞÜM
Çekimlerin ardından Mahalle Muhtarı Ünal Kalfa ile birlikte stüdyoda gerçekleştirilen programda, mahallenin sorunları ve taşıdığı değerler ele alındı. İzmir’in tarih kokan sokaklarında zaman durmuş gibi görünse de taş duvarların ardında büyük bir yaşam mücadelesi ve kültürel bir erozyon yaşanıyor. Basmane ile Kadifekale (Pagos) arasında sıkışmış, 700 yıllık geçmişiyle Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan bir köprü vazifesi gören Kubilay Mahallesi, bir yanıyla turizm potansiyeli taşırken diğer yanıyla bürokrasi ve yoksulluk arasına sıkışmış bir tablo ortaya koyuyor.
Yaklaşık 30 yıldır mahalle muhtarlığını yapan Ünal Kalfa, mahallenin geçirdiği dönüşümü, daha doğrusu “dönüşemeyişini” ve çürüyüşünü anlattı. Bölgenin Ali Reis ve Faik Paşa mahalleleriyle birlikte Osmanlı döneminde kurulan ilk yerleşimlerden biri olduğunu belirten Kalfa, tarihin takriben 700 yıl geriye gittiğini vurguladı.
“Biz burada yaşıyoruz, biz buradayız ama sorunlarla boğuşuyoruz” diyen Kalfa, mahallelinin çaresizliğine dikkat çekti.
SİT ALANI GERÇEĞİ
Kubilay Mahallesi’nin en büyük paradoksu, sahip olduğu tarihi zenginliğin aynı zamanda mahallenin elini kolunu bağlayan bir engele dönüşmesi. Bölge 1., 2. ve 3. derece SİT alanı kapsamında bulunuyor. Bu durum kağıt üzerinde “koruma” anlamına gelse de pratikte çivi çakılamaması ve binaların kendi kaderine terk edilerek yıkılması sonucunu doğuruyor.
Muhtar Ünal Kalfa, mahalledeki evlerin bakımsızlığının artmasının temel nedenini bu yasal statüye ve mahallelinin ekonomik yetersizliğine bağlıyor. “Binalar yaşlanıp yıprandığı zaman tarihi değerlerini yitiriyor. Yeniden bir bina kurabilmemiz için belediyeler imar hakkı tanımıyor” diyen Kalfa, yıkılan evlerin yerine yenisinin yapılamadığını, bu alanların otopark bile olamayıp moloz yığınlarıyla dolu boş arsalara dönüştüğünü belirtti.
Boş alanların zamanla çöp döküm bölgelerine ve güvenlik zaafiyeti yaratan noktalara dönüştüğünü belirten Kalfa, SİT kararları nedeniyle tadilat yapamayan mülk sahiplerinin evlerinin gözleri önünde erimesini izlemek zorunda kaldığını söyledi. Yıkılan her evin yalnızca mimari bir kayıp değil, aynı zamanda mahallenin sosyal dokusunda açılan bir gedik anlamına geldiğini ifade etti.
HAYRÜNNİSA TEYZE’NİN EVİ: BİR ÇÖKÜŞÜN SEMBOLÜ
Mahalle sakinleri tarafından “Hayrünnisa Teyze’nin evi” olarak bilinen yapı, yaşanan çöküşün simgelerinden biri haline geldi. Bir zamanlar cumbalı, estetik bir yapı olan ev; mirasçıların ilgisizliği ve bürokratik engeller nedeniyle kaderine terk edilerek yıkıldı.
Yapının yıkılacağını günler öncesinden öngördüklerini belirten Kalfa, yetkilileri ve ev sahiplerini “Fırtınaya dayanamaz, yıkılacak” diyerek uyardıklarını ancak sonuç alamadıklarını söyledi. Beklenen sonun gerçekleştiğini ifade eden Kalfa, geriye tel örgülerle çevrili, hatıraların molozlar altında kaldığı hüzünlü bir görüntü kaldığını dile getirdi.
Bu örneğin, Basmane’deki yüzlerce tarihi evin karşı karşıya olduğu tehlikeyi temsil ettiğini belirten Kalfa, koruma altına alınan ancak restore edilmeyen yapıların potansiyel birer harabeye dönüştüğünü söyledi.
2026 YILINDA BİR UTANÇ TABLOSU: MİNARESİZ CAMİ
Kubilay Mahallesi’nde yaşanan ihmal yalnızca sivil mimariyle sınırlı kalmıyor; dini yapılar da aynı kaderi paylaşıyor. Mahallenin simgelerinden Selahattinoğlu Camii, 2020 yılında İzmir’i vuran depremde ağır hasar aldı ve minaresi yıkıldı. Aradan geçen altı yıla rağmen minarenin hâlâ yeniden inşa edilmemiş olması, bürokratik sürecin yavaşlığına yönelik eleştirileri beraberinde getiriyor.
Mahalle Muhtarı Ünal Kalfa, “Pandemi dönemindeki depremde yıkıldı. 2026 yılındayız, hâlâ yapılmadı. Minaresiz cami gibi kaldık” sözleriyle duruma tepki gösterdi. Defalarca başvuru yapıldığını belirten Kalfa, tarihi bir ibadethanenin bu kadar uzun süre eksik bırakılmasının mahallede sahipsizlik duygusunu derinleştirdiğini ifade etti.
DEFİNE AVCILARININ TALANI: İMAM-I CAFER-İ SADIK TÜRBESİ
Alevi vatandaşlar için büyük önem taşıyan İmam-ı Cafer-i Sadık Türbesi’nin içindeki beş mezardan dördünün defineciler tarafından kırıldığını ve türbede yaklaşık sekiz metre derinliğinde bir çukur açıldığını belirten Kalfa, 11 Şubat itibarıyla yıkım ve temizlik çalışmalarının başlayacağını, türbenin restorasyon kapsamına alınacağını söyledi.
ALTYAPININ ÇÖKÜŞÜ
Basmane’nin sorunu sadece yerin üstündeki tarihi yapılarla sınırlı değil; yerin altı da alarm veriyor. Kalfa, mahallenin altyapısının iflas ettiğini, su borularının sürekli patladığını ve asfaltların köstebek yuvasına döndüğünü belirtti.
1033 Sokak’ta girişinden sonuna kadar yaklaşık 200 metre uzunluğunda ve yalnızca 1,5 metre genişliğinde olan sokağın ortasında girişi kapatan bir elektrik direği bulunuyor. Bu direk nedeniyle sokağa ne itfaiye ne de ambulans girebiliyor.
KÜLLERİNDEN DOĞAN UMUT: PAGOS VE ANTİK TİYATRO
Tüm bu olumsuzlukların ortasında Basmane’nin ve İzmir’in geleceğini aydınlatan devasa bir proje de Kubilay Mahallesi sınırları içinde yükseliyor. Körfez manzarasına hâkim antik tiyatronun Efes kadar görkemli olma potansiyeli taşıdığı belirtiliyor.
Kazılarda tiyatronun sahnesinin, basamaklarının ve dünyada eşine az rastlanan “antik tiyatro tuvaletlerinin” (latrina) gün yüzüne çıkarıldığını aktaran Kalfa, restorasyon tamamlandığında 7 bin kişilik kapasiteye ulaşacak yapının bölgenin kaderini değiştireceğine inanıldığını söyledi.
“BASMANE GÜVENLİ Mİ?”
Yıllar önce İzmir’in köklü ailelerinin yaşadığı bu mahalleler, zamanla göç dalgalarıyla demografik bir dönüşüm geçirdi. “İzmirliler buraları terk etti, şimdi pişmanlar” diyen Kalfa, “Basmane tehlikelidir” algısına karşı çıkarak bölgenin bir şehir efsanesinin kurbanı olduğunu ve aslında emniyetli bir yer olduğunu ifade etti.