Türkiye'nin adalet arayışındaki sembol dosyalarından biri olan ve İzmir'de gerçekleşen şüpheli ölüm olayında, yıllardır süren sis perdesi nihayet aralanıyor. 13 Mayıs 2018 sabahı Narlıdere’de bir inşaat arazisinde cansız bedeni bulunan ve başlangıçta kamuoyuna "intihar" olarak yansıtılan Dorukhan Büyükışık dosyasında, mahkemenin verdiği son karar adaletin rotasını yeniden belirledi. Baba Ethem Büyükışık’ın tek başına bir ordu gibi yürüttüğü hukuk mücadelesi, dosyada adı geçen ancak bir şekilde yargı sürecinin dışında kalan "hatırlı" isimlerin yeniden sanık kürsüsüne çağrılmasını sağladı.

Adalet arayışında iki kadının cesareti umut oldu

Tunceli'de kaybolan Gülistan Doku dosyasında yaşanan son gelişmeler, İzmir’deki Büyükışık dosyasıyla paralel bir umut dalgası yarattı. Üniversite öğrencisi Doku'nun akıbetini çözmek için canını dişine takan abla Aygül Doku ve dosyayı titizlikle inceleyen Cumhuriyet Başsavcısı Ebru Cansu'nun sergilediği kararlı duruş, toplumsal vicdanın sesi oldu. Benzer bir direnç İzmir sokaklarında da yankılanıyor. Emekli Tuğgeneral Ethem Büyükışık, evladının ölümünün basit bir intihar vakası olmadığını ispatlamak için modern bir dedektif gibi çalışarak delillerin izini sürdü. Bu iki farklı coğrafyadaki benzer acılar, adaletin bazen geç de olsa tecelli edebileceğine dair inancı tazeledi.

İnşaat sahiplerinin dokunulmazlığı mahkeme kararıyla son buldu

Dosyanın en kritik noktasını, olayın gerçekleştiği inşaatın sahipleri olan Tanyer Ailesi oluşturuyor. Daha önce İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından haklarında "kovuşturmaya yer olmadığı" kararı verilen Mehmet Münir Tanyer ve Mehmet Taylan Tanyer için yargı süreci yeniden başlıyor. Savcılığın 2023 ve 2025 yıllarında verdiği iki ayrı takipsizlik kararı, ailenin itirazları ve Yargıtay’ın müdahalesiyle kadük kaldı. Şüphelilerin "bu süreçten sıyrıldık" dedikleri noktada, İzmir 1. Sulh Ceza Mahkemesi tokat gibi bir karara imza atarak, incelemenin eksik yapıldığını vurguladı ve soruşturmanın genişletilmesine hükmetti.

Suç delillerini yok etme ve kasten öldürme suçlaması

Mahkemenin 17 Nisan 2026 tarihli son kararı, sadece inşaat sahiplerini değil, olay yerinde görev yapan kamu görevlilerini de kapsıyor. Mehmet Münir Tanyer, Mehmet Taylan Tanyer, Murat Köze, Cevdet Akay, İhsan Gökmen Ellez, Gökhan Aydoğmuş, İbrahim Kazmacı ve Yiğit Aykurt’un yanı sıra, İzmir Emniyet Müdürlüğü bünyesindeki ilgili kolluk görevlileri hakkında da kasten öldürme ve suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçlarından adli süreç yürütülecek. Bu gelişme, cinayetin üzerini örtmeye çalışan mekanizmanın da deşifre edilmesi anlamına geliyor.

Eksik inceleme ve bilirkişi raporlarındaki çelişkiler

Büyükışık Ailesi’nin mahkemeye sunduğu 64 sayfalık kapsamlı itiraz dilekçesi, dosyanın nasıl karartılmak istendiğini de gözler önüne seriyor. 36 ek dosyadan oluşan delil klasöründe, bilirkişi raporları ve kamera kayıtlarındaki çelişkiler tek tek sıralandı. Mahkeme, savcılığın somut delillere ulaşılmadığı yönündeki iddiasını reddederek, toplanması gereken birçok delilin henüz dosyaya girmediğini saptadı. Özellikle olay anında müdahale eden polislerin tutumları ve adli tıp raporlarındaki muğlak ifadeler, soruşturmanın seyrini değiştirecek en temel unsurlar olarak görülüyor.

Sancılı 'otel' planları yeniden askıda
Sancılı 'otel' planları yeniden askıda
İçeriği Görüntüle

Evlat acısıyla örülen titiz bir dedektiflik hikayesi

Baba Ethem Büyükışık, mahkemenin bu kararının ardından yaptığı açıklamada, adaleti aramaya son nefesine kadar devam edeceğini vurguladı. Evladının bir cinayete kurban gittiğini bilimsel verilerle kanıtlayan acılı baba, "hatırlı aileler" veya "nüfuzlu kişiler" kavramının adaletin önüne geçemeyeceğini bir kez daha gösterdi. İzmir’in siyaseten ve ekonomik olarak güçlü çevrelerinden olan şüphelilerin, yeniden açılan bu adli soruşturma kapsamında verecekleri ifadeler, Dorukhan’ın son gecesinde neler yaşandığını aydınlatacak tek anahtar olarak duruyor. Yargı süreci şimdi, yıllardır saklanan gerçeklerin gün yüzüne çıkacağı yeni bir aşamaya evriliyor.

Kaynak: HABER MERKEZİ