SEMİ TEKTAŞ/İzmir’de dokuz yıldır büyük emeklerle İzmir Uluslararası Kadın Yönetmenler Festivali, gelecek yıl ciddi bir çıkmazla karşı karşıya kalabilir. Sponsorluk görüşmelerinde art arda gelen olumsuz yanıtlar, yalnızca ekonomik krizin değil, kültür-sanat alanına yönelik derin bir güvensizlik ve çekincenin de göstergesi. Festival ekibi ise tüm zorluklara rağmen üretmeye, görünürlük yaratmaya ve gençlere alan açmaya devam ediyor. Festival Direktörü Gülten Taranç, “Biz rant peşinde değiliz. “Bunun ülkeye ne faydası var?” diye soruluyor ama aslında uzun vadede çok büyük katkılar sağlıyor. Belki bir gün birinin yaşadığı bir sorunu biz bir filmle anlatacağız, bir farkındalık yaratacağız. Alanlarımız daralıyor ve bu yüzden bu tür platformlar daha da önemli hâle geliyor” dedi.
“Ne fayda sağlayacak” tepkisi
Yaptıkları sponsor görüşmelerinin olumsuz geçtiğini anlatan Taranç, kadın gruplarına ‘marjinal’ bir bakış açısı sergilendiğinin eleştirisinde bulunuyor. Taranç,
“Biz İzmir’de on üç sponsorluk görüşmesine gittik. Bunların on ikisi bize benzer bir yaklaşımla, “Ne fayda sağlayacak?” diye sordu. Açıkçası bu durum oldukça üzücü. Görüşmeler genelde kapalı kapılar ardında yapılıyor; sadece biz muhatap oluyor ve süreci birebir yaşıyoruz. Öyle durumlarla karşılaştık ki, örneğin bir beyefendi “Para versen bile logomu orada görmek istemem” dedi. Ben de bunun içimize sinmeyeceğini söyleyip o parayı kabul etmedim. Çünkü biz altı yıldır Kültür Bakanlığı’ndan destek alıyoruz; ancak desteklerimiz hep son anda belli oluyor. Her yıl kendilerine ulaşıp logonun önceden verilmesini rica ediyorum ki insanların kafasında soru işareti kalmasın. Çünkü kadın gruplarına karşı hâlâ “marjinal” bir algı var. Oysa biz kadın üretimini ve hikâyelerini görünür kılmaya çalışan, bu alandaki üretimin artmasını isteyen bir grubuz. Herhangi bir propaganda yapmıyoruz; her görüşten insanı bir araya getiren bir alan oluşturuyoruz” diye konuştu.

“Öğrencilere iş alanı sağlıyoruz”
Bu festivaller ile genç nesillere iş imkânı yarattıklarını söyleyen Taranç, “İzmir’e de bunu anlatmaya çalıştık. Evet, ekonomik kriz var ama bence asıl sorun insanların her şeyden korkar hâle gelmesi. “Acaba yanlış bir şey mi yapıyoruz?” diye çekiniyorlar. Oysa bizim yaptığımız iş, filmleri görünür kılmanın ötesinde, her yıl 10–15 öğrenciyi yetiştirmek, onlara referans olmak ve iş imkânı yaratmak. Çoğu sinema, televizyon ve mütercim-tercümanlık bölümü öğrencisi. Dokuz yıl içinde bu şekilde onlarca gencin iş bulmasına katkı sağladık. Ben de sinema-televizyon mezunu ve yönetmen olarak onlar için bir referans noktası oluşturmaya çalışıyorum; hem de büyük zorluklara rağmen” şeklinde konuştu.
“Bu festival İzmir’in adıyla anılıyor”
Taranç, “Artık bu işin başka bir formülünün bulunması gerektiğini düşünüyorum. Bu yıl bu konu mutlaka tartışılmalı. Biz filmlerin konuşulmasını istediğimiz için tartışmayı uzatmak istemiyoruz ama yaşananların bilinmesi önemli. Sinema salonlarındaki insanların daha duyarlı olması gerekiyor. Çünkü salon dışında karşılaştıklarımız gerçekten inanılmaz. Bazen bu işi yaptığım için kendimi kötü bir şey yapıyormuş gibi hissediyorum. Oysa bu şehrin uluslararası bir kadın yönetmenler festivali var ve bu festival İzmir’in adıyla anılıyor. Festivalimiz Türkiye’deki uluslararası festivaller arasında ilk on içinde, şu an sekizinci sırada. Antalya’nın yapılmadığı yıl ikinci sıradaydık. Ödül parası veremediğimiz için sıralamada gerideyiz; yoksa ilk beşte yer alabilecek bir festivaliz. İstanbul, Antalya, Adana, Ankara’dan sonra biz geliyoruz. Buna rağmen kimse bunun değerinin farkında değil. Herkes sadece kendi kazancını düşünüyor. Oysa biz kısa vadede kazanç sağlamasak da uzun vadede İzmir’e ciddi katkı sunuyoruz. Şehre gelen, burada film çekmek isteyen insanlar bile bunun bir göstergesi” değerlendirmesinde bulundu.
“Belediyeye devretmek istemiyoruz”
Festivali belediyelere devretmek istemediklerini ifade eden Taranç, ekonomik krizlerde ilk olarak festivalin gözden çıkarılacağını söyledi. Taranç, “Balçova Belediyesi ile ilk kez çalıştık ve çok destek oldular; keşke bir sinema salonları olsaydı. İzmir Büyükşehir Belediyesi ise en büyük destekçimiz ve iş birliği yaptığımız ana kurum. Ancak bu yıl bazı iletişim kopuklukları yaşandı ve destekleri artırılamadı, hatta azaldı. Biz festivali tamamen belediyeye devretmek istemiyoruz. Çünkü böyle durumlarda ekonomik kriz yaşandığında ilk vazgeçilen etkinlikler bunlar oluyor ve süreklilik sağlanamıyor. Dokuz yıldır bu festivali büyük emeklerle sürdürdük. Ancak gelecek yıl ana sponsorumuz bazı yasaklardan dolayı olamayacak ve bu koşullarda nasıl devam edeceğimizi ben de bilmiyorum. Bu noktaya kadar gelmiş bir festivalin “olsa da olur, olmasa da” şeklinde görülmesi çok üzücü. Oysa bu tür etkinlikler kamusal tartışma alanlarıdır; farkındalık yaratır. Nitekim yaşadığımız bir olay sonrası örgütlenme sağlandı ve konu yayıldı” dedi.
"Savaş ortamında bile yaptık"
“Ben bu festivali kişisel çıkar için yapmıyorum diyen Taranç “Aksine, her yıl maddi ve manevi büyük yük altına giriyorum. Psikolojik olarak da oldukça yıprandım. Yapmayı bıraksam ben bir şey kaybetmem belki ama İzmir kaybeder. Çünkü artık bu işten gelir elde edemiyorum; hayatımı nasıl sürdüreceğim sorusu ortaya çıkıyor. Türkiye’de bu tür işler çoğunlukla kişisel emeklerle yürütülüyor ve sürdürülebilirliği zor oluyor. Biz rant peşinde değiliz. “Bunun ülkeye ne faydası var?” diye soruluyor ama aslında uzun vadede çok büyük katkılar sağlıyor. Belki bir gün birinin yaşadığı bir sorunu biz bir filmle anlatacağız, bir farkındalık yaratacağız. Alanlarımız daralıyor ve bu yüzden bu tür platformlar daha da önemli hâle geliyor. Dokuz yıl boyunca depremde, pandemide, savaş ortamlarında bile festivali sürdürdük. Her yıl son anda iptallerden döndük ama bırakmadık. Yine yaparız, gerekirse çok sınırlı imkânlarla da yaparız. Ama artık bu şekilde devam etmek istemiyoruz. Desteklenmek istiyoruz. Çünkü yaptığımız iş belki doğrudan para kazandırmıyor ama gençler için, toplum için çok değerli” açıklamasında bulundu.
“Oysa biz hiç vazgeçmedik”
Taranç, “Salonlara 5 bin kişi gelse, bu bile önemli. İnsanlar o hafta umut buluyor, sosyalleşiyor. Özellikle gençlerin buna çok ihtiyacı var. Dijital platformlara kapanarak bir yere kadar ilerlenebilir. Sosyal beceriler gelişmiyor. Ben bu ülkeye faydalı bir şey yapmaya çalıştıkça sürekli engellerle karşılaşıyorum. Buna rağmen devam etmeye çalışıyorum. Bu festivale 27 yaşımda başladım, şimdi 36 yaşındayım ve hayatımın en güzel yıllarını buna verdim. Bırakırsam o yıllar boşa gitmiş gibi hissedeceğim. Oysa biz hiç vazgeçmedik” diyerek sözlerini tamamladı.





