Srebrenitsa soykırımının en güçlü tanıklarından biri olan Munira Subašić, Ayvalık’ta düzenlenen Teferiç etkinlikleri kapsamında Türkiye’ye geldi. Srebrenitsa’da çekirdek ailesinden 22 kişiyi kaybeden, eşi Hilmo ile oğlu Nermin’i toprağa veren Subašić, yıllardır yalnızca kendi ailesinin değil, soykırımda evlatlarını, eşlerini, kardeşlerini ve babalarını yitiren binlerce annenin sesi olarak konuşuyor.
1996 yılından bu yana Srebrenitsa ve Žepa Enklavları Anneleri Hareketi başkanlığını yürüten Subašić, hakikat ve adalet arayışını dünyanın farklı ülkelerinde sürdürüyor. Onun mücadelesi, yalnızca Bosna-Hersek’in yakın tarihine değil, insanlığın ortak vicdanına da sesleniyor.
İzmir Havalimanı’nda karşılanan Srebrenitsa Anneleri’ne Ayvalık’a kadar eşlik edildi. Beş gün boyunca süren ziyaretlerde, hem etkinliklerde hem de özel görüşmelerde savaşın geride bıraktığı derin acılar, kayıplar ve adalet arayışı konuşuldu. Munira Subašić ile yapılan röportajda zaman zaman gözyaşları hâkim olurken, görüşmede tercümanlığı İzmir Bosna Sancak Derneği eski başkanı Abdullah Gül üstlendi.

Türkiye’de gördükleri ilgi onları duygulandırdı
Ayvalık Belediye Başkanı Mesut Ergin’in davetiyle 6-11 Mayıs tarihleri arasında Türkiye’de bulunan Munira Subašić, kendilerine gösterilen ilgiden büyük memnuniyet duyduklarını söyledi. Türkiye’de sıcak, saygılı ve samimi bir karşılamayla buluştuklarını belirten Subašić, Srebrenitsa’nın unutulmaması yönündeki duyarlılığın kendileri için çok kıymetli olduğunu ifade etti.
Ayvalık Belediye Başkanı Mesut Ergin’e misafirperverliği nedeniyle teşekkür eden Subašić, Ayvalık Kaymakamı Hasan Yaman’ın destek mesajlarının da kendilerini derinden etkilediğini dile getirdi. Türkiye’de bulundukları süre boyunca Bosna-Hersek halkının yalnız olmadığını hissettiklerini söyleyen Subašić, bu dayanışmanın anneler için moral verici olduğunu anlattı.
Ayvalık’ta çok sayıda Bosna kökenli insanla karşılaşmak da Srebrenitsa Anneleri için ayrı bir anlam taşıdı. Geçmişte savaşlar, katliamlar ve baskılar nedeniyle Türkiye’ye göç etmek zorunda kalan Boşnak ailelerin torunlarının bugün hâlâ kültürlerini yaşatması, Subašić’in dikkat çektiği önemli başlıklardan biri oldu.
Nefret değil eğitim büyüttü çocukları
Küçükköy’de düzenlenen Anneler Günü etkinliğinde yaptığı konuşmada “Dünya çocuk yetiştirmeyi Srebrenitsa annelerinden öğrenmeli” diyen Munira Subašić, bu sözlerinin ardındaki anlamı röportajda ayrıntılı biçimde anlattı.
Srebrenitsa’dan sonra 5 bin 500’den fazla çocuğun annesini, babasını ya da her ikisini birden kaybettiğini hatırlatan Subašić, bu çocukların çok ağır travmalarla büyüdüğünü söyledi. Bazı çocukların babalarının öldürülmesine, bazı kadınların ise tecavüze uğramasına tanıklık ettiğini belirten Subašić, buna rağmen annelerin çocuklarını nefretle büyütmediğini vurguladı.
“Biz onları kinle değil, eğitimle büyüttük” diyen Subašić, savaşın yetim bıraktığı çocukların bugün doktor, mühendis, akademisyen ve farklı mesleklerde topluma katkı sunan insanlar haline geldiğini söyledi. Ona göre bunun en temel nedeni, annelerin acılarını intikam duygusuna dönüştürmemesi oldu.
Subašić, “Nefret insanı öldüren bir hastalıktır” sözleriyle, savaş sonrası toplumların en büyük sınavına dikkat çekti. Bir çocuğa başkalarından nefret etmeyi öğretmenin yalnızca o çocuğun değil, toplumun da geleceğini karartacağını belirten Subašić, anneliğin insanlığı ayakta tutan en güçlü değerlerden biri olduğunu söyledi.

Srebrenitsa çiçeği hafızanın sembolü oldu
Munira Subašić’in üzerinde durduğu önemli konulardan biri de Srebrenitsa Çiçeği oldu. Geçtiğimiz yıl Birleşmiş Milletler merkezinde açılan kalıcı Srebrenitsa Çiçeği anıtının büyük bir anlam taşıdığını belirten Subašić, Birleşmiş Milletler’in Srebrenitsa konusunda tarihi bir sorumluluğu bulunduğunu ifade etti.
11 Temmuz’un artık Birleşmiş Milletler tarafından “1995 Srebrenitsa Soykırımı Uluslararası Düşünme ve Anma Günü” olarak kabul edildiğini hatırlatan Subašić, bu kararın soykırım hafızası açısından çok önemli olduğunu söyledi. Ona göre Srebrenitsa Çiçeği, yalnızca Bosna-Hersek’in değil, dünyanın ortak hafıza sembollerinden biri haline geldi.
Çiçeğin 11 beyaz taç yaprağı, 11 Temmuz 1995’i temsil ediyor. Beyaz renk, soykırımda masum şekilde öldürülenlerin simgesi olarak kabul ediliyor. Çiçeğin ortasındaki yeşil bölüm ise iki anlam taşıyor: Bir yandan ölülerin yeşil örtüyle örtülmesine gönderme yapıyor, diğer yandan yaşamı ve umudu simgeliyor.
Subašić’e göre bu çiçek, geçmişi hatırlatırken geleceğe de güçlü bir mesaj bırakıyor. Yaşananların unutulmaması, inkâr edilmemesi ve dünyanın hiçbir yerinde yeniden yaşanmaması için hafızanın canlı tutulması gerektiğini söylüyor.

Toplu mezarların gölgesinde bitmeyen arayış
Munira Subašić, aradan 31 yıl geçmesine rağmen Srebrenitsa’da öldürülen birçok kişinin kemiklerinin hâlâ aranıyor olmasının kendileri için tarifsiz bir acı olduğunu söyledi.
Toplu mezarların bulunmasında kimi zaman hava görüntülerinden, kimi zaman tanıklıklardan, kimi zaman da doğanın sunduğu işaretlerden yararlanıldığını belirten Subašić, mavi kelebekler hikâyesini de anlattı. Bazı bölgelerde yabani pelin otlarının yoğunlaştığını ve bu bitkilerin mavi kelebekleri çektiğini fark eden araştırmacılar, bu alanlarda toplu mezar olabileceğini değerlendirdi.
Subašić, suçluların yalnızca insanları öldürmekle kalmadığını, bedenleri de yok etmeye çalıştığını söyledi. Toplu mezarların parçalanarak başka yerlere taşındığını anlatan Subašić, bilimin bu karanlık planı bozduğunu vurguladı. DNA analizleri sayesinde 7 binden fazla kurbanın kimliğinin tespit edildiğini belirten Subašić, hâlâ binin üzerinde kişinin bulunamadığını ifade etti.
Kendi oğlu Nermin’in kemiklerinin bile birbirinden 24 kilometre uzaklıktaki iki ayrı toplu mezardan çıkarıldığını anlatan Subašić’in sözleri, röportajın en sarsıcı anlarından biri oldu. Potočari Anıt Mezarlığı’nda birçok mezarda eksik bedenlerin yattığını söyleyen Subašić, “Benim oğlumun mezarında hâlâ sadece iki kemik var” diyerek acının hâlâ ne kadar canlı olduğunu dile getirdi.
Potočari annelerin direnişiyle kuruldu
Bugün Srebrenitsa denildiğinde akla gelen en önemli mekânlardan biri olan Potočari Anıt Mezarlığı, Munira Subašić’e göre annelerin yıllar süren kararlı mücadelesinin sonucu olarak kuruldu. Srebrenitsa Anneleri, kayıpların kimliklerinin tespit edilmesi, kurbanların onurlu biçimde defnedilmesi ve soykırım gerçeğinin inkâr edilmemesi için yıllarca kapı kapı dolaştı.
Her 11 Temmuz’da Potočari’de yeni kimliği belirlenen kurbanların toprağa verilmesi, yalnızca bir cenaze töreni değil; aynı zamanda dünyaya yöneltilmiş güçlü bir hafıza çağrısı anlamı taşıyor. Subašić, her yeni tabutun yalnızca bir aileye değil, tüm insanlığa geçmişle yüzleşme sorumluluğunu hatırlattığını söylüyor.
Bu nedenle Srebrenitsa Anneleri’nin mücadelesi, yasın çok ötesine geçen bir anlam taşıyor. Onlar hem çocuklarının kemiklerini arıyor hem de gelecekte başka annelerin aynı acıyı yaşamaması için dünyaya sesleniyor.
"Adalet olmadan barış kurulamaz"
Munira Subašić, Srebrenitsa Anneleri’nin yalnızca Bosna’daki mağdurlarla değil, dünyanın farklı bölgelerinde savaş ve katliam yaşayan ailelerle de temas halinde olduğunu söyledi. Filistinli, Ukraynalı ve başka ülkelerde evladını kaybeden annelerin kendilerine ulaştığını belirten Subašić, acının dilinin ortak olduğunu ifade etti.
Bir anne için en önemli şeyin, evladından geriye kalan bir kemiğe bile ulaşabilmek olduğunu söyleyen Subašić, bu nedenle kayıpların bulunması ve kimliklerinin belirlenmesi mücadelesinin asla vazgeçilemeyecek bir insanlık görevi olduğunu vurguladı.
Dünyanın geçmişten yeterince ders çıkarmadığını belirten Subašić, hakikatin kabul edilmediği yerde adaletin de eksik kalacağını söyledi. Ona göre barış yalnızca silahların susmasıyla kurulamaz; gerçek barış için önce suçların tanınması, kurbanların onurunun korunması ve adaletin sağlanması gerekir.
Sözlerini, Srebrenitsa Anneleri’nin yıllardır taşıdığı en güçlü mesajla tamamladı: “Adalet olmadan güven olmaz, güven olmadan da gerçek bir barış kurulamaz.”





