Engin Sarı - Günümüz Türkiye’sinde fiziksel ve psikolojik şiddet giderek artan önemli toplumsal sorunlardan biri haline geldi. Kadın, erkek, çocuk hatta hayvanlar bile şiddet vakalarında hedef halinde. Gün geçmesin ki bir kadın cinayeti okumayalım. Medyada karşımıza çıkan haberler ise buzdağının yalnızca görünen kısmı. 2008 yılından beri kadın cinayetlerine ilişkin verileri kayıt altına alan Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu 2022 yılı raporuna göre geçen yıl 334 kadın erkekler tarafından öldürüldü, 245 kadın da şüpheli şekilde ölü bulundu.

Bir zamanlar cennet diye tanımlanan, yardımseverliğin, hoşgörünün, iyiliğin baş tacı edildiği ülkemiz ne ara cinnet bir ülke haline dönüştü sorusunu yönelttiğimiz Psikolog ve Aile Danışmanı Mevlüt Ülgen, “Şiddet ve saldırganlık bir sarmaldır. Arttıkça kendini yeniden büyüyerek üretir. Geldiğimiz nokta tam da bu sanırım. Cinnet hali’’ diyerek sorumuzu şöyle yanıtlıyor:

HALK SAĞLIĞI SORUNU

“Toplumda şiddet ve saldırganlığın arttığı, toplumsal gerilimin yaşamın her alanına egemen olduğu bir dönem yaşıyoruz. Günlük haberlerde, sosyal medya paylaşımlarında şiddet, çatışma ve kavga haberleri her geçen gün artıyor. Sokakta, otobüste, hastanede, adliyede, meydanlarda şiddet görüntülerine tanık oluyoruz veya bir şekilde şiddete maruz kalıyoruz. Maruz kalmak derken sadece şiddet veya saldırganlığın birey olarak bize yönelmesi değil tanık olmak da maruz kalmaktır. Şiddet ve saldırganlık bir sarmaldır. Arttıkça kendini yeniden büyüyerek üretir. Geldiğimiz nokta, tam da bu sanırım. Sizin deyiminizle cinnet hali. Kadına, çocuğa, sağlık personeline, hayvanlara, yaşlılara, mültecilere, LGBTİ+ bireylere, azınlık gruplarına, öz kıyım olarak kişinin kendine yönelik şiddetin sıradanlaştığı, sıradanlaştığı oranda tehlike ve toplumsal sorun olarak büyüdüğü bir dönem yaşıyoruz. Şiddet bir halk sağlığı sorunudur. Acil önlem alınması gereken toplumsal bir sorundur.’’

CEZASIZLIK ETKENİ

Şiddet neden bu kadar artıyor? Bunun psikolojik açıklaması var mı?

Elbette bunun psikolojik, psiko-sosyal açıklaması var. Şiddet çok boyutlu bir kavram; sosyal, siyasal, ekonomik, psikolojik ve kültürel birçok boyutu var. Özellikle siyasal ve toplumsal gerilimlerin, eşitsizliklerin arttığı, ekonomik ve siyasal krizlerin derinleştiği, yoksulluk ve yoksunluğun büyüdüğü dönemlerde şiddetin arttığına yönelik birçok bilimsel veri bulunmaktadır. Diğer önemli bir etken de savaş ve çatışma dönemleridir. Geleceğe ilişkin kaygı, umut yitimi de şiddet yaşantısında önemli bir yer tutar. Toplumda adalet duygusunun yitimi, suçların cezasız kalması da çok önemli bir etken. Kadına, çocuğa yönelik şiddet ve istismarlarda bunu çok net görüyoruz. Aynı şekilde sağlık personeline, can dostlarımız hayvanlara, azınlık gruplarına, mültecilere yönelik şiddet ve saldırılarda da cezasızlık önemli bir etken. Adaletin yeterince işlemediğine duyulan inanç işlenen suçların cezasız kalacağını düşündürür. Bu da toplumda kişileri, kendi adaletini sağlama, meşru hukuksal ve adalet mekanizmaları dışına iter. Suça yönlendirir. Mafyalaşma, çeteleşme, bireysel silahlanma bunların bazı görünümleridir.

Türkiye’de adalete olan güven zaten düşüktü, son yıllarda bu çok çok arttı. Toplum adalet mekanizmalarına güvenmiyor. Bu sadece hukuki alanda değil tüm kamusal alandaki süreçlerin adil işlemediğine ilişkin bir inanç hakim toplumda.

SİYASETİN DİLİ

Siyasetçilerin dili, iktidarın gerilim ve kutuplaştırıcı siyaset tarzı hakkında ne söylemek istersiniz?

Şiddet ve saldırganlığın artmasında toplumsal gerilim ve kutuplaşma, ötekileştirme önemli bir yer tutuyor. Toplumsal aktörlerin, toplumda kanaat önderi konumunda olan kişilerin, liderlerin yaklaşımı ve iletişim biçimleri de oldukça önemli. İktidarın kutuplaştırıcı ve gerilimi artırıcı siyaset tarzı, dili şiddet artışında en önemli faktörler arasındadır. İktidarın yaklaşımlarıyla şiddetin farklı görünümlerinin sıradanlaştırıldığı toplumsal ve siyasal bir süreçten geçiyoruz. İktidar gibi düşünmeyenlerin, muhalefet edenlerin şiddetin farklı görünümlerine sıkça maruz kaldığı bir dönem yaşıyoruz. Hak arayan toplumsal kesimlere yönelik şiddet, muhalefet liderlerine linç girişimleri buna örnek sayılabilir. Mafya ilişkilerinin, lincin, saldırganlığın, ötekine yönelik şiddetin sıradanlaştığı magandalık ve hoyratlığın günlük yaşama egemen olduğu bir süreç.

Son olarak yapısal şiddetten söz etmek ister misiniz?

Yoksulluk, gelir eşitsizlikleri ve eşitsiz güç ilişkileri şiddetin yapısal biçimleri olarak karşımıza çıkmaktadır. İnsani ihtiyaçların karşılanmasının engellenmesi ya da insan ihtiyaçlarının karşılanabilirliğinin aslında olabileceğinden daha düşük bir düzeyde gerçekleştirilmesi de aslında şiddettir. Bunu da oldukça önemli buluyorum. Şiddetin farklı görünümleri arasında psikolojik, ekonomik boyutun da altını çizmek gerekiyor. Kişinin kültürel, siyasal, ekonomik ve sosyal haklarından mahrum bırakılması da üzerinde durulması gereken şiddettir.

Öfke ve kızgınlık insani bir duygu, ancak…

Şiddetten söz edilirken sıkça öfke ve kızgınlığa vurgu yapılıyor. Kişinin öfkeli bir kişi olması, anlık kızgınlık, patlama vb. gibi. Özellikle kadına, sağlık personeline, kişiler arası kavga ve çatışmalarda buna çok atıf yapılıyor. Bu konuda ne söylemek istersiniz.

Öncelikle öfke ve kızgınlık insani bir duygu. Koruyucu işlevi de var. Önemli olan öfke ve kızgınlığın nasıl ifade edildiğidir. Öfke ve kızgınlığın saldırganca ifade edilmesi, saldırganlığa dönüşmesi içinde yaşadığımız toplumsal koşullarla, yetişme tarzımızla, kültürel kodlarımızla ilişkilidir. Toplumsal, siyasal ve ekonomik koşullardan söz etmiştik. Yetişme tarzımız, aile ve toplumun kültürel özellikleri, şiddete maruz kalma ve şiddet ortamında büyüme şiddet yaşantısında önemli yer tutar. Şiddetin eğitim ve disiplin yöntemi olduğu, gücü gücü yetene kültürünün egemen olduğu, tarihsel ve güncel travmalar, ırkçılık, ayrımcılık, çatışma ortamında büyüme, ötekine yönelik şiddet ve saldırganlığın meşru görülmesi gibi birçok faktör şiddet yaşantısında önemlidir. Madde kullanımının yaygınlaşması, medya ve bilgisayar oyunları, tarih yaklaşımı ve derslerimizin savaş, fetih tarihi olması, tarihsel kişiliklerin toprak kazanma ve savaşçı yönlerinin öne çıkması, tarihsel travmatik üzücü olaylara yaklaşım biçimimiz şiddeti meşrulaştırıyor, kolay uygulanabilirlik konusunda bilinçaltı etki oluşturuyor kanısındayım.